Kapının Arkası (9. Bölüm)
Tahsin o günün akşamında, yine Necati amcanın yanında kalmıştı. Gönlü hüzün deryasına yelken açmış, sonsuzluğa kürek çekmek istercesine, bir şeyler yapmak arzusu ile yanmaktaydı. Ama ne yapabilirdi, nasıl yapabilirdi ve nereden başlamalıydı. ? İstanbul’a dönmek istemiyordu ve neden dönecekti ki? Kim vardı İstanbul’da?
TAHSİN: Necati amca; ben İstanbul’a bir müddet dönmek istemiyorum’’
İHTİYAR: Neden ki ?’’
TAHSİN: Rahmetli Eyüp’ün geride bıraktığı ailesi, çok perişan durumdaydı, onlar için bir şey yapmak zorundayım. Ne bileyim buralarda çalışıp, maddi olarak destek olmalıyım en azından’’
İHTİYAR: İyice düşündün mü? Buna mecbur değilsin biliyorsun’’
TAHSİN: Mecburum Necati amca mecburum. Cenabı Allah, bana onların ihtiyaç içindeki halini gösterdikten sonra nasıl mecbur olmayayım? Hem
beni buralarda kalmaya zorlayan sanki başka bir şey var’’
İHTİYAR: Ne gibi bir şey ?’’
TAHSİN: Bilmiyorum ama bunu hissediyorum’’
İHTİYAR; Sen bilirsin evlat, bakalım neler yaşayacaksın ve nelere kavuşacaksın’’
TAHSİN: Necati amca; kavuşmak dedin de, sanki yıllardır kavuşmayı beklediğim ve özlediğim biriyle karşılaşıp, kucaklaşacak gibi bir duygu içindeyim. İçim kıpır kıpır’’

ŞEBNEM: Bizim okuldaki müdire hanımın eşi, Sosyal yardımlaşma ve dayanışma sandığında müdür olarak çalışıyor. Taşeron şirketlerden ihale ile araba kiralıyorlar. O arabalardan birinde şoför olarak çalışmak ister misiniz ?’’
TAHSİN: İstemek ne demek? Yeter ki iş olsun, olsun ki bir yerlerden başlayayım. Gerisi Allah Kerim’’
İHTİYAR: Hadi o zaman, sabah ola hayrola’’
Şebnem hanım ertesi günü, müdire hanımla konuşmuş ve delikanlıya iş konusunda yardımcı olmasını istemişti. Müdire hanım, eşini arayarak durumu anlattıktan sonra, Tahsin’i eşinin yanına göndermişti. Müdür bey kendisi ile yakinen ilgilenmiş, firma ile görüşerek Tahsin’in şoförlük işini bağlamıştı.
Tahsin artık Necati amcanın yanında kalmak istemiyordu. Evinde hem genç bir kızı vardı, uygun olmazdı. Müdürle
görüşmesi esnasında bu durumu kendisine izah edince, bu durumu da bir çare bulundu..Sosyal Yardımlaşma Sandığının fakir ve evsiz insanlar için iki göz odadan müteşekkil evleri vardı. Bu evler, fakirlere çok düşük bir kira ile kiralanarak, yardımcı olunuyordu. Osmanlı zamanından kalma yolcu konaklama için yapılan yerleri, restore etmişler ve hizmete böyle devam etmişlerdi. Tahsin’e bu evlerden birini verdiler.
Tahsin’in kalacağı ev, şehrin arka mahallelerinden birindeydi. Hızır mescidinin yanında geçilerek gidiliyordu. Tahsin, Kahramanmaraş’ta yeni bir hayata bu mescit de başlamıştı. Demek ki buradan devam edecekti. Ev her ne kadar restore edilip, elden geçirildiyse de iyi durumda değildi. Yatacak bir çekyat, yakacak bir soba lazımdı. Elektrik sobası alacaktı ama müdürün dediğine göre bu semtte sık sık elektrik kesilmekteydi. Tahsin, ikinci el eşya satılan eski Pazar yerinden bir çekyat, bir soba ve birkaç parça mutfak eşyası almıştı. Halı ya da kilim almaya parası yetişmemişti. Kalan parayı da eşyaları götüreceği at arabasına vermişti. Çantasını almak için Necati amcanın yanına döndüğünde, durumu anlatmış, artık bu yeni evinde kalacağını söylemişti.
İHTİYAR: Evlat, şimdi sana eşya da lazım olacak. Bir müddet daha burada kalsaydın da ondan sonra yeni evine yerleşseydin ‘’
TAHSİN: Sağ olun Necati amca, Allah sizden razı olsun ama kalamam biliyorsun. Bir yerlerden başlamak zorundayım.’’
İHTİYAR: Tamam oğlum anladım ama en azından bu gece kalsaydın? Hem Şebnem gelsin bakalım. Şimdi sana yorgan lazım, battaniye lazım öyle pat diye olur mu? Kış ayındayız, yaz olsa neyse’’
ŞEBNEM: Hayırdır baba ne yazı ne kışı?
İHTİYAR: Sen mi geldin kızım? Bu bizim misafir ille de gideceğim diye tutturmuş. Ne yorganı var, ne yastığı. Zor razı ettim sen gelene kadar kalsın diye’
TAHSİN: Ben daha fazla rahatsızlık vermek istemiyorum Şebnem hanım’’
ŞEBNEM: Rahatsızlık ne demek Tahsin Bey? Hem benimle yalnız kalmıyorsunuz ki, babamda bizimle beraber, eğer çekindiğiniz buysa? Yarın size yorgan, battaniye ve halı gibi bir şeyler vereceğim. Ayrıca müdire hanımında size vereceği ev eşyaları var. Evinizi bir insanın kalabileceği duruma getirdikten sonra müsaade sizin. Yarın için izin aldım, hem evinizi temizleyelim hem de eşyaları yerleştirelim. Size yardım sandığından odun ve kömür verecekler, anlayacağınız yarın işimiz çok’’
TAHSİN. Allah razı olsun sizden, ne diyeceğimi bilemiyorum’’
ŞEBNEM: Siz oturun şöyle, ben şimdi beş dakikada yemeği hazırlarım’’
Yemek esnasında, sokağın başından, inceden inceye bir ses gelmekteydi. Yaşlı bir amca, ilahi gibi bir şiir söylüyordu. Rüzgâr sesi bazen boğuyor bazen de esiş yönü istikametinde çok net duyuruyordu.

Karanlık gecelerde, ağlayan mı kalmadı?
Gönül toprağı, aşk ile yanan mı kalmadı?
Bir mazlumun, halini soran mı kalmadı?
Yoksa bizde, gerçek iman mı kalmadı?

Düşmüşüz dünya denen dipsiz bir kuyuya
Dalmışız, adı gaflet denen bir uykuya
Kapılmışız, kendimizden emin bir duyguya
Sanki! Hazırız, O,büyük gündeki sorguya

Bir olanı sevmeyen bini sevemez
Bine gönül veren, biri göremez
Ömür tükenir bir daha geri gelemez
Bu sözlerimi dünya ehli işitemez

Aç gözünü, tefekkür eyle
Surete takılma, mana âlemini seyir eyle
Gönüller O sultana sevda besler
Kaldır nefis bendini, aksın sular seller
ALLAH deyince deryalar, coşar
ALLAH için müminler ölüme koşar
Açılsın hakikate kapalı gözlerin
Yetmez mi yazdığın bu sözlerin

Dostlar seni bekler… HADİ DER
Gel boş duruyor halkada bıraktığın yer
Gel, kapının ardına gelmedi mi Sevgili Peygamber.
Lokmalar boğazlarına dizilmişti, bu sözleri duyunca bizimkilerin. Necati amca, sofradan hemen sokağa fırladı. İnsanlar, bu sözleri söyleyen ihtiyarın yanından geçiyor ama sanki onu duymuyorlardı ya da duymak istemiyorlardı. Demiyor muydu ?’’Bu sözlerimi dünya ehli işitemez’’. Duymuyorlardı işte, duyamıyorlardı.

İHTİYAR: Selamün Aleyküm ey Allah’ın kulu. Şükür olsun ki duyduk sözlerindeki kokuyu’’
DİLENCİ: Aleyküm selam ey Allah’ın kulu. Senden başka duyanlar da var galiba?’’
İHTİYAR: Doğru dersin, bir kızım ve bir misafirimiz vardır’’
DİLENCİ: İşte ben o misafir için buradayım ey ihtiyar. Allah onun niyetinden ve amelinden öyle çok memnun oldu ki, iki cihan Sultanının kokusunu gönderdi. Çok ağladım ‘’ Allah’ım ben götüreyim, şu mübarek kulunu göreyim diye’’
İHTİYAR: Melekler de ağlar mı, ey Allah’ın kulu’’
DİLENCİ: Ağlar ya ey Allah’ın kulu, bunu sen benden daha iyi bilirsin’’
İHTİYAR: Hadi gel o zaman, gel de gör, onun için ağladığın kulu’’
Dilenci gelmiş ve sofraya oturmuştu. Önüne konan tabaktan yemeğini yerken hayran hayran Tahsin’e bakıyordu. Tahsin; ihtiyarın bakışlarının, kendisinin çok derinlerine indiğini hissediyor ama bir anlam veremiyordu. İhtiyar dilencinin eve gelmesiyle, evin içi daha bir aydınlanmış ve mis gibi kokmaya başlamıştı. O kadar güzel kokuyordu ki, böyle bir kokuyu daha önce hiç duymamışlardı. İhtiyar dilenci ‘’Melekleri bilir misiniz’’ diye soru yöneltince Şebnem hanımla Tahsin, şaşkınlıkla birbirlerine bakıştılar. Necati amca ise hiç istifini bozmadan ‘’Bilmeyiz ama galiba senden öğreneceğiz’’ diyerek cevap verdi.
DİLENCİ: Cenabı Allah, seçtiği bir takım kullarının kalplerini arındırıp aydınlatmış ve bu aydınlığın nuruyla, âlemleri ayan etmiştir. Âlemler nice insanlara göre gayb hükmündeyken, bu kullarının gözlerine ve gönüllerine zahir eylemiştir. Bu âlemlerde her ne var ise Cenabı Allah’ın bu kullarının dilinden ve gözünden, bu âleme de yansımıştır. Hatta Cenabı Allah’ın öyle kulları var ki, nice âlemlerin manasını bir elbise gibi giyip yine bir elbise gibi çıkarırlar. İşte bu kullar, göklerin ve yerin mirasçılarıdırlar ve bu kullar Sema’yı ve Arz’ı enine boyuna dolaşırlar. Hakikat gözle görülmekten yücedir dostlar çünkü gören göz, görüleni kendi istidat ve kabiliyeti ölçüsünde kat kat perdeli olarak görmektedir. Görülen, her göz için ayrı ayrı perdeler ardından görünmektedir. Madde bir perdedir ki, ilk perde budur, her göz için. İlk perde ardındaki Güneş’i gizlemek için. Zira Güneş’e perdesiz bakılıp görülmez bilesin.

Dostlar nice sır vardır ki; avama kapılar kapatılıp, kapalı kapılar ardında ehline anlatılır. Nice ehil insan vardır ki; sırrın kendisi olmuştur ama kendisi bundan habersiz olmuştur. Melekler ve cinler kendisine hayran olmuştur da her daim yanında olmuştur. Mana bir makamdır ki; her makamın Meleklerden ve ruhanilerden hizmet edenleri, taşıyıcıları vardır. Her makamın da alameti ve nişanı vardır ve her alametin de farklı farklı kokuları vardır. Bu kokuyu duyanlara, duyurandan Selam taşıyan varlıklar vardır.
İHTİYAR: Aleyküm Selam efendim Aleyküm Selam’’
TAHSİN: Melekler demiştiniz efendim’’
DİLENCİ: Bilesin ki, varlığın hakikati Melektir ama varlık katmanları içinde her boyutun ve katmanın özelliklerine göre suret bulurlar. Mülk ve Melekût âlemlerinin melekleri, bu âlemlerin kuvvetleri manasındadır.’’
ŞEBNEM: Nasıl yani? Mülk ve Melekût âlemlerinin Melekleri farklı farklı mı?’’
DİLENCİ: Farklılık özde değil, açığa çıkış ve algılanıştadır hanım kızım. Zahiri olgular ve varlıklar aslında bir perdedir. Biz burada sadece perdeyi anlatacağız arkasını ise kendimiz bulacağız’’
İHTİYAR: İnşaallah ey Allah’ın kulu İnşaallah’’
DİLENCİ: İşte size ilk perde çocuklar, varın ardını siz açın. Âdem (a.s.) secde eden Meleklerin zat’ları Âdem’e, SIR’ları ise Âdem’in yaratıcısına secde etmiştir Tıpkı, namazı eda ederken yüzünüzün Kâbe’ye, kalbinizin ise Hakk’a yönelmesi gibi’’
İHTİYAR: Allahü Ekber ey Allah’ın elçisi, Allah’ü Ekber’’
DİLENCİ: Şu üzerinde yaşanan âlem, Mülk âleminden bir âlemdir sadece. İşte bu âlem’in (4) unsurdan oluşması sebebi ile her unsurun özelliklerinde Melekler halk edilmiştir. Toprak unsuru üzere olan Melek, farklı bir Esmanın tecellisi, Su unsuru üzere olan Melek farklı bir Esmanın tecellisidir. Diğer iki unsur üzere olan Melekler de bu minval üzeredir. Atom boyutundan, galaksiler boyutuna bu iş böyledir.’’
İHTİYAR: Hıristiyanların içine düştüğü Melek çıkmazı bu sebepledir çocuklar. Mülk ve Melekût âlemlerinde, boyutsal ve katmansal açığa çıkış meselesini, idrak edemediler ve üzerinde ihtilafa düştüler.’’
ŞEBNEM: Nasıl yani? Çizilen o Melek tasvirlerinin aslı varmıydı?’’
İHTİYAR: Bazı insanlara istedikleri şekilde görünebilirler hatta görüntüde yiyip içebilirler dahi. Ancak bu hususu bilenlerin ifşası doğru değildir’’
DİLENCİ: Veliyullah’tan her beldenin bir sorumlusu vardır çocuklar. İşte bu Veli o beldenin manevi Valisi ya da muhtarı hükmündedir. Bu velilerin yardımcıları olarak, çokluktan kinaye (70) kadar Melek vardır. Daha çok insan suretinde bulunurlar. Kimiyle bir Hoca, kimiyle bir fakir suretinde karşılaşırsın. Bazen de küçük bir çocuk şeklinde karşına çıkarlar. Halkın arasına karışarak onlarla kaynaşmış durumdadırlar. Ancak! Hiç kimse onları kolay kolay tanıyamaz’’
İHTİYAR: Tanıyanlarda zaten sırrı açığa vurmaz çocuklar’’
ŞEBNEM: En yakınına dahi demezler mi ?’’
İHTİYAR: Demezler kızım, diyemezler’’
DİLENCİ: Keşif sahiplerince evrenin, Hakikat âlemi ve ahiret âlemi olarak (21) boyut olduğu ifade ediliyor. On boyut ahirete, on boyut dünyaya aittir deniliyor. İkisinin tam ortası olan ara
boyut, yarı madde-yarı manadır.
Mana tarafından madde tarafına sürekli bir akış vardır, bu akış yaratılışın devam ettiğinin göstergesidir. Ayni şekilde maddeden de, manaya bir dönüş vardır.
İnsanoğlundan düşünebilenler için Zahirden-Batın aşikâr olmaktadır, görebilenler için Batından-Zahire çıkışlar vardır. Yani zahirden-batına, batından-zahire sürekli bir akış vardır.
Okuyun
Bahsedilen bu âlem (CEM) âlemidir. Her iki âlemin (YASİN ve TAHA) özünü ve sırrını içermektedir. Ayni; insanın tek bir bedende hem HAK tarafını hem de HALK tarafını cem etmesi gibi. İnsanda da her iki âleme açılan bir kapı vardır ve bu kapı menteşelidir. Kuran’da da ayni kapıdan vardır. Cenabı Allah, bizleri bu kapıdan hayırlısı ile girmeyi nasip etsin.
İHTİYAR: Âmin efendim’’
DİLENCİ: Askerlik yaptın değil mi evlat?’’
TAHSİN: Tam adamına sordunuz efendim, daha yeni terhis oldum’’
DİLENCİ: Terhis mi oldun? Hayır, aksine askere daha yeni alındın. Manevi askerliğe tayin edildin’’
İHTİYAR: Maşaallah evlat Maşaallah’’
DİLENCİ: Gayemiz erenlerin ve erdirenlerin yolundan bu CEM âlemine ermektir. Bu âlemin, ayni askeri kışlalarda olduğu gibi bir nizamiyesi ve nöbetçileri vardır. Girenlerin manevi âleme ait rütbelerinin ve hangi komutana bağlı olduklarının yazılı olduğu kimlik kontrol edildikten sonra, kimlikte yazan rütbenin nüfuz alanı kadar yerleri gezmene ve gözlemlemene müsaade ederler ve rütbene göre muamele ederler. Yine ayni şekilde Kurmayların ve garnizon komutanının girdiği nizamiye ve gördüğü muamelenin farklı olması gibi maneviyatta ki büyük rütbelilerin bu CEM âlemine girdiği nizamiye ve müsaade edilen yerler ile gördüğü muamele farklıdır.

Zahirde olduğu gibi garnizonun, tel örgüsünün dışından, içeriyi gözetleyenler ya da tel örgüden atlayarak, kaçak olarak içeri girenlerde vardır. Bunların görüp görebileceği yerler sınırlıdır ve yakalandıklarında başlarına neler gelebileceğini Allah bilir. Bu âleme kaçak olarak girmeye çalışanlar elbette Cenabı Allah’ın bilgisi dışında değildir. İmtihan hikmetine binaen bu kadarı müsaade edilmektedir.
Bülent Gökçen
Bu bölüm ilk defa www.insanigelisim.com sitemizde yayınlanmaktadır
Kapının Arkasını hep beraber aralamak için bundan sonra, burada beraberiz dostlar..Tahsin’le birlikte öğrenmeye ve ilahi sistemin işleyişindeki hikmetleri keşfetmeye hazırmısınız ? Öyleyse Tahsin’i takip edin…Hakikate varan yolda hep beraber yürüyelim
YAZAR
dostlar diyene dost olmanın mutluluğu ile selamlar hocam…
Aleyküm Selam efendim..Dostlar sofrasına hoş geldiniz
Sn Bulent Gokcen, Tahsin’le ogrenmeye ve farketmeye devam ediyoruz.Yazandan ve yazdirandan Hak razi olsun.
Selam ve dua iel her zaman..