Bir İktidar Aracı Olarak Darwin’cilik

  • Bir İktidar Aracı Olarak Darwin’cilik (Yahut Anti-Darwin’cilik)

    Bitmeyen evrim tartışmasının yüz ellinci yılını devirmişiz. Darwin’in doğumunun iki yüzüncü, Türlerin kökeni adlı yapıtını yazmasının da yüz ellinci yılı vesilesiyle UNSECO 2009 yılını Darwin yılı olarak ilan etmişti. Ülkemizde de birçok üniversitede bir süreden beri Darvin ve Evrim Kuramına ilişkin faaliyetlerin artışı göze çarpmakta. Fakat en son, TÜBİTAK’ın Mart 2009 tarihli Bilim ve Teknik dergisinde meydana gelen “Darwin sansürü” iddiaları, meseleyi yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı. Konuyla ilgili tartışmalara aşina olanlar için olan bitenin yeni veya şaşırtıcı olan bir yönü pek yoktu aslında.

    Darwin’in Evrim Teorisi, malum olduğu üzere, günümüzde Darwinizm (Darwin’cilik) olarak bilinen bir felsefi çatıya (paradigmaya) dönüşmüş durumdadır. Bu değerler dizisi ile dünyaya ve bilimsel verilere bakanlar, ellerindeki bulguları zihinlerindeki bu bakış açısıyla yorumlamak zorunda kalırlar. Bu sadece Darwin’cilik akımına özgü bir durum değildir elbette; zira tüm paradigmaların da etkisi yaklaşık olarak böyledir: Bakan kişinin neye-nasıl bakacağını; hatta baktığında ne göreceğini dahi dikte eden şeylerdir paradigmalar…

    Taraf veya Karşı Olmak Arasında
    Evrim teorisinin bilimselliğini sorgulamak elbette öncelikle bilim adamlarının, sonra da bilim alanında çalışmaları ve yoğun okumaları olan kişilerin işidir. Bendeniz de hem temel mesleki eğitim açısından bir biyolog, hem de hali hazırda bir tıp fakültesinde fizyoloji alanında öğretim üyesi sıfatıyla ders veren ve sinirbilimleri alanında araştırmalarını sürdürmeye çalışan bir akademi elemanı olarak yıllardır bu tartışmaların içindeyim. Bu uzun yıllar boyunca, ayrıntılarını bilimsel mahfillerde ancak tartışabileceğimiz birçok konu ile uğraşma, sayısız tartışmaya katılma şansım oldu. Neticesini kabaca şöyle özetleyebilirim: Evrime karşı yahut taraf olma seçimi, çok büyük bir çoğunluk için hiç bir şekilde bilimsel verilerin yetersizliğinden veya ikna ediciliğinden kaynaklanmıyor. İnsanlar önce bir şeylere inanıyor, ondan sonra eldeki verileri inançlarına göre yorumlayarak, bir de bunun üzerine kimi zaman ömür boyu sürecek kavgalara girişiyorlar. Şimdiye kadar bu tanıma uymayan, yani, önce bilimsel verileri alıp sonra da onlardan gerçek anlamda bir sonuç çıkarmaya çalışan bir kaç kişi ile tanışma bahtiyarlığını da yaşadım elbette. Fakat bu kişilerin en önemli ortak özelliği, gündemdeki evrim tartışmalarına hiçbir şekilde taraf olamayacak kadar gerçekçi olmalarıdır.

    Bilimi Kuran’a Uydurmak
    Yüzlerce kez söylendi: İslam’ın ve İslam dininin adeta dokularına işlediği bu ülkenin temel dini ve kültürel değerlerinin, bilimsel herhangi bir teoriyle sorunu yoktur; hiç olmamıştır. Bu topraklarda yaşayan bizler Evrim tartışmasını neredeyse “olduğu gibi” batıdan ithal edip aldık. Üstelik hazır-lop bir biçimde ithal edilen sadece Darwin’in fikirleri de değildi. “Muharref” diye nitelenen bir kilisenin bilim karşısındaki tutumu da bazıları tarafından aynen kopya edildi. İslam inancında “canlıların değişim ve dönüşümü” yahut “canlıların ortak atalardan değişim geçirerek oluşabilecekleri” fikirlerini yasaklayan hiç bir hüküm, hiç bir semavi buyruk olmadığı halde, tamamen Hıristiyan dünyasının savları olan “türlerin sabitliği” veya “her türün aynen bu günkü şekilleriyle yaratılmış olduğu” söylemleri, aynen orijinal şekilleriyle benimsendi. İthal edilen birçok düşünce ve kalıba yaptığımız muamelenin aynısını burada da uyguladık. Muhtevasına hiç bakmadan, üzerinde hiç düşünmeden aynen aldık tüm tartışmaları. İslam’da bilimsel konulara ha bire burnunu sokan kilise benzeri bir yapılanma hiç var olmadığı halde, biz onu icat ettik! Bilimsel verileri İslam’ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’e uydurmaya çalışan çok sayıda insan aslında, idraklerindeki bilimi, idraklerindeki Kuran’a uydurmaya (yahut tam tersini yapmaya) çalıştıklarını fark edemediler. Bilimin sadece insan faaliyetlerinden bir tanesi olduğu unutuldu. Kuran’ın (en azından inananlar için) insan idrakine kolayca sığdırılabilecek bir kitap olmadığı, bir “bilim ve teknik” metni olarak inmediği, fakat insanlara her fırsatta “akletmeyi” emrettiği de unutuverdi sanki. Konuyla ilgili bir derdi olmadığı için düşünce de geliştirme ihtiyacı hissetmemiş olan Türk ve Müslüman dünyası, kendini bir anda hazır ve önceden belirlenmiş bir garip kavganın içinde buluverdi…

    Bu kısır tartışmanın başka türlü sürdürülmesine de imkân yoktur zaten. Nesillerin zihinlerini sıkı bir cendereye kıstırarak iktidarını sürdürmeye gayret eden Hıristiyan Kilisesi’ne karşı kuvvetli bir tepki olarak yüceltilen Darwin’cilik ve Darwin’ci evrim kuramı, karşısında “kilise-vari” bir mutlak bağnazlık odağı olmadan yaşayamaz. Bunun açıklaması da aslında oldukça basittir: Bu gün Darwin’ci evrim olarak bilinen canlılığın kökenleri ve çeşitliliğine ilişkin teorik çatının içindekilerin çok büyük bir kısmı, doğrudan biyoloji biliminin verileridir; hatta çoğu “harc-ı alem” bilgilerden müteşekkildir. Darwin, dikkatli bir doğa bilimci olarak yaptığı gözlemlerini, inançları ile yoğurarak bir sonuca varmıştı. Kullandığı “doğal seçilim”, “güçlünün ayakta kalması”, “türlerin yeni koşullara uyum sağlaması” gibi kavramlar zaten o güne kadar herkesçe bilinen, tarım ve hayvancılıkta kullanılan, neredeyse günlük bilgilerdi. Darwin’in orijinalliği, işte bu “gerçek”lerden ve gözlemlerinden yola çıkarak, kendi zihinsel yönelimlerine uygun, metafiziksel bir kurguya ulaşmasıdır (rastgele, amaçsız, kaza eseri bir soy-oluş). İşte bu gün Darwinizm ve Yaratılışçılık arasında gözüken kavga, aslında bu metafizik alanla ilgilidir. Eğer bu kavgada, yıllarca birçokları tarafından yapıldığı gibi, gerçek bilimsel veriler de Darwin’in metafiziksel yorumları ile birlikte reddedilmeye kalkılırsa, ortaya işte böyle asırlarca bitmeyecek bir tartışma çıkması kaçınılmazdır. Metafizik alandaki yorumlar sadece insanın kendisini ve ona tabi olanları bağlar. Bir bilim adamı tarafından yapılmış olmasının da hiçbir kıymeti yoktur; zira bu alan, bilime dâhil değildir.

    Bir İktidar Aracı Olarak Darwin’cilik
    Darwin’cilik ve onunla ilişkili evrim anlayışının Hıristiyan kilise kurumuna bir tepki olarak ortaya konmuş bir metafiziksel yorum olduğunu öncelikle ve kuvvetle vurgulamak gerek. Darwin’ci evrim kuramında kullanılan biyoloji bilimine ait gerçek ve gözlemlerin bambaşka bir kavramsal çatı altında yorumlanması, yepyeni anlayışların doğmasını mümkün kılacaktır elbette. Fakat bu alanda gerçekleşen kavga, kavganın tüm tarafları için önemli bir sömürü ve getiri kaynağıdır aynı zamanda. Hem karşıtları hem de taraftarları için Darwin’cilik, insan düşüncesini iğdiş ederek, tarafların diğer siyasi-felsefi iddialarına payandalık yapma hususunda bulunmaz bir nimettir. Şu son “Darwin sansürü” hadisesini bir de bu gözle okursak, çok daha aydınlatıcı sonuçlara ulaşma ihtimalimiz var: İktidar savaşının Darwin üzerinden yürütülen bir ayağı ile karşı karşıyayız aslında. Birileri sansür haberini elinden geldiğince afişe ederek, diğerleri de adeta gözü kapalı bir biçimde savunarak, bu kavgadan azami düzeyde nemalanma peşindeler. Gerçekler ise kimsenin umurunda değil; herkesin tek umursar göründüğü konu, karşı tarafın hezimeti ve rezilliği…

    Bu kavganın iki tarafının da üst kademelerindeki insanlara bu söylediklerimin herhangi bir tesiri olmayacak; farkındayım. Onlar “sahte bilimcilik”, “kâfirlik” veya “bağnazlık” gibi ithamlarla birbirlerini yemeye devam edecekler muhtemelen. Fakat bu tip tartışmaları bir şekilde uzaktan izlerken, hararetle tarafını seçip iştiyakla veryansın etmeden önce, meselenin bu yönünü de dikkate almakta fayda var.

    Neticede, eğer bir kazancınız yoksa, bu kavgada saf tutmak hayatınızda yapacağınız en beyhude iş olabilir. Aman dikkat…

    (Haber Ajanda Dergisi’nde yayınlanmıştır)

    Sinan CANAN

    avatar

    Yayınlayan: Doc.Dr.Sinan Canan