<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsani Gelişim Hareketi &#187; Tugay Kececi</title>
	<atom:link href="http://www.insanigelisim.com.tr/author/tugay-kececi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.insanigelisim.com.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Oct 2011 12:42:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Çok ilginç Şeyler Oluyor</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/990-cok-ilginc-seyler-oluyor-2.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/990-cok-ilginc-seyler-oluyor-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2010 18:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Çok ilginç Şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[Çok ilginç Şeyler Oluyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=990</guid>
		<description><![CDATA[Çok ilginç Şeyler Oluyor Şaşırtan gelişmelere hazırlıklı olun Tarihler 2008&#8242;in Eylül ayını gösterdiğinde, dünyanın başka bir yerinde, bazı seçkin kişilerce, biz sıradan insancıkların sıradan ve gündelik kaygılarından çok uzakta, çok...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="baslik_2">
<p style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Çok ilginç Şeyler Oluyor</strong></span></span></p>
<div class="baslik_3">
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Şaşırtan      gelişmelere hazırlıklı olun</span></span></p>
</div>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
 Tarihler 2008&#8242;in Eylül ayını gösterdiğinde, dünyanın başka bir yerinde, bazı    seçkin kişilerce, biz sıradan insancıkların sıradan ve gündelik kaygılarından    çok uzakta, çok  daha özel bir konu tartışılıyordu: Ne oldu da bozuldu bu alet    şimdi?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> Oysa ne büyük umutlarla yıllar boyu gece gündüz    çalışmışlardı üzerinde. Kolay değil yaklaşık 50 yıldır bekliyorlardı bu günü    görmek için. Sözde bu alet sayesinde, tüm dünya için çığır açacak yeni    buluşların başlangıç günü olacaktı Eylül’ün 28’i. Ama ne olduysa alet    çalışmadı işte. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Olay sabahı tüm bilim adamları ve gözlemciler büyük bir    merak içindeydiler. “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” olarak bilinen devası metal    yılan, <a href="http://www.porttakal.com/haberleri/dunya/" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.porttakal.com/haberleri/dunya/?referer=');">dünya</a>nın    gözleri önünde deneyine başladı. Ancak deney, mıknatıslarda gerçekleştiği    söylenen bir arıza nedeniyle durduruldu. 8 milyar <a href="http://www.porttakal.com/haberleri/dolar/" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.porttakal.com/haberleri/dolar/?referer=');">dolar</a> harcanan    ve 15 yıl süren araştırmalar, bir mıknatıs arızası yüzünden ertelendi. Daha    sonra ise ne olduğu öğrenilemedi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bahsettiğimiz konu, merkezi, İsviçre ve Fransa sınırında    yer alan ve herkes tarafından CERN olarak bilinen,  Cenevre yakınlarındaki     dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma laboratuarıdır. Yaklaşık 80    ülkeden 500 üniversiteyi temsil eden 6500 civarında ziyaretçi bilim insani    (dünyadaki parçacık fizikçilerinin yarısı) CERN’ gelerek kendi araştırmalarını    gerçekleştirmektedir. Nobel ödüllerini de içeren önemli kesiflerin yapıldığı    bir merkezdir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">CERN II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın fizik alanında    ABD&#8217;ye yetişebilmesi için 12 Avrupa ülkesinin ( Belçika, Almanya, Fransa,    Danimarka, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya, Norveç, Yugoslavya, ve    Yunanistan) işbirliği ile 1954 yılında kurulmuştur. En son 1999&#8242;da    Bulgaristan’ın da  katilimi ile üye sayısı 20&#8242;ye gözlemci ülke sayısı da 8&#8242;e    çıkmıştır. (Türkiye 1961&#8242;den bu yana gözlemci statüsünü sürdürmektedir.) </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">CERN’ de yürütülen araştırmaların esas amacı maddenin    yapısını ve maddeyi bir arada tutan kuvvetleri anlamaktır. İnsanlığın    asırlardır yürüttüğü maddenin yapısını anlamak amaçlı büyük çabanın arenası    bugün parçacık hızlandırıcılarıdır. Parçacık hızlandırıcılarında en yüksek    enerjilere ve çarpışma sayılarına erişmek, çarpışmalardan çıkan çok sayıdaki    parçacığı algılayabilmek, mevcut teknolojinin sınırlarını zorlamaktadır. CERN,    bu tip temel bilim araştırmalarının yanında, yarinin teknolojilerini    geliştirmekte çok önemli bir rol oynamaktadır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">İşte o dev yılanın, o büyük gösterisini sunmasına engel    olan arızasından yaklaşık 1 yıl sonra, CERN’de görevli saygın iki bilim adamı    Ogünlerde olanlar hakkında çok ilginç bir makale kaleme aldılar. Önce saygın    fizik sitesi arxiv.org’da sonra da NewYork Times  Gazetesi’nde yer alan yazıya    göre, <strong><em>o gün yaşanan arızanın arkasında gelecekten gelen bazı kişilerin    parmağı olduğu söylenmektedir.(!)</em></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 21.3pt; line-height: normal; margin: 0pt 0cm 0pt -7.1pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 14.2pt; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bizde buradan yola çıkarak işin aslını ve ne gibi olası    durumlara neden olunabileceğini sizlerle paylaşmak istedik. Fakat öncesinde    çeşitli gerekçelerle karmaşık, anlaşılmaz ve çetrefilli hale getirilmiş  bu    bilimsel sürecin daha iyi anlaşılmasının gerektiğini düşünerek, çok detaya    girmeden bilinmesi gerektiği kadarıyla bazı ön bilgiler vermek istedik. Bu    itibarla, bahsi geçen gelecekten gelme olayının detayına girmeden önce CERN’in    kısa bir geçmişi ve ne gibi işler olduğunu anlatmak daha doğru olacaktır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> Bir sonraki yazımızda, uzun süre CERN’de görev  yapmış    bir Türk Bilimadamı’yla  CERN&#8217;e ve yapılan çalışmalara dair yapılmış  özel bir    röportajı yayınlayacağız. Sonrasında ise araştırmalarda bugün gelinen noktayı,    görünen ve görünmeyen gerçekleri, zaman yolculuğu ve Yecüc Mecüc ilişkisi gibi    konulara değinmeye çalışacağız.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bu süre içinde fikirleriyle yazılara katkıda bulunmak    isteyen okuyucularımız için iletişim adresi vermek istiyorum: </span></span></p>
<p style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
</div>
<div class="baslik_3">
<p style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Röportaj: CERN’de Maddenin Sırlarını Keşif İçin Evrenin    Bebekliğine Dönülecek</span></span></p>
</div>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Tekrar merhaba. Bir önceki yazımızda, 1 sene önce CERN’de  yaşanan büyük hayal kırıklılığının(!) temel sebebi olarak, gelecekten belen bazı  kişilerin müdahalesi olduğunu söyleyen iki bilim adamından bahsetmiştik.  Bu  yazımızda da CERN hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak adına, uzun yıllar  orada görev yapmış,  Türk Kökenli Bilimadamımız’la yapılan özel bir röportajı  yayınlayacağımızı söylemiştik. Aşağıda bu bahsi geçen röportajı bulacaksınız. Bu  şekilde hem CERN hakkında hem de 2008 Eylül’de yapılması umulan fakat  yapılamayan deney hakkında daha detaylı bilgi sahibi olunacaktır. (Röportaj 2008  Nisan tarihli olduğundan ilgili deney hakkında yapılacak diye söz edilmektedir.)</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Röportaj: CERN’de Maddenin Sırlarını Keşif İçin Evrenin  Bebekliğine Dönülecek</strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong><img src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/10/cern-deneyi1.jpg" border="0" alt="" width="368" height="196" /></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 200%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Kainatın yaradılış tarihinde ikinci defa deneyle oluşturulacak olan ve güneşin  merkezindeki sıcaklığın 100 bin katı bir sıcaklığa ve ışık hızının yüzde 99,99  una ulaşılacak deneyde maddeye ait sırlar aralanmaya çalışılacak. Bir kaç aydır  dünyanın gündemine oturan bu soruları CERN´e Almanya adına katılacak olan genç  Bilim adamı Sedat Altınpınar ile konuştuk. Genç Bilim adamı Altınpınar dünyada  tek iyon hızlandırıcısı olan Ağır İyon Araştırmaları Kurumu (GSI)´unda  araştırmacı olarak çalışıyor. Başta nükleer fizik, atom fiziği, materyal  araştırma ve tümör terapisi olmak üzere farklı çalışmaların da yapıldığı GSI,  Periyodik cetveldeki 107 ve 112 no´lu elementlerin keşfedildiği dünya çapında  bir araştırma kurumu.<br />
 <strong><em>CERN´de yapılacak LHC deneyi nedir? Bu deneyi diğer deneylerden farklı  kılan ne?<br />
 </em></strong>Bu deney teknik ve teknolojik açıdan gerçekleştirilmesi ilk defa mümkün  olabilecek bir deney. Bu deneyde kurşun atomu çekirdekleri çarpıştığında oluşan  sıcaklık ve basınç günesin merkezindekinden 100 bin kat daha fazla bir seviyeye  çıkacak. Deneyin hedefi bu kadar yüksek ısı ve basınçta oluşan şartlarda maddeye  ait özellikleri araştırmak. Bunu yaparken de evrenin ilk oluşum sürecinde bir  kereye mahsus gerçekleşmiş olan, enerjinin maddeye dönüşüm aşamalarını çok  yüksek hızda kurşun parçacıklarının çarpıştırılmasıyla mini boyutlarda  gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Bilindiği gibi evrenin oluşumu ile ilgili teorilerin  izah edemediği bir çok belirsizlik var.<br />
 <strong><em>Bir süredir fizikçiler başta olmak üzere dünya kamuoyunu meşkul eden CERN´de  yapılacak LHC deneyi Karadelik oluşturarak dünyanın sonunu mu getirecek ? Yoksa  maddenin sırlarını aralayıp insanoğlunun hayatını mı kolaylaştıracak!<br />
 </em></strong>Kainatın oluşumunda ilk önce sırf enerji diyebileceğimiz bir ışınım  evresi var. Sonra çok kısa bir zaman diliminde evrenin genişlemesi ile gelişen  bir süreçte maddeler oluşmaya başlıyor. Yani enerji maddeye dönüşmeye başlıyor.  Daha sonra Atom çekirdeklerinin, proton ve notron şeklindeki yapıtaşlarının  oluştuğu safha gerçekleşiyor. İşte bu oluşum sürecinde proton ve notron´u  oluşturan Quarklar´ın belli kombinasyonlarla birlikte değil de henüz serbest  halde dolaştığı bir zaman dilimi var. Bilim adamlarınca varsayılan bu safha  fizikte Quark Gluon plazma olarak isimlendiriliyor. Eğer bu deneyle maddenin  oluşum sürecinde böyle bir evrenin olduğunu tespit edebilirsek, dünyanın yaşı  olan 13,7 milyar yıldır var olmayan bir fiziksel ortamın oluşmasını sağlamış  olacağız ki maddenin sırlarına vakıf olmamız adına bu tarihi bir olay bizim  için.<br />
 <strong><em>CERN deneyi ile maddeye ait hangi sırlar keşfedilmek isteniyor?<br />
 </em></strong>CERN´deki hızlandırıcıda dört büyük deney yapılacak. Bunlardan ALICE  Deneyi özellikle bahsettiğimiz Quark Gluon Plazmasını incelemek üzere  tasarlandı. Bu deneyde neredeyse ışık hızına çok yakın bir hızda atom  çekirdekleri çarpıştırılarak çok yüksek ısıda maddeye ait sırlar tespit edilmeye  çalışılacak. Normalde atom çekirdeğindeki proton ve nötronların içindeki  Quarklar paketlenmiş vaziyette ve sınırlı araştırılma imkanına sahip. Ancak  yüksek ısılara ulaşıldığında proton ve nötronların alt elementleri olan Quarklar´ın  serbest halde bulunduğu plazma safhasında o küçüklükteki parçacıklara ait çok  değerli bilgilere ulaşmak mümkün. Bu ortam ilk olarak evrenin oluşum anında,  kainatta var olan enerji yoğunluğunun patlamadan sonra maddelerin oluşumuna  doğru gelişen ve zamanın çok küçük bir diliminde bir kereye mahsus meydana  gelmişti. Bu ortam yapay olarak gerçekleştirilerek atom altı dünyaya ait şimdiye  kadar bilmediğimiz özel bilgilere ulaşacağız. Hızlandırıcıdaki diğer deneyler  olan ATLAS, CMS ve LHCb deneyleri ile de yine maddenin özelliklerinden kütlenin  kaynağının ne olduğu ve yine kütlenin kaynağına dair etkisi olduğu varsayılan  Kara Madde ve Higgs parçacığıyla ilgili tespitler yapılmaya çalışılacak. Tabi  bunun yanında bu çarpışmayla muhtemelen yeni parçacıkların tespiti mümkün olacak  ve madde anti-madde ilişkisi incelenecek. Bu anlamda deneyle ortaya çıkabilecek  gelişmeler fizikte devrim niteliği taşıyor.<br />
 <strong><em>Kütlenin oluşumunda etken olduğu varsayılan Higgs Parçacığı´nın tespiti bu  deneyle mümkün olabilecek mi?<br />
 </em></strong>Bu parçacığın daha önce Amerika&#8217;daki Tevatron hızlandırıcısında  bulunacağı düşünülüyordu, ondan önce de başka hızlandırıcılarda. Bulunamayınca  teoriler deneylere adapte oldu ve deneylerden edinilen tecrübelerle yeni  hesaplar yapılarak yeni teoriler şekillendirildi ve yeni deneyler kuruldu. Artık  bu, Higgs parçacığı ile ilgili öyle bir seviyeye geldi ki, eğer böyle bir  parçacık varsa bu deneyde mutlaka ortaya çıkarılabilecek. Deneyde ortaya  çıkmazsa böyle bir parçacığın olduğuna dair teorilerde değişikliğe gidilmesi  neticesini doğuracak ve demek ki kütlenin etken maddesi Higgs değilmiş denecek.<br />
 <strong><em>Evrenin ilk anları yapay olarak gerçekleştirilecek dediniz. Bu nasıl  mümkün olabilecek?<br />
 </em></strong>Evren çok ağır bir şey biz bu deneyde sadece çok küçük bir hacimde bu  kadar yüksek enerji miktarına ulaşabiliyoruz. Evren meydana geldikten saniyenin  onbinde biri kadar bir zaman sonra evren bahsettiğimiz plazma halindeydi.  Deneyimizdeki nükleer çarpışmalarda yüksek sıcaklık sebebiyle maddenin o hali  çok küçük miktarda yeniden üretilecek.<br />
 <strong><em>CERN´deki deneyde karadelik oluşacağı ve dünyayı yutacağı söyleniyor.  Amerika&#8217;da iki bilim adamı deneyi mahkemeye verdi. Son olarak Nürnberg´te bir  bilim adamının iddiaları var. Bu deneyin söylendiği gibi dünya için bir tehlike  oluşturma ihtimali nedir?<br />
 </em></strong>New York Times´tan tutun bir çok Alman yayın organında da bu konuda bir  çok yazı çıktı tabi. Bu haberler arkadaşlarla konuşurken bizim reklamımızı  yapıyorlar diye konuşup şakalaşmamıza neden oluyor. Deneyde oluşabilecek mikro  karadelikler bizim için yine karadeliklerin incelemesi adına çok iyi bir fırsat.  Bu karadelikler, eğer oluşursa tabi çok çabuk bir şekilde bozunuyor zaten. Ya  ışıma yaparak tümden buharlaşıyorlar ya da kararlı hale gelip yeni bir parçacık  oluşturuyorlar. Günesin merkezindeki sıcaklığın yüzbin kati ürkütücü bir rakam  gibi gelebilir ama bu sadece bir atom çekirdeği kadar küçük bir hacimde geçerli.  Normo alemde yani insan düzeyinde oluşan enerji iki sivri sineğin çarpışması  gibi bir şey.<br />
 <strong><em>Deneyde çok büyük bir ısı ortaya çıkacak. Bu ısıyı kontrol altında tutmak  nasıl mümkün olacak?<br />
 </em></strong>CERN de yapılacak deneyde ortaya çıkan ilginç özelliklerden biri de  ilginç bir kontrastı barındırması. Hızlandırıcıda kullanılacak mıknatısların  çalışırken, çok yüksek elektrik akımı sebebiyle -271 Santigratlık bir soğukluğa  ulaşması gerekiyor ki, bu deney alanının evrendeki en soğuk nokta olacağı  anlamına geliyor. Buna mukabil bu buz gibi hızlandırıcı evrenin en sıcak  maddesini üretecek. Ancak çarpışmayla oluşan bu ateş topu çok süratli bir  şekilde genişleyecek ve buna bağlı olarak ta soğuyacak. Dolayısıyla deney  aletlerimiz açısından bir sıcaklık önlemi almamız gerekmiyor.<br />
 <strong><em>Deneyler amacına ulaşırsa Fizik dünyası adına bu ne anlama geliyor ?  Günlük insan yaşamına somut etkileri, dönüşümü olacak mı?<br />
 </em></strong>Fizik bilimi aslında en merkezi sorularına cevaplar bulacak. Fakat bir o  kadar yeni soruların doğacağından da eminim. Günlük yasama olacak etkisine  gelince, biliyorsunuz Internet CERN&#8217;de doğdu. Bugün İnternette kullanılan bilgi  transfer protokolü zamanında bir Fizikçi olan Tim Berners-Lee tarafından CERN&#8217;de  icat edildi. Sadece ALICE deneyinin bir alt sistemi olan TRD detektörü icin çok  hızlı işlem yapabilen paralel mikroişlemciler geliştirildi. Örnekler  çoğaltılabilir. Sadece deneyin kurulması bile beraberinde teknolojik yenilikleri  getiriyor. Uzun vadede ise daha farklı meyveleri de olacaktır.<br />
 <strong><em>CERN deneyi ne zaman yapılacak?<br />
 </em></strong>Tarih henüz kesinleşmedi. Yaz´a doğru Temmuz veya Ağustos aylarında  olabilir. Bu ancak çok hassas bir sürü detayın olduğu 27 km. uzunluğundaki deney  düzeneğinde bir şeylerin ters gitmemesi ile ilgili. Böyle büyük deneylerle  ilgili genel tarih belirlendikten sonra her şey yolunda gitmiş ise bütün  deneylere hazır ol komutu gelir. Komut geldiğinde, bu iki ay sonra deney  başlatılacak anlamına gelir. Henüz böyle bir komut gelmedi. Bir bölümde bir  problem çıksa bu hızlandırıcının tamamının tekrar ısınması ve soğutulması  anlamına geliyor ki ısıtma ve tekrar soğutma işlemi haftalar sürebilir.Tabi  herkes CERN hızlandırıcısının ve deney düzeneğinin bu yaz yapılacak olan CERN´in  resmi açılışına de yetiştirilmesini çok önemsiyor.<br />
 CERN İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa&#8217;nın fizik alanında ABD&#8217;ye  yetişebilmesi için 12 Avrupa ülkesinin (Belçika, Almanya, Fransa, Danimarka,  Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya, Norveç, Yugoslavya, ve Yunanistan)  işbirliği ile 1954 yılında kurulmuştur. Kurulduğundan bu yana Merkez, çok geniş  katılımlı uluslararası işbirliğinin başarılı bir örneği olarak hizmet  vermektedir. CERN&#8217;e üye ülke sayısı 20&#8242;dir. Gözlemci statüsündeki ülkeler;  Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, İsrail, Japonya, Rusya Federasyonu ve  Türkiye&#8217;dir. Ayrıca, Avrupa Komisyonu ve UNESCO da gözlemci olarak temsil  edilmektedir. Türkiye 1961&#8242;den bu yana gözlemci statüsünü sürdürmektedir.  Gözlemci olan ülkelerin hak ve yetkileri, konseyin açık toplantılarına katılmak,  bu toplantıların gündem ve dokümanlarını temin edebilmek, ve Konsey Başkanının  daveti ile müzakerelere katılabilmektir.</span></span></p>
<p><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em>29 April 2008, Tuesday<br />
 DURSUN ÇELIK DARMSTADT</em></span></span></p>
<p><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em>Kaynak: <a href="http://www.eurozaman.com" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.eurozaman.com?referer=');">www.eurozaman.com</a></em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bir sonraki yazıda görüşmek üzere… </span></span></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; padding-top: 5px;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>B. Tugay Keçeci</strong></span></span></p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; padding-top: 5px;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><a href="mailto:btkececi@gmail.com">btkececi@gmail.com</a></span></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="1009" title="1" title="12 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/990-cok-ilginc-seyler-oluyor-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stresin Düşmanı Koku!</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2450-stresin-dusmani-koku.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2450-stresin-dusmani-koku.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 07:57:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilişsel Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Ayten]]></category>
		<category><![CDATA[Buna]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul üNiversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Koku]]></category>
		<category><![CDATA[Kokular]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Nun]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2450</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim  üyesi  Prof. Dr. Ayten Altıntaş, “koku”nun Türk tıp tarihinde psikolojik tedavide uygulandığını söyledi.   Osmanlı tıp tarihinin yüzde...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim  üyesi  Prof. Dr. Ayten Altıntaş</strong>, “koku”nun Türk tıp tarihinde psikolojik tedavide uygulandığını söyledi.</p>
<div id="attachment_3201" class="wp-caption aligncenter" style="width: 348px"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/06/koku1.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/06/koku1.jpg?referer=');"><img class="size-full wp-image-3201" title="koku" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/06/koku1.jpg" alt="" width="338" height="223" /></a><p class="wp-caption-text">Stresin Düşmanı Koku!</p></div>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p>Osmanlı tıp tarihinin yüzde 60′ının sağlıklı hayat hakkında olduğunu hatırlatan Altıntaş, o dönemde insanların öncelikle  hastalıktan  korunmayı hedeflediklerini, hasta olmaları halinde şifa aramayı ilke edindiklerini ifade etti.</p>
<p>Altıntaş, Türk tıp tarihinde kokunun insan üzerine etkilerinin araştırıldığını, yıllar  süren  çalışmalar ve tecrübeler sonucu, bitkilerin ve bitki esanslarının birçok hastalığı önleyici ve şifa verici etkisi olduğunun anlaşıldığını kaydederek, şöyle devam etti:</p>
<p>”Türk tıp tarihinde <strong>İbn-i Sina ve Biruni</strong> gibi ünlü tıp alimleri, birçok bitki ve kokusu gibi, gülün de birçok hastalığı önleyici ve giderici olduğunu söylemiş ve hastalar üzerinde uygulamışlardır. Bu alimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmış ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir. Nitekim, bir Alman araştırma grubu, denekleri gül kokulu bir odada uyuttuktan sonra zeka ve algılama seviyelerinin arttığını görmüş, daha sonra bir Türk araştırma grubu da gülle beslenen farelerin hafızalarının güçlendiğini ispatlamıştır.”</p>
<p>Osmanlı hekimlerinin, <strong>Mevlana’nın ”Koku, gönül gözünü açar”</strong>tavsiyesiyle insanların tabiatlarını çok iyi tanıyarak, buna göre kokular belirlediklerini anlatan Altıntaş, şöyle konuştu:</p>
<p>”Stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanlar <strong>lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumu kokusu</strong> kullanabilir. Aynı kokular, sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına yardımcı olur. Bebeklerin çok sıcak ve nemli vücutları olduğu için serin ve ferahlatıcı kokulardan doğal menekşe kokusu, ergenlik dönemindeki gençlerin hormonları yoğun ve yüksek olduğundan, hırçınlaşmalarını engellemek için serinletici kokulardan <strong>gül, menekşe, limon, bergamut esanslı </strong>kokular tavsiye edilirken, yaşlıların vücutları kuru ve soğuk olduğundan ısıtıcı kokulardan biberiye ve tarçın kokuları kullanılması önerilir.”</p>
<p>Geçmişte örnekleri görülmesine rağmen günümüzde kokuların tıpta aroma terapi haricinde kullanılmadığını kaydeden Altıntaş, kokunun tedavideki öneminin, ilerleyen yıllarda artacağını vurguladı.</p>
<p>İnsan bünyesinin doğal kokulara reaksiyon gösterdiğini, şimdiki kokuların sentetik olması sebebiyle beklenen tepkinin görülmeyeceğini hatırlatan Altıntaş, bugün doğal gülün bulunduğu ender yerlerden biri olan Isparta’da bile <strong>3 ton gülden 1 kilogram saf gül esansı</strong> çıktığını bildirerek, genelde ihraç edilen bu esansın, altından daha değerli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Altıntaş, <strong>stres verici meslek dallarında çalışanlar ve uyku problemi olanların, lavanta kokusu, çörek otu ve üzerlik tohumunun</strong> faydalı olabileceğini, aynı kokuların sürekli ağlayan bebeklerin rahatlamasına da yardımcı olduğunu kaydetti.</p>
<p>Altıntaş, kokunun tarih boyunca özellikle bayanlar tarafından önem taşıdığına değinerek, şunları söyledi:</p>
<p>”Tarihte koku, insanları etkileme konusunda o kadar önemlidir ki 12. yüzyılda Mısır Kraliçesi olan Kleopatra, güzel bir kadın olmamasına rağmen Mısır rahiplerine hazırlattığı kokularla döneminde nam salmış, gülün de içinde bulunduğu esanslarla büyük bir etki meydana getirmiştir. Babil ve Çin’de de kraliçeler çekici bulunmak için gül ve zambak kullanmışlardır.”</p>
<p><strong>kaynak</strong>:<a href="http://tkececi.wordpress.com/2010/06/24/stresin-dusmani-koku/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/2010/06/24/stresin-dusmani-koku/?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/2010/06/24/stresin-dusmani-koku/</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="6268" title="1" title="11 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2450-stresin-dusmani-koku.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kötü anılar silinebilir mi?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2446-kotu-anilar-silinebilir-mi.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2446-kotu-anilar-silinebilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 07:51:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişsel Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Aylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bdnf]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Bu]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Etti]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kilit]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Proteini]]></category>
		<category><![CDATA[Quirk]]></category>
		<category><![CDATA[Stres]]></category>
		<category><![CDATA[Ters]]></category>
		<category><![CDATA[Uzman]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Veya]]></category>
		<category><![CDATA[Ya]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2446</guid>
		<description><![CDATA[Kötü Anılar Silinebiliyor Bilim adamları, BDNF proteinin travma sonrası stres bozukluğunu yok edebilme becerisine sahip olduğunu tespit etti. Portoriko Üniversitesi’nden bilim adamları, fareleri, stres refleksine neden olan elektrik akımı ile...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 class="header"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Kötü Anılar Silinebiliyor</span></h1>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><br />
<object id="player" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="315" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="player" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="flashvars" value="file=http://www.psikoyorum.tv/videos/1011094687sgtpgundem08112010.flv&amp;image=http://www.psikoyorum.tv/img/vid-preview.gif" /><param name="src" value="http://www.psikoyorum.tv/swf/player-viral.swf" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="player" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="315" src="http://www.psikoyorum.tv/swf/player-viral.swf" allowfullscreen="true" flashvars="file=http://www.psikoyorum.tv/videos/1011094687sgtpgundem08112010.flv&amp;image=http://www.psikoyorum.tv/img/vid-preview.gif" allowscriptaccess="always" name="player"></embed></object><br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Bilim adamları, BDNF proteinin travma sonrası stres  bozukluğunu yok edebilme becerisine sahip olduğunu tespit etti. </strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: Tahoma;"> <a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/06/kotuanılarsilinebilirmi.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/06/kotuan_larsilinebilirmi.jpg?referer=');"> <img class="aligncenter size-full wp-image-3185" title="kotuanılarsilinebilirmi" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/06/kotuanılarsilinebilirmi.jpg" alt="" width="444" height="333" /></a> </span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Portoriko Üniversitesi’nden bilim adamları, fareleri,  stres refleksine neden olan elektrik akımı ile ses sinyali arasında bağlantı  kurmaya koşullandırdı.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Farelerin beyninin duygusal hafızanın oluşumunda rol  oynayan bölümüne hafıza ve öğrenmede kilit öneme sahip BDNF (Beyin Kökenli  Nörotrofik Faktör) proteini enjekte edildi.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Hayvanlar koşullandırılırken verilen ses sinyali tekrar  verildiğinde, farelerin korku ya da kaygı hissetmediği belirlendi.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">“Science” dergisinde yayımlanan araştırmaya imza atan  bilim adamlarına göre, bu durum tehlike veya korku hissi uyandırmayan başka bir  anının, “strese neden olan öğrenilmiş anının” yerini aldığını gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">İnsanın BDNF proteinini doğal olarak ürettiğini  vurgulayan bilim adamlarından Gregory Quirk, travma geçiren kişilerin kötü  anılarını unutabilmesi için beyin tarafından üretilen bu proteinin  salgılanmasını sağlamanın yeterli olabileceğini belirtti.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Bazı ilaçların BDNF proteini üretimini artırdığını, ancak  bunun için uzun tedavi sürecinin gerektiğini, ayrıca bu ilaçların duygulara  duyarlılığı artırarak ters etki gösterebildiklerine dikkati çeken Quirk,  araştırma sonuçlarına göre başka ilaçların geliştirilebileceğini söyledi.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"> <img title="cdfdf" src="http://media2.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/_Cover/8146-12-memor.hlarge.jpg" alt="" width="373" height="161" /></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>Fransız Travma Uzmanının Görüşü </strong><br />
 Portoriko Üniversitesi’nden bilim adamlarının araştırma sonuçlarını yorumlayan  travma uzmanlarından Fransız François Ducrocq, mevcut tedavilere göre hızlı etki  göstermesi nedeniyle araştırmanın “ilgi çekici” olduğunu belirtti.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Normalde tedavinin aylar sürdüğünü, ancak bu araştırmada  48 saatte kötü anının yerini başka bir anının aldığını söyleyen uzman, ancak  bunun sadece hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırma olduğunu vurguladı.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Ducrocq, bu tür bir ilacın geliştirilmesinin hem zor hem  de etik sorunlara neden olabileceğine işaret etti.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;">Konuya ilişkin makale, Fransız “Le Figaro” gazetesinin  internet sitesinin<a href="http://www.lefigaro.fr/sante/2010/06/09/01004-20100609ARTFIG00762-sur-la-piste-d-un-remede-pour-effacer-les-mauvais-souvenirs.php" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.lefigaro.fr/sante/2010/06/09/01004-20100609ARTFIG00762-sur-la-piste-d-un-remede-pour-effacer-les-mauvais-souvenirs.php?referer=');"> <strong>şu adresinde</strong></a>yer alıyor.</span></p>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong>kaynaklar:</strong></span></p>
<p>http://www.mcaturk.com/KOTU-ANILAR-5-SAATTE-SILINDI_7045.html</p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong> <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25105279/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.ntvmsnbc.com/id/25105279/?referer=');"> http://www.ntvmsnbc.com/id/25105279/</a></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma;"><strong> <a href="http://www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=7d0d42a2-f377-43e0-8076-ec0e27711ee4" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=7d0d42a2-f377-43e0-8076-ec0e27711ee4&amp;referer=');"> http://www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=7d0d42a2-f377-43e0-8076-ec0e27711ee4</a></strong></span></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="358" title="1" title="14 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2446-kotu-anilar-silinebilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilimhaber: DNA’yı kullanarak yaşayan bir hücre oluşturuldu!.</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2380-bilimhaber-dna%e2%80%99yi-kullanarak-yasayan-bir-hucre-olusturuldu.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2380-bilimhaber-dna%e2%80%99yi-kullanarak-yasayan-bir-hucre-olusturuldu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 11:08:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2380</guid>
		<description><![CDATA[İnsan yapısı yapay  canlı üretmenin mümkün olup olmadığı sorusuna cevap arayan J. Craig Venter Enstitüsü bilimadamları, oluşturdukları hücrenin dünyada yaratılmış ilk sentetik hücre örneği olduğuna dikkati çekti. ﻿ Basına yaptığı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan yapısı yapay  canlı üretmenin mümkün olup olmadığı sorusuna<br />
cevap arayan J. Craig Venter Enstitüsü bilimadamları, oluşturdukları hücrenin<br />
dünyada yaratılmış ilk sentetik hücre örneği olduğuna dikkati çekti.<br />
﻿</p>
<p><img title="gsf" src="http://www.yazete.com/pics/news/210520100212383000147_2.jpg" alt="" width="230" height="144" /></p>
<p>Basına yaptığı açıklamada, ekibiyle birlikte hayata geçirdikleri<br />
projenin, çeşitli kullanım amaçları için doğada görülen biçimlerinden daha farklı<br />
şekilde işleyen organizmalar yaratmak gibi çok daha zor bir hedefin önünü<br />
açtığını belirten enstitünün sahibi Venter, yaptıkları işi şöyle tanımladı:<br />
“Bilgisayar örneğini kullanırsak yaptığımız işi, yaşamı bir türden başka<br />
bir türe, yazılımını değiştirmek suretiyle, aktarmak olarak tanımlayabiliriz”.</p>
<p>Oluşan hücreye ilişkin raporun  Science adlı bilim dergisinde<br />
yayınlanacağını belirten Venter, yarattıkları hücrenin doğada görülen, kendi<br />
kendini yenileyen türler arasında, ebeveyni bir bilgisayar olan ilk örnek<br />
olduğunu söyledi.</p>
<p>Harvard Tıp Okulundan Dr. George Church, Venter ile ekibinin çalışması<br />
hakkında yaptığı değerlendirmede, “Bu, çeşitli elverişli uygulamalar için<br />
potansiyeli bulunan önemli bir dönüm noktası” dedi.</p>
<p>Bilimadamları, Venter ile ekibinin buluşunun, sonuçta, <a name="aspx1"></a>yakıt<br />
çeşitleri üretilmesi, kirlenmiş suyu arıtmanın daha iyi yollarının bulunması,<br />
daha hızlı aşı üretimi ve daha başka faydalı buluşlara yol açmak yolunda ümit<br />
vadettiğine dikkati çekiyor.</p>
<p>Kaynak :AA</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="820" title="1" title="12 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2380-bilimhaber-dna%e2%80%99yi-kullanarak-yasayan-bir-hucre-olusturuldu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilimhaber:Madde ışıkla hareket ettirildi.</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1082-bilimhabermadde-isikla-hareket-ettirildi.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1082-bilimhabermadde-isikla-hareket-ettirildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 11:06:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1082</guid>
		<description><![CDATA[Avusturyalı bilim adamları ilk defa optik ve mekanik sistemleri eşleştirerek, ışık yardımıyla gözle görülebilir bir maddeyi hareket ettirdi.. Avusturya Bilimler Akademisi’ne bağlı “Kuantum Optiği ve Kuantum Bilimi Enstitüsü”nden (IQOQI) Markus Aspelmeyer...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Avusturyalı bilim adamları ilk defa optik ve mekanik sistemleri eşleştirerek, ışık yardımıyla gözle görülebilir bir maddeyi hareket ettirdi..</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; text-align: center; padding: 0px;"><img class="aligncenter" title="sfsf" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/05/isik_2_2.jpg" alt="" width="350" height="233" /></p>
<table style="border: 1px dashed #bbbbbb;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="690">
<tbody>
<tr>
<td style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; border: 1px dashed #bbbbbb;">
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Avusturya Bilimler Akademisi’ne bağlı <strong>“Kuantum Optiği ve Kuantum Bilimi Enstitüsü</strong>”nden (IQOQI) Markus Aspelmeyer ve ekibi, maddenin ve enerjinin en küçük birimleriyle ilgilenen “<strong>kuantum mekaniği</strong>”ni yeni bir boyuta taşıdılar. Maddeyi “<strong>kuant</strong>”larla (atom altı parçacığı) hareket ettirmeyi başaran bilim adamları, böylece ilk kez kuantum fiziğine ait öğelerle gözle görülebilir maddeleri etkileşime soktular.</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Nature dergisinde yayımlanan deneye göre, Avusturyalı bilim adamları, söz konusu deneyde silisyum bağlantılı mekanik bir köprü kullandılar.</p>
</td>
<td style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; border: 1px dashed #bbbbbb;"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Milimetrenin yirmide biri genişlikte ve altıda biri uzunlukta olan köprü, gözle ancak görülebilse de atom altı parçacıklarının söz konusu olduğu kuantum fiziğinin standart boyutlarının bir hayli üzerinde.</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Çapı 50 mikrometre olan minik bir aynayı köprüye tutturan bilim adamları, aynanın yöneltilen ışık parçacıklarını (fotonlar) mükemmel bir şekilde yansıtmasıyla köprü üzerinde kuvvet uygulamayı başardılar.</p>
<p style="color: #357073; font-weight: bold; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">1 saniyeden kısa sürdü</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Bilim adamlarının bir saniyeden daha kısa bir süreliğine de olsa gerçekleştirdikleri bu eylem, pratiğe dökülecek hedefler için yine de yeterince uzun. Uzmanlar sonbaharda daha kuvvetli bir birleşme gerçekleştirmeyi hedefliyorlar.</p>
<table style="border: 1px dashed #bbbbbb;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="690">
<tbody>
<tr>
<td style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; border: 1px dashed #bbbbbb;">
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">
</td>
<td style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; border: 1px dashed #bbbbbb;">
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Bir kuantum bilgisayarın gerçek olması için bu sisteme ait parçacıkların makro ortama aktarılabilmesi gerekiyor.</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Bu yüzden, kuantların mekanik nesnelerle eşleşebilmesi, gelecekte kullanılacak kuantum bileşimi için en önemli gereksinim.</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Araştırmacıların başarısı, bu yöndeki ilk ciddi adım olarak görülüyor.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="color: #357073; font-weight: bold; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;"><strong>‘Bu deneyle bir eşiği aştık’</strong></p>
<table style="border: 1px dashed #bbbbbb;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="690">
<tbody>
<tr>
<td style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; border: 1px dashed #bbbbbb;">
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Araştırmanın sonuçlarını Nature dergisi için kaleme alan enstitü çalışanı Simon Gröblacher, daha alınacak yol olduğunu, bir sonraki hedeflerinin eşleşme işlemini mekanik soğutmayla birleştirmek olduğunu söyledi. “Bu deneyle önemli bir eşiği aştık“ diyen Gröblacher, “Kuantum fiziğine ait kanunların makro dünyamızda ne kadar geçerli olduğunu ileride daha ayrıntılı olarak göreceğiz” dedi.</p>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Teknolojiyi mikro ve nano seviyesinden, “kuant” seviyesine indirecek bu gelişme sayesinde bilim adamları, gelecekte mikroçipler ve nanoçipler yerine bunların çok daha küçüklerini kullanabilecekler. Böylece, “kuantum fiziği prensiplerine dayalı işlem yapacak küçük bilgisayarlara” ulaşılabilecek.</p>
</td>
<td style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 10px; border: 1px dashed #bbbbbb;"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">
<p style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding: 0px;">Kaynak<br />
<a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=203062" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.internethaber.com/news_detail.php?id=203062&amp;referer=');">http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=203062</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="272" title="1" title="10 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1082-bilimhabermadde-isikla-hareket-ettirildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MS Hastalığı Nedir?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2368-ms-hastaligi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2368-ms-hastaligi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 08:10:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Bozar]]></category>
		<category><![CDATA[Devre]]></category>
		<category><![CDATA[Doku]]></category>
		<category><![CDATA[Dokular]]></category>
		<category><![CDATA[Gelir]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kilometre]]></category>
		<category><![CDATA[Kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[Multipl Skleroz]]></category>
		<category><![CDATA[Multiple Skleroz]]></category>
		<category><![CDATA[Olur]]></category>
		<category><![CDATA[Sapar]]></category>
		<category><![CDATA[Saran]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yada]]></category>
		<category><![CDATA[Yere]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2368</guid>
		<description><![CDATA[Multipl Skleroz ya da kısaca “MS”, beyin ve omuriliğin oluşturduğu merkezi sinir sisteminin genç erişkin yaş grubunda en yaygın nörolojik hastalıklarından birisidir. Bir MS hastası, MS’i şu örnekle tanımlıyor. “Elektrik...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: #000000; font-size: 16px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: 22px; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"><span class="Apple-style-span" style="color: #4b5d67; font-size: 11px; line-height: 15px; text-align: left;"> </span></span></span></h5>
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-family: Verdana,Arial,Helvetica,sans-serif; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/05/etkiler.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/05/etkiler.jpg?referer=');"><img class="size-full wp-image-3203" title="etkiler" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/05/etkiler.jpg" alt="" width="307" height="226" /></a></span><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Multipl Skleroz ya da kısaca “MS”, beyin ve omuriliğin oluşturduğu merkezi sinir sisteminin genç erişkin yaş grubunda en yaygın nörolojik hastalıklarından birisidir.</span></h2>
<p><br class="spacer_" /></p>
<h5><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"> </span></h5>
<p><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: #000000; font-size: 16px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: 22px; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"><span class="Apple-style-span" style="color: #4b5d67; font-size: 11px; line-height: 15px; text-align: left;"> </span></span></span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em; text-align: center;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><img class="aligncenter" style="font-size: 11px; margin: 0px auto; padding: 0px; line-height: 1.4em; display: block;" title="sdfd" src="http://media1.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/Sa%C4%9Fl%C4%B1k/ms-genis-bilgilendirici.hlarge.gif" alt="" width="373" height="161" /></span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><img style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;" alt="" /><em style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><strong style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;">Bir MS hastası, MS’i şu örnekle tanımlıyor</strong></em>. “Elektrik kablolarını düşünün. Tellerin üzeri, yalıtımı sağlayan plastikle kaplıdır. Bir sebepten kabloların üzerindeki plastik sıyrılır veya yer yer açılır. Bu durumda çıplak teller birbirine değer ve kısa devre olur. İnsan vücudunda da binlerce kilometre sinir vardır ve bu sinirlerin üzeri miyelin denen yağlı bir madde ile çevrelidir. MS te bu miyelin yer yer yok olur ve vücutta kısa devre oluşur.”</span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Bu hastalığa multiple skleroz denmesinin nedeni hastalık beyin ve omuriliğin bir çok yerinde sertleşmiş dokular oluşturmasıdır u hastalıkta, beyin ve omurilikteki sinir telciklerinin etrafını saran miyelin tabakasının etkilendiği bilinmektedir. Miyelin tabakası, merkezi sinir sisteminin vücudun çeşitli organlarına gönderdiği elektriksel mesajların sinir telcikleri üzerinde iletilmesinde yardımcı olur. Miyelin tabakasının zarar görmesi, bu iletimde kesintilere, aksamalara neden olmaktadır. Merkezi sinir sistemi sinirler boyunca vücudumuzun farklı yerlerinde elektriksel mesajlar gönderen bir telefon santrali gibidir. Bu mesajlar bilinçli ve bilinçsiz tüm hareketlerimizi kontrol eder. MS hastalığı da bu mesajların düzgün bir şekilde iletilmesini bozar.</span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Sağlıklı sinir liflerinin çoğu mesajların iletilmesini kolaylaştıran miyelin denen yağlı bir madde ile çevrelenmiştir. Bu doku sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur. MS hastalığında miyelin parçalanır ve miyelinin yerini sertleşmiş dokular alır. Böylece mesajın geçişi engellenir yada sapar. Sonuçta vücut fonksiyonları kontrol edilemez hale gelir, çünkü mesajlar yanlış yere gittiği için gerektiği şekilde iletilemez.</span></p>
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">MS Hastalığının Belirtileri Nelerdir?</span></h2>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Hastalığın belirtileri merkezi sinir sisteminin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak değişebilir. Belirtiler kişiden kişiye değişiklik gösterdiği gibi aynı kişide zaman içinde farklı belirtiler de gösterebilmektedir. En yaygın belirtisi hissizliktir. Bununla birlikte MS halsizlik, karıncalanma, koordinasyon zayıflığı, titreme, kas sertleşmesi, konuşma bozukluğu, yorgunluk, görme bozukluğu, denge problemleri, bağırsak yada mesane sorunları, istemsiz hızlı görme (nistagmus), yürümede bozukluk, cinsel işlev bozuklukları, hafıza kaybı, ısıya hassasiyet gibi belirtilerle de ortaya çıkabilir. MS hastaları bu belirtilerin tamamını yaşamaz ama her hastada farklı belirtilerle ortaya çıkar.</span></p>
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">MS Hastalığına Yol Açan Sebepler Nelerdir?</span></h2>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Ne yazık ki tıp henüz bu hastalığın tam olarak nedenini saptayamamıştır fakat bununla ilgili bir takım teoriler ortaya koymuştur.</span></p>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Virüs saldırısı: Vücudumuza giren virüsler hücrelerde hızla çoğalır ve bir hastalığa sebep olur fakat bazı virüsler vücutta yavaşça aylar yada yıllar içinde vücutta kalarak yeni hastalıklar oluşturabilir. MS bu yavaş virüsler sonucunda ortaya çıkabilir.</span></li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Bağışıklık Sistemi: Vücudumuzun savunma yani bağışıklık sistemi zaman içinde zayıflayıp geri tepebilir ve bunun sonucunda kendi hücrelerine saldırır. Buna Oto-İmmun Reaksiyon denir. MS hastalığı vücudun kendi dokusuna saldırdığı reaksiyon sonucunda da ortaya çıkıyor olabilir.</span></li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><img class="aligncenter" style="font-size: 11px; margin: 0px auto; padding: 0px; line-height: 1.4em; display: block;" title="fsy" src="http://img2.blogcu.com/images/b/i/t/bitkilerlegelenguzellik7/mscleros_1237798509.gif" alt="" width="294" height="320" /></span></li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;">
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">MS Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?</span></h2>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Başlangıçta MS hastalığı çok hafif belirtiler gösterdiği için kişiler doktora gitmeye gerek duymazlar. Fakat belirtiler zaman içinde oluşur ve kaybolur. Hatta bazen yıllar sonra ortaya çıkar. Bu nedenle hastalığın teşhisi çoğu zaman ilerlemiş düzeydeki şikayetler sonucunda konur. Tanı konduktan sonra bile bazı belirtilerde iyileşmeler ve kötüleşmeler olabilir. Doktorunuza geçmiş hikayenizi anlatmak, ayrıntılı bir nörolojik muayene, beyin ve omuriliğin ayrıntılı çekilmiş MR sonucu teşhiste yardımcı olacaktır.</span></p>
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">MS Hastalığının Tedavisi Nedir?</span></h2>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Ne yazık ki MS’in tam bir tedavisi yoktur. Hastalığın ciddiyetine göre kullanılan ve hastayı belli ölçülerde rahatlatan ve özürlülüğünü azaltan ilaçlar kullanılmaktadır. Zayıflamış kasları güçlendirmek ve hareket kolaylığı sağlamak için çeşitli Fizik tedavi yöntemleri kullanılabilir. Günlük yaşamını kolaylaştıracak öneriler ve destek sağlamak için Rehabilitasyon tedavisi kullanılabilir. MS tedavisi için hala güncel araştırmalar yapılmaktadır. MS ile ilgili güncel bilgileri doktorunuzdan yada Ulusal MS Derneklerinden alabilirsiniz.<br style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;" /><br />
 Türkiye için telefon numaraları:</span></p>
</li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Türkiye MS Derneği Genel Merkezi: 0212 275 22 96 – 275 22 97</span></li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Türkiye MS Derneği Ankara Şubesi: 0312 440 02 65</span></li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">İzmir MS Derneği: 0232 238 88 88</span></li>
<li style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Bursa MS Derneği: 0224 442 83 00<br style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;" /><br />
</span></p>
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Kimler Risk Altındadır?</span></h2>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Kadınlar erkeklere göre, ılıman iklimde yaşayanlar sıcak iklimde yaşayanlara göre daha fazla risk altındadır. Belirtiler 20-40 yaş grubunda daha sık görülür. Sağlık koşullarını çok iyi olduğu ortamlardaki kişiler de risk grubundadır çünkü bu bölgelerde MS’e karşı bir bağışıklık sistemi gelişmemektedir.</span></p>
<h2 style="font-size: 1.6em; margin: 0px 0px 0.5em; padding: 0px; line-height: 1.4em; font-weight: bold;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Ne Yapmalıyız?</span></h2>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Dr. Emin Mindan gelişmiş toplumda yaşamanın verdiği bazı şeylerin bu hastalıkta etkili olduğunu belirtmektedir. Örneğin kadınların saç boyası ve ruj kullanması, aliminyum tencere ve benzeri ürünlerin kullanılması, dişlerdeki metal dolgular, güneşten korunmak için kullanılan güneş kremleri. Dr. Emin Mindan D Vitamininin kişiyi 16 çeşit kanserden koruduğunu ve günün doğru saatlerinde güneş ışınlarını vücudumuza alarak almamız gerektiğini vurguluyor. Ayrıca Dr. Emin Mindan beslenirken aspartan içeren ürünlerden (örneğin sakız), unlu, şekerli gıdalardan, katkı maddesi içeren ürünlerden ve beyaz ekmekten uzak durmamızı, bunların yerine kefir, yoğurt, zerdeçal, köri, soğan, taze soğan, sarımsak, buğday ekmeği, omega 3 içeren ürünleri mutlaka tüketmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Çünkü bu bahsedilen ürünler vücudumuza çeşitli şekillerde aldığımız ağır metalleri yok etmekte ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmektedir.</span></p>
</li>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><br />
</span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><strong style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em;">Kaynaklar:</strong></span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;">Bilgi için sayın Haldun Keskin’e teşekkür ederiz.</span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><a style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em; color: #7f1d1d; text-decoration: none;" href="http://www.mstedavisi.com/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.mstedavisi.com/?referer=');">http://www.mstedavisi.com/</a></span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><a style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em; color: #7f1d1d; text-decoration: none;" href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24980424/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.ntvmsnbc.com/id/24980424/?referer=');">http://www.ntvmsnbc.com/id/24980424/</a></span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><a style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em; color: #7f1d1d; text-decoration: none;" href="http://www.hastaadam.com/haber/2008/Haziran/20/MS%20Hastaligi.htm" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.hastaadam.com/haber/2008/Haziran/20/MS_20Hastaligi.htm?referer=');">http://www.hastaadam.com/haber/2008/Haziran/20/MS%20Hastaligi.htm</a></span></p>
<p style="font-size: 11px; margin: 0px 0px 18px; padding: 0px 24px 0px 0px; line-height: 1.4em;"><span style="font-family: tahoma,arial,helvetica,sans-serif;"><a style="font-size: 11px; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 1.4em; color: #7f1d1d; text-decoration: none;" href="http://www.lahuti.com/forum/ms-hastaligi-multipl-skleroz-22670.html" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.lahuti.com/forum/ms-hastaligi-multipl-skleroz-22670.html?referer=');">http://www.lahuti.com/forum/ms-hastaligi-multipl-skleroz-22670.html</a></span></p>
<p><br class="spacer_" /></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="1183" title="1" title="19 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2368-ms-hastaligi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne kadar hızlı çarpma yapabilirsiniz?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2365-ne-kadar-hizli-carpma-yapabilirsiniz.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2365-ne-kadar-hizli-carpma-yapabilirsiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 07:59:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2365</guid>
		<description><![CDATA[Şimdi teste başlıyoruz: Sayımız şu: 2.397.207.667.966.701. Ve sizden istenilense tam 72.4 saniyede bu sayının 13. dereceden &#252;ss&#252;n&#252; almak. Yani bu sayıyı 13 kez kendisiyle &#231;arpıvereceksiniz. Hepsi bu!!! Eğer imkansız diyorsanız,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="border-collapse: separate; color: rgb(0, 0, 0); font-family: 'Times New Roman'; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px; font-size: medium;" class="Apple-style-span"></p>
<div style="background-color: rgb(255, 255, 255); font: 13px/19px Georgia,'Times New Roman','Bitstream Charter',Times,serif; padding: 0.6em; margin: 0px;">
<h3 style="font-size: 1.17em;">Şimdi teste başlıyoruz:</h3>
<p>Sayımız şu: 2.397.207.667.966.701. Ve sizden istenilense tam 72.4 saniyede bu sayının 13. dereceden &uuml;ss&uuml;n&uuml; almak. Yani bu sayıyı 13 kez kendisiyle &ccedil;arpıvereceksiniz. Hepsi bu!!!</p>
<p>Eğer imkansız diyorsanız, demek bu siteye yeni geliyorsunuz.</p>
<p>Tabiki bunu yapabilmiş bir insan var! Hatta bu ne ki, bunun &ccedil;ok daha zorlarını yapabilmenin &ouml;tesinde bu konudaki s&uuml;resini daha aşağılara &ccedil;ekmeye &ccedil;alışan tipler bile var <img src='http://www.insanigelisim.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<div>
<p><img width="325" height="156" style="border-width: 0px;" alt="zihinsel hesaplama" mce_src="http://newsimg.bbc.co.uk/media/images/44024000/jpg/_44024976_lemaire_below_getty_cr_203.jpg" src="http://newsimg.bbc.co.uk/media/images/44024000/jpg/_44024976_lemaire_below_getty_cr_203.jpg" /></p>
<p><span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span" mce_style="font-style: italic;" mce_name="em">Akıldan aritmetikte şimdiye kadar denenmiş en zor işlemi &ccedil;&ouml;zen Oxford&rsquo;lu 27 yaşındaki Fransız d&acirc;hi Alexis Lemaire, bilgisayardan rastgele verilen 200 haneli rakamın 16 haneli 13&rsquo;nc&uuml; k&ouml;k&uuml;n&uuml; 390 trilyon olasılık arasından buldu.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;" class="Apple-style-span" mce_style="font-weight: bold;" mce_name="strong">D&uuml;nyanın en hızlı hesap yapan adamı kendi rekorunu kırdı</span>.</p>
<p>Alexis lemaire 200 rakamlı bir sayının 13. dereceden k&ouml;k&uuml;n&uuml; 70.2 saniyede londra bilim m&uuml;zesinde hesaplayarak daha &ouml;nce de kendisine ait olan hesaplama rekorunu tekrar kırmış oldu.</p>
<p>27 yaşındaki &ouml;ğrenci 2.407.899.893.032.210 k&ouml;k&uuml;n&uuml; 72.4 saniyede doğru olarak hesaplayarak 2004 yılında rekor kırmıştı. İlk olarak 100 rakamlı sayıların 13. dereceden k&ouml;k&uuml;n&uuml; hesaplayarak beyin g&uuml;c&uuml;n&uuml; sergilemeye başlamıştı. Alexis &ccedil;alışmalarına yoğunluk vererek en son bu rekorları kırmış. Alexis ayrıca charles babbage&rsquo;ın 1840&prime;da tasarladığı d&uuml;nyanın ilk ve en başarılı mekanik hesaplayıcısının da rekorunu kırmış oldu.</p>
<p>İnsan beyni daha nelere kadir, zamanla neler g&ouml;receğiz neler!</p>
<p><a mce_href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/england/london/7138252.stm" href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/england/london/7138252.stm" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/england/london/7138252.stm?referer=');">Kaynak</a></p>
<ul>
<li><span style="font-weight: bold;" class="Apple-style-span" mce_style="font-weight: bold;" mce_name="strong">B.Tugay Ke&ccedil;eci</span></li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="Apple-style-span" mce_style="font-weight: bold;" mce_name="strong">İnsani Gelişim G&ouml;n&uuml;ll&uuml;s&uuml;</span></li>
</ul>
</div>
</div>
<p></span></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="288" title="1" title="24 March 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2365-ne-kadar-hizli-carpma-yapabilirsiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜÇ HİKAYE – ÜÇ DERS – BİR SÖZ</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2324-uc-hikaye-%e2%80%93-uc-ders-%e2%80%93-bir-soz.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2324-uc-hikaye-%e2%80%93-uc-ders-%e2%80%93-bir-soz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 09:06:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnsani Gelişim Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇ HİKAYE – ÜÇ DERS – BİR SÖZ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2324</guid>
		<description><![CDATA[1.Hik&#226;ye Kavak Ağacı ile Kabak Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy g&#246;stermiş. Bahar ilerledik&#231;e bitki kavak ağacına sarılarak y&#252;kselmeye başlamış. Yağmurların ve g&#252;neşin etkisiyle m&#252;thiş bir hızla...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3"><strong>1.Hik&acirc;ye</strong></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3"><strong>Kavak Ağacı ile Kabak</strong></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">Ulu bir kavak ağacının yanında  bir kabak filizi boy g&ouml;stermiş. Bahar ilerledik&ccedil;e bitki kavak ağacına sarılarak  y&uuml;kselmeye başlamış.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">Yağmurların ve g&uuml;neşin  etkisiyle m&uuml;thiş bir hızla b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya  gelmiş. Bir g&uuml;n dayanamayıp sormuş kavağa:<br />
-Sen ka&ccedil; ayda bu hale geldin ağa&ccedil;?<br />
-On yılda, demiş kavak.<br />
-On yılda mı? Diye g&uuml;lm&uuml;ş ve &ccedil;i&ccedil;eklerini sallamış kabak.<br />
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!<br />
-Doğru, demiş kavak.<br />
G&uuml;nler g&uuml;nleri kovalamış ve sonbaharın ilk r&uuml;zg&acirc;rları başladığında kabak &uuml;ş&uuml;meye  sonra yapraklarını d&uuml;ş&uuml;rmeye, soğuklar arttık&ccedil;a da aşağıya doğru inmeye  başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:<br />
-Neler oluyor bana ağa&ccedil;?<br />
-&Ouml;l&uuml;yorsun, demiş kavak.<br />
-Ni&ccedil;in?<br />
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye &ccedil;alıştığın i&ccedil;in.</font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font size="3"><img width="580" height="325" border="0" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/uchikayebirsoz.jpg" alt="" /></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">1.Ders:&nbsp;&Ccedil;alışmadan emek  harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her  işte alın teri ve emek şarttır.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3"><strong>2. Hik&acirc;ye</strong><br />
<strong>En iyi Buğday</strong><br />
Her yıl yapılan &lsquo;en iyi buğday&rsquo; yarışmasını yine aynı &ccedil;ift&ccedil;i kazanmıştı.  &Ccedil;ift&ccedil;iye bu işin sırrı soruldu. &Ccedil;ift&ccedil;i:<br />
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta  yatıyor, dedi.<br />
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden  b&ouml;yle bir şeye ihtiya&ccedil; duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,<br />
-Neden olmasın, dedi &ccedil;ift&ccedil;i.<br />
-Bilmediğiniz bir şey var; r&uuml;zg&acirc;r olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve  tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın k&ouml;t&uuml; buğday yetiştirmesi demek,  benim &uuml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n kalitesinin de d&uuml;ş&uuml;k olması demektir. Eğer en iyi buğdayı  yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı  olmam gerekiyor.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">2. Ders:&nbsp;Sevgi ve paylaşmak en  yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin  hoşlanacağı davranışlar değildir.</font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3"> <img width="330" height="283" alt="" src="http://images.saglikbilgisi.gen.tr/img/776_bugday060707.jpg" title="ff" /></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3"><strong>3. Hik&acirc;ye</strong><br />
<strong>Geleceğini biliyordum&hellip;</strong><br />
Savaşın en kanlı g&uuml;nlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar  i&ccedil;inde yere d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;. İnsanın başını bir saniye bile siperin &uuml;zerinde  tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle  yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar i&ccedil;eri &ccedil;ekti;</font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3"> <img width="349" height="256" alt="" src="http://www.resimler.tv/data/media/293/anzak-askeri-yarali-komutani-tasiyor.jpg" title="dd" /></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">-Delirdin mi sen? Gitmeye değer  mi? Baksana delik deşik olmuş. B&uuml;y&uuml;k bir ihtimalle &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r. Artık onun i&ccedil;in  yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma&hellip; Fakat asker onu  dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması g&uuml;&ccedil; bir mucize  ger&ccedil;ekleşti, asker o korkun&ccedil; ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına  aldı ve koşa koşa geri d&ouml;nd&uuml;. Birlikte siperin i&ccedil;ine yuvarlandılar. Fakat cesur  asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">-Sana değmez demiştim. Hayatını  boşu boşuna tehlikeye attın.<br />
-Değdi, dedi, g&ouml;zleri dolarak, -değdi&hellip;<br />
-Nasıl değdi? Bu adam &ouml;lm&uuml;ş g&ouml;rm&uuml;yor musun?<br />
-Yine de değdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yanına ulaştığımda hen&uuml;z sağdı. Onun son s&ouml;zlerini duymak,  d&uuml;nyalara bedeldi benim i&ccedil;im.<br />
Ve hı&ccedil;kırarak arkadaşının son s&ouml;zlerini tekrarladı:<br />
-Geleceğini biliyordum&hellip;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">3. Ders:&nbsp;G&uuml;ven vermek  &ouml;nemlidir. G&uuml;ven duymak &ouml;nemlidir. Duyulan g&uuml;veni boşa &ccedil;ıkarmamak daha da  &ouml;nemlidir.<br />
<em>&ldquo;Her sabah Afrika&rsquo;da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması  gerektiğini bilir, yoksa &ouml;ld&uuml;r&uuml;lecektir.<br />
Her sabah Afrika&rsquo;da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması  gerektiğini bilir, yoksa a&ccedil; kalacaktır.<br />
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. G&uuml;neş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi  olur.&rdquo; (Afrika Atas&ouml;z&uuml;&nbsp;)</em></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">&Ccedil;ok &ccedil;alışmak,&nbsp;emek harcamak,  g&uuml;ven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. Her sabah  uyandığımızda bir de b&ouml;yle bakalım d&uuml;nyaya. Unutmayın hayat uzun bir &ouml;yk&uuml;ye  benzer. Ancak &ouml;yk&uuml;n&uuml;n uzun olması değil, iyi olması &ouml;nemlidir.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">BTK</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font face="Tahoma" size="3">İnsani Gelişim G&ouml;n&uuml;ll&uuml;s&uuml;</font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="649" title="1" title="15 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2324-uc-hikaye-%e2%80%93-uc-ders-%e2%80%93-bir-soz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa GÜZEL GÖZ Efsanesi: Nam-ı diğer “Eşekli Kütüphaneci”</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2256-mustafa-guzel-goz-efsanesi-nam-i-diger-%e2%80%9cesekli-kutuphaneci%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2256-mustafa-guzel-goz-efsanesi-nam-i-diger-%e2%80%9cesekli-kutuphaneci%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 00:36:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnsani Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa GÜZEL GÖZ Efsanesi: Nam-ı diğer “Eşekli Kütüphaneci”]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2256</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa G&#220;ZEL G&#214;Z Efsanesi: Nam-ı diğer &#8220;Eşekli K&#252;t&#252;phaneci&#8221; Yıl 1943. Gen&#231;&#160;Mustafa&#8217;nın tayini k&#252;t&#252;phaneci olarak &#220;rg&#252;p Tahsin AğaK&#252;t&#252;phanesi&#8217;ne &#231;ıkar. Devlet memurluğu o d&#246;nemde s&#252;per bir şey, &#231;&#252;nk&#252; &#246;zel sekt&#246;r falan yok....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 align="center" class="entry-title" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Mustafa G&Uuml;ZEL G&Ouml;Z Efsanesi: <strong>Nam-ı diğer  &ldquo;Eşekli K&uuml;t&uuml;phaneci&rdquo;</strong></font></h3>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"><strong> <img width="550" height="388" border="0" alt="" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/esekli-kutuphane.jpg" /></strong></font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Yıl 1943.  Gen&ccedil;&nbsp;Mustafa&rsquo;nın tayini k&uuml;t&uuml;phaneci olarak &Uuml;rg&uuml;p Tahsin AğaK&uuml;t&uuml;phanesi&rsquo;ne &ccedil;ıkar.  Devlet memurluğu o d&ouml;nemde s&uuml;per bir şey, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;zel sekt&ouml;r falan yok. Bizimki  k&uuml;t&uuml;phanede heyecanla okurları bekler; bir g&uuml;n olur, beş g&uuml;n olur, gelen giden  yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: &ldquo;Bakın k&uuml;t&uuml;phane bomboş duruyor,  gelin kitap okuyun.&rdquo; Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">- Kardeşim otur oturduğun  yerde, maaşını d&uuml;zenli alıyon mu, almıyon mu ?<br />
- Alıyorum.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">- Eee, o zaman ne karıştırıyon  ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o  k&uuml;t&uuml;phaneye yıllardır kimse gelmez zaten.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">23 yaşındaki gen&ccedil; memur &ldquo;Ne  yapayım, ne yapayım?&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine  s&ouml;yler. Eşi &ouml;nce &ldquo;Deli misin bey?&rdquo;der, ama kocasının bir şeyler &uuml;retme, işe  yarama &ccedil;abasını yakından g&ouml;r&uuml;nce fikri kabullenir.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">O d&ouml;nem devletteki amirlerinin  &ccedil;ıkardığı t&uuml;m engellerin tek tek, binbirg&uuml;&ccedil;l&uuml;kle &uuml;stesinden gelir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o zaman  da şimdiki gibi, &ldquo;Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. &Ccedil;alışsan  da aynı maaş, &ccedil;alışmasan da&rdquo; zihniyeti aynen var.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">O bıyıklı, kravatlı, asık  y&uuml;zl&uuml;, sigara kokan, arkalarındaki Atat&uuml;rk resminden utanmayan, ama &uuml;lkesine  gram faydası olmayan b&uuml;rokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane  de sandık yaptırır. İki sandığa,kalınlığına g&ouml;re 180-200 kitap sığar.  Sandıkların &uuml;st&uuml;ne &ldquo;Kitap İare Sandığı&rdquo; yazar.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Kitapları eşeğe y&uuml;kler ve k&ouml;y  k&ouml;y gezmeye başlar.<br />
K&uuml;t&uuml;phaneye de bir yazı asar: &ldquo;Sadece Pazartesi ve Cuma g&uuml;nleri a&ccedil;ıyoruz.&rdquo;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">K&ouml;ydeki &ccedil;ocuklar şaşırır. Eşeğe  bir s&uuml;r&uuml; kitap y&uuml;klemiş bir amca, o gariban &ccedil;ocukların k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k ellerine  kitapları verir. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;n, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise  ger&ccedil;ek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha ger&ccedil;ek, Mustafa Amca  da.&rdquo;&Ccedil;ocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş g&uuml;n sonra aynı g&uuml;n  gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer k&ouml;ylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak&rdquo;  der.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Mustafa artık &Uuml;rg&uuml;p&rsquo;teki  k&uuml;t&uuml;phanede bir iki g&uuml;n durmakta, diğer g&uuml;nler eşeği Y&uuml;ksel&rsquo;le k&ouml;y k&ouml;y  gezmektedir. K&ouml;ylerdeki &ccedil;ocuklar Eşekli K&uuml;t&uuml;phaneciyi her seferinde alkışlarla  karşılarlar. Kalpleri k&uuml;t k&uuml;t atar heyecandan, sevin&ccedil; i&ccedil;inde yeni kitapları  beklerler. Mustafa Amca&rsquo;nın &uuml;n&uuml; etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam  odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa&rsquo;nın Eşeği Y&uuml;ksel yediği otu  hepsinden fazla haketmektedir.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Zamanla insanlar k&uuml;t&uuml;phaneye de  gelmeye başlar. Mustafa bakar ki k&uuml;t&uuml;phaneye kadınlar hi&ccedil; gelmiyor. Zenith ve  Singer&rsquo;e mektup yazar: &ldquo;Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını  k&uuml;t&uuml;phanenin girişine kocaman yazayım&rdquo; der.Zenith dokuz tane, Singer bir tane  dikiş makinesi yollar (ilk sponsorlukfaaliyeti). Salı g&uuml;nlerini kadınlar g&uuml;n&uuml;  yapar. Kumaşı alan kadın k&uuml;t&uuml;phaneye koşar. On makine yetmediği i&ccedil;in sıra  oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar  diye. Okuma-yazma oranının d&uuml;ş&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;nce halkevlerine okuma yazma kursları  vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, b&ouml;lgede halıcılığı canlandırır.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Bu arada valilik Mustafa  hakkında dava a&ccedil;ar, &ldquo;kendi g&ouml;rev tanımı dışında davranıyor&rdquo;diye. 50 yaşına gelen  Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.<br />
Mustafa Amca k&ouml;yl&uuml;ler arasında efsane olur, yıllar ge&ccedil;tik&ccedil;e k&ouml;ylerdeki  &ccedil;ocuklarda okuma aşkı yerleşir.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">2005 yılında Mustafa Amca vefat  eder.&nbsp;T&uuml;m Kapadokya &ccedil;ok &uuml;z&uuml;l&uuml;r, aralarında toplanırlar. &Uuml;rg&uuml;p&rsquo;e &ldquo;Eşekli  K&uuml;t&uuml;phaneci&rdquo; Mustafa G&Uuml;ZELG&Ouml;Z ve eşeğinin heykelini dikerler.</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Girişimcilik ne biliyor musun?<br />
Bulunduğun yere yenilik katmalısın.<br />
Mutlaka adım atmalısın.<br />
Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş.<br />
İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer  kaybettirir.<br />
Bakın Nevşehir&rsquo;den ve bu &uuml;lkeden nice m&uuml;d&uuml;r, amir, vali, b&uuml;rokrat,milletvekili,  politikacı ge&ccedil;ti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa G&Uuml;ZEL G&Ouml;Z ve  eşeğinin heykeli var.&nbsp;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">S&ouml;z&uuml;n &ouml;z&uuml;, bunlar gibi devlet  adamı olacağına, b&ouml;yle eşek ol, daha iyi.</font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="2717" title="1" title="13 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2256-mustafa-guzel-goz-efsanesi-nam-i-diger-%e2%80%9cesekli-kutuphaneci%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin içinde ikinci bir beyin keşfedildi!</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1085-beyin-icinde-ikinci-bir-beyin-kesfedildi.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1085-beyin-icinde-ikinci-bir-beyin-kesfedildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 09:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Alman]]></category>
		<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin içinde ikinci bir beyin keşfedildi!]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bunca]]></category>
		<category><![CDATA[Doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Gelen]]></category>
		<category><![CDATA[Glue]]></category>
		<category><![CDATA[Halde]]></category>
		<category><![CDATA[Rudolf Virchow]]></category>
		<category><![CDATA[Science]]></category>
		<category><![CDATA[Sinden]]></category>
		<category><![CDATA[Tam]]></category>
		<category><![CDATA[Tek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1085</guid>
		<description><![CDATA[Bir grup Avrupalı, Amerikalı ve Asyalı bilim adamının keşfi, biyoloji ve tıp dünyasını sarsacak: Beş yıldan beri burada sürdürülen araştırmaların ve aynı zamanda Amerika ve Avrupa’nın bazı üniversitelerindeki çalışmaların sonucunda...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><strong>Bir grup Avrupalı, Amerikalı ve Asyalı bilim adamının keşfi, biyoloji ve tıp dünyasını sarsacak: Beş yıldan beri burada sürdürülen araştırmaların ve aynı zamanda Amerika ve Avrupa’nın bazı üniversitelerindeki çalışmaların sonucunda nöronların (sinir hücreleri) insan aklının tek &#8220;efendisi&#8221; olmadığı belirlendi.</strong> <strong> </strong></span></p>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="font-family: Tahoma;"> <img class="aligncenter" title="o" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/beyinwc3.jpg" alt="" width="267" height="200" /></span></strong></span></p>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">İsviçre, Lozan’da Leman gölü kıyısında kurulu laboratuvarda bir araya gelen bir grup Avrupalı, Amerikalı ve Asyalı bilim adamının keşfi, biyoloji ve tıp dünyasını sarsacak. Beş yıldan beri burada sürdürülen araştırmaların ve aynı zamanda Amerika ve Avrupa’nın bazı üniversitelerindeki çalışmaların sonucunda nöronların insan aklının tek &#8220;efendisi&#8221; olmadığı belirlendi.  Science at Vie fransız bilim dergisi, bu bulgunun bilim dünyası için tam bir şok dalgası olduğunu yazdı ve bu bulgunun temelinde, nöronlar dışındaki diğer beyin hücrelerinin de kilit roller üstlenmesi yattığını belirtti..  Bilim dünyasının şimdiye kadar göz ardı ettiği bu hücreler, bilgileri beynin bir ucundan ötekine taşıyarak nöronlara eklemlenen gerçek bir iletişim ağı kuruyorlar.  <strong>İki ayrı görüş</strong> Daha doğru bir ifadeyle, bunlar nöronların etkinliğini senkronize etmek üzere &#8220;orkestra şefi&#8221; görevini üstleniyorlar. Bu fazla yetenekli hücreler de yıldızı andıran biçimleri nedeniyle astrosit (astre= Fransızca yıldız) olarak adlandırıyor. Daha doğrusu bunlar, beyin hacminin yüzde 50’sinden fazlasını kapsayan gliyal adlı hücrelerin büyük ve kuraldışı sülalesinin bir bölümünü oluşturuyor.  Bu ünlü gliyal hücreler 19. yüzyılın ortalarından beri biliniyor! Peki o halde niçin bunca zamandır bunların önemi göz ardı edildi?  Alman doktor Rudolf Virchow 1856 yılında bunları keşfetti. Bunları &#8220;glue&#8221; (tutkal) sözcüğünü çağrıştıran &#8220;gli&#8221; olarak adlandırdı.  Böylece gliyal hücrelerin o tarihten itibaren yalnızca beyindeki boşluğu doldurmak için varoldukları sanıldı.  Ve 1835’te varlıkları belirlenmiş olan nöronları Ğsinir hücreleri- izole etmek, beslemek ve pasif olarak savunan ilkel hücreler olarak değerlendirildi.  Şimdi Lozan’daki enstitü çalışanı Pascal Jourdain şöyle diyor: &#8220;50’li yıllardan beri, beyindeki faaliyetleri kaydetme yöntemi, nöronlarda ’elektrik akımı’nın yayılmasına dayanır. Oysa astrositler (yıldız hücreler, gliyalar) elektrik açısından hemen hemen sağırdır, çünkü onların alışverişi kimyasal yoldan gerçekleşir.&#8221;  Yıldız hücrelerin farklı yapıları, bazı molekülleri fosforlu hale getiren yöntemlerin geliştirildiği 90’lı yıllarda yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Böylece yıldız hücrelerin başka yetenekleri belirlenmeye başladı. Lozan’daki kuruluşta bir araya gelen bu araştırmacılar her şeyi nöronlarla açıklayan &#8220;nörologlar&#8221;a karşı, kendilerini &#8220;gliyologlar&#8221; adıyla tanımlıyor. </span></p>
<p style="line-height: 200%;"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/beyinicindebeyin.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/beyinicindebeyin.jpg?referer=');"><span style="font-size: small;"><img style="border: 0pt none;" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/beyinicindebeyin.jpg" border="0" alt="" width="504" height="470" /></span></a></p>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"> <strong>İki kuram karşı karşıya</strong> Geçerli nöroloji teorisine göre, kafatasımızın içi, sinaps adlı bağlantı noktalarından oluşan geniş bir iletişim ağı şeklindedir.  Ancak İsviçre’deki ekipten Andrea Volterra, yıldız hücreleri göz ardı eden bu yaklaşımın beyni kısmen açıklayabildiğini belirtiyor. Ona göre, bu hücrelerin nöronlar arasındaki bağlantı noktalarını sarıp sarmalayan ve bir tür manşon görevi üstlenen uzun kollara sahip olduklarını ifade ediyor.  Nitekim &#8220;gliyologlar&#8221; beyin ortamını yapay olarak canlandıran hücre kültürleri üzerinde gerçekleştirilen in vitro deneylerde şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiş olan bir şey fark ettiler: Beyin iletişimi yıldız hücrelerin kararlı etkisiyle sağlanıyordu.  Araştırmacılardan Pascal Jourdain şu açıklamada bulunuyor:  &#8220;Klasik modele göre, bir nöron bir başka nörona mesaj gönderdiğinde, ilk önce bir elektrik akımından geçiyor. Bu akım sinaps düzeyine vardığında, nörotransmetörlerin (sinir iletici kimyasalların) serbest kalmasını tetikliyor. Bu kimyasal mesajlar daha sonra ikinci nöronun yüzeyinde yer alan reseptörlere sabitlenecekler, bunlar da diğer sinapsa elektrik akımı gönderecekler ve bu tetikleme zincirleme sürüp gidecektir.&#8221;  <strong>Hareketleri yavaş</strong> Yıldız hücreler bu bilgi akışını kolaylaştıracak, yavaşlatacak ve hatta durdurabilecek yöntemlere sahipler. Üstelik eldeki bulgulara göre astrositler bir sinapstaki bilgileri bir diğer sinapsa aktarabiliyorlar. Yani bilgiler sadece nöronlar aracılığıyla değil bir başka yolla da beynin bir ucundan diğerine iletiliyor.  Peki bu yol nasıl işliyor? Astrositlerin içinde aşırı miktarda kalsiyum iyonu üretimine yol açan bir dizi kimyasal tepkime söz konusu. Bu tepkimeler bir astrositten diğerine dalga dalga yayılıyor. Gliyologlar, bir tür kalsiyum dalgasından söz ediyor.  Ama bu dalganın yaydığı bilgiler çok ağır hareket ediyor. Sinirlerdeki elektrik akımı saniyede en az 1 metre katederken bunların hızı en çok saniyede 15-30 mikrometreye çıkabiliyor. Biri hızlı diğeri yavaş bu iki ağın kullanımı, beynimizin ekinliklerini daha iyi koordine etmesini sağlıyor.  Ancak gliyologlar laboratuvar ortamında bu bulguları elde etseler de in vitro ortamda gerçekleştirilen gözlemleri onaylayacak canlı hayvan üzerinde verilere sahip değillerdi.  <strong>Hayvanda gözlendi</strong> 2004 yılı sonunda Amerikalı araştırmacı Hajime Hirase ilk kez canlı bir farenin kafatasının içinde yıldız hücreleri in vivo görmeyi başardı. Bunu da laboratuvarlarda şimdilik pek yaygın olarak kullanılmayan bifoton mikroskop sayesinde başardı.  Bu aygıt moleküllere zarar vermeden onların dokular içindeki hareketinin izlenmesini sağlıyor. Hajime Hirase, yıldız hücreleri doğrudan inceleyebilmek amacıyla hayvanın kafatasında iğneyle küçük bir delik açtı.  Şimdilik bu yöntem beynin derinliklerine nüfuz edilmesine olanak sağlamadığı için yetersiz olsa da araştırmacılar yakında astrosit iletişimi hakkındaki teorilerini kanıtlayacak bulgulara ulaşacaklarından eminler.  Üstelik astrositler yalnızca iletişimde rol oynamayıp yeni nöron ve yeni sinapsların oluşumunda da vazgeçilmez nitelikteler. Beynin yaşam süresince sürekli maruz kaldığı değişimler öğrenme ve anımsama işlevlerinin temeli olduğuna göre bu özellik büyük önem taşıyor. Beynin bu esnekliği de astrositlerin salgıladığı kimyasal maddelerden kaynaklanıyor.  <strong>Yıldız hücreler çok gerekli</strong> 90’lı yılların sonunda Stanford Üniversitesi’nden Ben Barre ve ekibi nöronlarla gliyal hücreleri birbirlerinden ayıran ve bunları haftalarca kültür ortamında tutabilen özgün bir yöntem geliştirdiler.  Ekip nihayet 2001 yılında nöronların gliyal hücrelerin yokluğunda kültive edilmeleri halinde yeni oluşan sinapsların az sayıda ve etkisiz olduğunu belirledi.  Bu etki kültür ortamında asıltı halinde yeniden bir araya gelen bir ya da birkaç maddenin serbest kalmasının sonucu. Geriye bu maddelerin doğasının kesin olarak saptanması kalıyor.  İşte bu hedefe varmak amacıyla da halihazırda pek çok ekip canla başla çalışıyor.  Sonuç olarak, yıldız hücrelerin yaşamımız boyunca nöronların doğuşunu kontrol ettiğini söyleyebiliriz. 1997 yılından beri, olgun yaşta bile beynin özellikle de bellek sürecinde önemli bir rol oynayan hipokampta kök hücrelerden yeni hücreler üretebildiğini biliyoruz.  Bu bölgedeki yıldız hücrelerin de kök hücreleri nörona dönüştüren, henüz tanımlanmamış molekülleri serbest bıraktığı belirlendi. Kısacası yıldız hücreler beynin mimari yapısının başlıca organizatörleri olarak görülebilir. Oysa bu hücrelerin şimdiye kadar bütünüyle edilgen oldukları sanılıyordu!&#8230;  <strong>Einstein’ın zekası</strong> Albert Einstein’ın beynine 1980’li yıllarda otopsi yapma izni verilen ilk araştırmacı olan Marian Diamond, &#8220;bir sırrın anahtarı tam da gözünüzün altında olabilir ve siz yıllarca bunu görmeden yanından geçebilirsiniz&#8221; diyor.  Einstein’ın beyninin sırrı neydi? Aslında ünlü dahinin beynindeki nöronların sayısı ve fizyonomisi sıradan insanlarındakinden farklı değildi.  Bununla birlikte, beyninde nitelikli işlere rezerve edilmiş bazı bölümlerdeki gliyal hücre sayısının inanılmaz derecede yüksek olduğu belirlendi.  Bu gözlem o yıllarda bilim adamlarını hayretler içinde bırakmıştı.  Ancak artık bu durumun nasıl açıklanacağı biliniyor. Marian Diamond, Einstein’ın ve daha genel olarak, hayvan soyunun en yüksek orandaki gliyal hücrelerine sahip insan türünün zekasının gelişiminde gliyal hücrelerin önemli bir rol oynadığının artık bilindiğini kaydediyor.  Kısacası zeka ne kadar gelişmişse o kadar fazla gliyal hücreye sahip. Tıp dünyasında bir devrimin yakın olduğundan kimsenin kuşkusu olmasın.  <strong>&#8220;Gli&#8221;nin nöbetçi ve korumacı rolü</strong> Yıldız hücreler &#8220;gli&#8221; adlı bir dizi beyin dokusuna aitler. Yıldız hücreler dışında gli, mikrogli ve oligodentrosit adlı belli başlı iki tür hücreye daha sahiptir. &#8220;Kol&#8221;la donanmış hücrelerden oluşan mikrogli beynin bağışıklık sisteminin temelidir; sinir sistemini enfeksiyon v.b. saldırılara karşı korur. Kısa süre önce yapılan bir araştırmaya göre, bu hücreler çevredeki alanları denetlemek için kollarını buralara göndererek beynin durumunu denetlerler. Bunlar beynin nöbetçileridir. Oligondentrositlerin ise sinir liflerini sarmal halinde saran uzantıları vardır. Bunlar böylece sinirlerdeki elektrik akımını koruyup kolaylaştıran, izole edici kılıf niteliğindeki miyelini üretirler.</span></p>
<div>
<pre style="line-height: 200%;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Dr.B.Tugay Keçeci</span></span></pre>
</div>
<div>
<pre style="line-height: 200%;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Astronom-Matematikçi</span></span></pre>
</div>
<div>
<pre style="line-height: 200%;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">İnsani Gelişim Gönüllüsü</span></span></pre>
</div>
<div>
<pre style="line-height: 200%;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Tahoma;"><a href="http://www.tugaykececi.com/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.tugaykececi.com/?referer=');"><span style="font-size: small;">www.tugaykececi.com</span></a></span></span><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><span style="font-size: small;"> </span></span></pre>
</div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><strong>Kaynaklar: <a href="http://tkececi.wordpress.com/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/</a></strong> <a href="http://www.hurriyet.com.tr/bilim/3908386.asp?gid=50" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.hurriyet.com.tr/bilim/3908386.asp?gid=50&amp;referer=');">http://www.hurriyet.com.tr/bilim/3908386.asp?gid=50</a></span></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="624" title="1" title="21 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1085-beyin-icinde-ikinci-bir-beyin-kesfedildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyne müdahale ahlakı etkileyebilir mi?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2232-beyne-mudahale-ahlaki-etkileyebilir-mi.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2232-beyne-mudahale-ahlaki-etkileyebilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 07:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Beyne müdahale ahlakı etkileyebilir mi?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2232</guid>
		<description><![CDATA[Beyne m&#252;dahale, kişilerin ahlaki anlayışlarının değişmesine yol a&#231;abiliyor&#8230; &#160;New Scientist Dergisi&#8217;nde bildirilen makaleye g&#246;re; beynin belirli bir b&#246;l&#252;m&#252;ne elektromanyetik dalgayla m&#252;dahalenin, kişilerin başkaları hakkındaki ahlaki anlayışlarının değişmesine yol a&#231;abileceği bildirildi....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"><strong>Beyne m&uuml;dahale, kişilerin ahlaki anlayışlarının değişmesine yol a&ccedil;abiliyor&hellip;</strong>   </font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">  <strong>   <img width="353" height="300" title="dd" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Transcranial.magnetic.stimulation.jpg" alt="" /></strong></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">  <strong>&nbsp;</strong><a href="http://www.newscientist.com/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.newscientist.com/?referer=');"><strong>New Scientist</strong></a> Dergisi&rsquo;nde bildirilen makaleye g&ouml;re; beynin belirli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne elektromanyetik dalgayla m&uuml;dahalenin, kişilerin başkaları hakkındaki ahlaki anlayışlarının değişmesine yol a&ccedil;abileceği bildirildi.  Daha &ouml;nceki araştırmalar beynin, sağ temporoparietal kavşağı denilen b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n bir kişinin başka bir kişinin niyeti, d&uuml;ş&uuml;nceleri ve inan&ccedil;ları hakkında d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;nde &ccedil;ok etkin hale geldiğini g&ouml;stermişti.  PNAS dergisinde yayımlanan araştırmada, Massachusetts Teknoloji Enstit&uuml;s&uuml;nden<strong>   <a style="text-decoration: none;" href="http://pubget.com/profile/author/Liane%20Young" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/pubget.com/profile/author/Liane_20Young?referer=');">Liane Young</a></strong> ve ekibi, verilen elektrik akımıyla beynin bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n faaliyetini bozdu.     </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Araştırmacılar,&nbsp;<strong><a style="text-decoration: none;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Transcranial_magnetic_stimulation" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/en.wikipedia.org/wiki/Transcranial_magnetic_stimulation?referer=');">Transcranial Magnetic Stimulation</a></strong>-TMS&rdquo; (Kafai&ccedil;i Manyetik Uyarım) adı verilen, zihinsel s&uuml;re&ccedil;lerin incelenmesinde kullanılan ve sinir h&uuml;crelerinin ge&ccedil;ici olarak normal &ccedil;alışmasını engelleyen bir teknik kullandı.  Akımın oluşturduğu manyetik alanda 25 dakika kalan g&ouml;n&uuml;ll&uuml;lere farklı hikayeler okutuldu ve onlardan bu hikayelerdeki kişilerin ahlakını 1&prime;den (kınanması gereken bir eylem) 7&prime;ye (kabul edilebilir bir eylem) kadar değerlendirmeleri istendi.     </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Manyetik alanda kalan kişiler, hikayede hi&ccedil;bir kınanacak eylem g&ouml;rmedi.  Araştırmaya katılan g&ouml;n&uuml;ll&uuml;lerin başkalarının niyetlerini (&ouml;rneğin bir cinayet girişimi) anlama ve bununla ilgili karar alma ya da durumu değerlendirme becerisinin etkilendiği belirlendi. Liane Young, sağ kulağın arkasındaki bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;n ahlaki değerlendirmelerde &ouml;nemli rol oynadığını, daha &ouml;nce, ahlakın beyinle ilgili &ccedil;ok karmaşık bir s&uuml;recin sonucu olduğunun d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve sadece bir dalgayla ahlaki değerlendirmenin değiştirilebilmesinin şaşırtıcı olduğunu belirtti.   </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"><strong>B.Tugay Ke&ccedil;eci</strong></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Astronom-Matematik&ccedil;i</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">İnsani Gelişim G&ouml;n&uuml;ll&uuml;s&uuml;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"> <strong>Kaynaklar:</strong> </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">     <strong style="font-weight: 400;">   <a style="text-decoration: none;" href="http://tkececi.wordpress.com/2010/04/05/beyne-mudahale-ahlaki-etkileyebilir" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/2010/04/05/beyne-mudahale-ahlaki-etkileyebilir?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/2010/04/05/beyne-mudahale-ahlaki-etkileyebilir</a> </strong>&nbsp;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">     <a style="text-decoration: none;" href="http://www.newscientist.com/article/mg20627544.800-brain-damage-skews-our-moral-compass.html" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.newscientist.com/article/mg20627544.800-brain-damage-skews-our-moral-compass.html?referer=');">http://www.newscientist.com/article/mg20627544.800-brain-damage-skews-our-moral-compass.html</a>     <a style="text-decoration: none;" href="http://www.npr.mobi/templates/transcript/transcript.php?storyId=125304448" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.npr.mobi/templates/transcript/transcript.php?storyId=125304448&amp;referer=');">http://www.npr.mobi/templates/transcript/transcript.php?storyId=125304448</a></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">     <a style="text-decoration: none;" href="http://www.scientificblogging.com/news_articles/brain_stimulation_can_alter_our_moral_judgments_study_suggests" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.scientificblogging.com/news_articles/brain_stimulation_can_alter_our_moral_judgments_study_suggests?referer=');">http://www.scientificblogging.com/news_articles/brain_stimulation_can_alter_our_moral_judgments_study_suggests</a></font></p>
</div>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="215" title="1" title="07 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2232-beyne-mudahale-ahlaki-etkileyebilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Philadelphia Deneyi Hakkında Bazı bilgiler&#8230;</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1089-philadelphia-deneyi-hakkinda-bazi-bilgiler.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1089-philadelphia-deneyi-hakkinda-bazi-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 05:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1089</guid>
		<description><![CDATA[Hakkında yalan yanlış &#231;ok s&#246;ylentinin olduğu bir başka gizli proje daha:&#160;Philadelphia Deneyi Deneyin resmi ve bilimsel adı &#8221;PROJECT RAİNBOW&#8221; (G&#246;kkuşağı Projesi)idi. G&#246;kkuşağı Projesi, iddialara g&#246;re II.D&#252;nya Savaşı sırasında k&#252;&#231;&#252;k destroyer...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Hakkında yalan yanlış &ccedil;ok s&ouml;ylentinin olduğu bir başka gizli proje daha:&nbsp;Philadelphia Deneyi  Deneyin resmi ve bilimsel adı &#8221;PROJECT RAİNBOW&#8221; (G&ouml;kkuşağı Projesi)idi. G&ouml;kkuşağı Projesi, iddialara g&ouml;re II.D&uuml;nya Savaşı sırasında k&uuml;&ccedil;&uuml;k destroyer tipi bir savaş gemisinin başından ge&ccedil;miş.Olayın yeri Philadelphia Deniz &Uuml;ss&uuml;&#8217;yd&uuml; ama&ccedil; ise gemiyi d&uuml;şmanın fark etmemesi i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;nmez yapmakmış.Projeye g&ouml;re, ana fikir d&uuml;şman radarları hi&ccedil; fark etmeden gemi istenilen yerde birden ortaya &ccedil;ıkacakmış.</font></p>
<p style="text-align: center; line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"> <img width="502" height="326" class="aligncenter" title="c" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Philadelphia-Deneyi.jpg" alt="" /></font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Projenin Ger&ccedil;ekte olup olmadığına dair resmi ağızlardan bir bildiri hen&uuml;z yayınlanmadı. Ama gayri resmi olarak projeye dair pek &ccedil;ok bilgi mevcuttur. İşte onlardan birini Netpano.com sitesinden yayınlandığı haliyle sizlere paylaşıyoruz:  28&nbsp;Mart&nbsp;1943 ; ABD&#8217;li bilim adamı Dr. Morris Jessup&#8217;ın, Einstein&#8217;ın birleşik alanlar kuramına dayanarak bir &quot;ışınlama&quot;&nbsp; deneyi yaptığı iddia edildi. &#8216;Philadelphia deneyi&quot; adıyla bilinen ve askeri gizlilik i&ccedil;ersinde ger&ccedil;ekleştirilen olayda, 104 m&uuml;rettebatlı &quot;USS Eldridge&quot; adlı askeri gemi, tanıkların iddialarına g&ouml;re Philadelphia deniz &uuml;ss&uuml;nde, yeşil bir sise b&uuml;r&uuml;nerek yavaş yavaş &quot;kayboldu&quot; ve kısa bir s&uuml;re sonra 640 km. &ouml;tedeki Norfolk deniz &uuml;ss&uuml;nde ortaya &ccedil;ıktı.  Deney ile ilgili medyatik ciddi araştırmalar, 1980&#8242;de PHİLADELPHİA DENEYİ&#8217;ni perdeye getiren filme izin verildikten sonra başladı. Daha &ouml;ncelerde, kamuoyuna g&ouml;re olay sadece sa&ccedil;ma bir s&ouml;ylentiydi. Charles Berlitz ve William Moore&#8217;un ortak yazdıkları kitap bir fantazi olarak kabul g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;.Ama deney ile ilgili kuşkular hala s&uuml;rmektedir, nedeni anlamsız bir s&ouml;ylenti dahi olsa aşağıda okuyacağınız olaylar dizisi, şaşırtıcı, d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml; ve ger&ccedil;ek&ccedil;idir.  Philadelphia Deneyi g&uuml;n&uuml;m&uuml;z şartları g&ouml;z&ouml;n&uuml;ne alındığında daha etkin ve d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml; bir iddiadır,olayda adı ge&ccedil;en bir avu&ccedil; insandan geriye hemen hemen kimse kalmadığından kesin doğrulanma i&ccedil;in ABD gizli arşivlerinin a&ccedil;ıklanması gerekmektedir. Fakat, film i&ccedil;in devlet tarafından zor izin verilmesi kuşku uyandırmakta ve dikkatleri yoğunlaştırmaktadır.Yaşamını Philadelphia Deneyi&#8217;ni araştırmaya adayan ve bir de &quot;A-Z&#8217;ye Philadelphia Deneyi&quot; adlı kitabı yazan Alfred Bielek bize t&uuml;m olanları anlatırken, &quot;neredeyse delirme noktasına geldiğini s&ouml;yl&uuml;yordu;Philadelphia Deneyi tasarlanırken ama&ccedil; &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir elektromanyetik alanın sağlanarak gemilerin g&ouml;r&uuml;nmez olmaları ve bu sayede top mermilerinden ve denizaltıların atacakları torpitolardan korunmasıydı.Hatta daha sonra,g&ouml;r&uuml;nmezlik alanını bir benzerinin denizde değil, havada oluşturarak &ouml;nemli &uuml;slerin g&ouml;r&uuml;nmesinin engellenmesi de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. </font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">  <strong>&quot;EVRENSEL ZAMAN SAATİ&quot;</strong> Deneyin resmi ve bilimsel adı &quot;PROJECT RAİNBOW&quot; (G&ouml;kkuşağı Projesi)idi. G&ouml;kkuşağı Projesi, iddialara g&ouml;re II.D&uuml;nya Savaşı sırasında k&uuml;&ccedil;&uuml;k destroyer tipi bir savaş gemisinin başından ge&ccedil;ti.Olayın yeri Philadelphia Deniz &Uuml;ss&uuml;&#8217;yd&uuml; ama&ccedil; ise gemiyi d&uuml;şmanın fark etmemesi i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;nmez yapmaktı.  Projeye g&ouml;re, fikir orjinaldi ve d&uuml;şman radarları hi&ccedil; fark etmeden gemi istenilen yerde birden ortaya &ccedil;ıkacaktı.Bilimsel tanımın adı;OPTİKAL G&Ouml;R&Uuml;NMEZLİKTİ; &ouml;zel bir sistemle veya jenerat&ouml;rle oluşturulan &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; manyetik bir alan gemiyi saracak, ışınları veya radar dalgalarını b&uuml;ker yada kırarken gemi g&ouml;r&uuml;nmez olacaktı. &nbsp;D&uuml;ş&uuml;ncesi dahi bir mucizeye benziyordu ve iddialara g&ouml;re de G&ouml;kkuşağı Projesi başarılı olmuştu. Yani gemi fiziksel olarak kaybolmuş ve tekrar geri d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;. Tanıklara g&ouml;re geminin &uuml;zerini bir pelerin gibi saran manyatik alan g&ouml;revini yapmıştı. Fakat ana hedef geminin kaybolduğu yerde değil, bir başka yerde ortaya &ccedil;ıkmasını sağlayabilmekti yani daha yaygın bir deyimle &quot;ışınlama&quot; yapılmalıydı.</font></p>
<p style="text-align: center; line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"><img width="216" height="217" class="aligncenter" title="df" src="http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/KO/m_erde3.PNG" alt="" /></font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Philadelphia Deneyi&#8217;nin temelinde d&uuml;ş&uuml;nce olarak Albert Einstein&#8217;ın&nbsp;<strong>&#8221;&Ccedil;ekim ve Elektriklenmede Birleşik Alan Kuramı&#8221;</strong> vardır. Bu teori bu konuyla ilgili kişilerce &quot;Elektronik kamuflaj&quot; olarak tasarlandı.Einstein, bu teorisi 1925-27 arasında Almanya&#8217;da bir bilim dergisinde yayınlandı.Fakat Einstein,bu teoriyi daha denememiş ve daha tam anlamıyla geliştirmemişti.O zamanlardaki ama&ccedil;, &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; elektromanyetik alanın yapılarak gemilerin g&ouml;r&uuml;nmez olmaları ve d&uuml;şman kuvvetlerine karşı korunmasıydı.Hatta bu olayı havada oluşturarak &uuml;slerin g&ouml;r&uuml;nmesinin engellenmesi de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;.  Bu deneyin &ccedil;alışmaları 1930 yıllarda &quot;Project Rainbow&quot;ismiyle başlatıldı.Başlatıldığı yer ise Chicago &Uuml;niversitesidir. 1 yıl sonrada bu &ccedil;alışma Princeton&Uuml;niversitesinde devam ettirildi.bazı bilim adamları bu projede zaman zaman yer aldılar.Bunlar Einstein, Dr. Johnvon Neumann ve Dr. Nikola Tesla&#8217;dır.Dr. Alfred Bielek her 10 yılda bir Ağustosun 12&#8242;sinde manyetik enerji alanının tekrar oluştuğunu &ouml;ne s&uuml;r&uuml;yordu.1943&#8242;ten sonra 1963 ve 1983&#8242;te aynı olay olmuştu. sebebi ise &quot;Senkronizasyondu&quot; Enerji alanları tekrar toplanıyor, dalgalanarak ortaya &ccedil;ıkıyordu, fakat bu alanlar karmaşıktı. Neumann, 1986&#8242;da &ouml;len Bielek&#8217;in anılarından yazdığına g&ouml;re bu olayları doğrulamıştı.İfadesi teyp bantlarında vardı. Oluşturulan b&uuml;y&uuml;k enerji, doğru a&ccedil;ıda sekronize edilirken birden kontrol dışına &ccedil;ıkmış ve &quot;Y&ouml;ns&uuml;z dalgalar&#8217;a&quot; d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Bunun sonucunda ortaya alışılmadık etkiler &ccedil;ıkmaya başlamıştı.  Senkronize dalgalar zamanı b&uuml;k&uuml;yor ve etkiliyordu.Bir diğer ilgin&ccedil; yaklaşım, Wisconsin &Uuml;niversitesi Matematik Profes&ouml;r&uuml; olan Henry Levenson&#8217;dan gelmişti.Bu fikre g&ouml;re zamanın merkezi bir alanın &ccedil;evresinde yoğunlaştığını ve bir &quot;Zaman Saati&quot; oluşturarak, t&uuml;m varoluşun ger&ccedil;ekleştiği ve ger&ccedil;ekleşeceği şifrelerle &ccedil;alıştığını s&ouml;yl&uuml;yordu; Dediğine g&ouml;re &quot;Şifrelerin i&ccedil;inde yaşayan herşey vardır, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n maddesel varoluş d&uuml;nya saat ve zamanına g&ouml;redir;d&uuml;nya, G&uuml;neş saatine g&ouml;re, G&uuml;neşde galaktik saate g&ouml;re ayarlıdır.Eğer zaman kilidi y&uuml;ksek ve g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir enerji alanı ile bozulursa, ortaya &ccedil;eşitli zaman ve mekan dengesizlikleri &ccedil;ıkar.Taki zaman yeniden kendini tamir edip yeniden dengesini bulanadek&quot;</font></p>
<p style="text-align: center; line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"><img width="182" height="148" class="aligncenter" title="ff" src="http://www.bibliotecapleyades.net/montauk/rainbow/images/neumann.jpg" alt="" /></font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma"><strong><em>BİLİM ADAMI DR. MORRİS K. JESSUP&#8217;UN&nbsp; ESRARENGİZ &Ouml;L&Uuml;M&Uuml; </em></strong>  Olaylar 1943 yılı haziran ayında başladı.Geminin adı USS Eldridge&#8217;di, DE 173 bir koruma destroyeri olarak sınıflandırılmıştı. Bir g&ouml;rg&uuml; şahidine g&ouml;re,75 KVA g&uuml;c&uuml;ndeki iki dev jenerat&ouml;r geminin &ouml;n top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin g&uuml;vertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi ( Herbiri iki mega CW g&uuml;c&uuml;ndeydi ve onlarda g&uuml;verteye monte edilmişti.),3000 adet 6L6 g&uuml;&ccedil; artırıcı t&uuml;p,iki jenerat&ouml;r&uuml;n oluşturduğu g&uuml;c&uuml; yayacaklardı, &ouml;zel senkronizasyon ve mod&uuml;lasyon devreleriyle diğer ekipman,oluşan k&uuml;tlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonu&ccedil;ta gemi d&uuml;şman g&ouml;zlemcileri i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;nmez olacaktı.USS Eldridge adlı destroyer, Philadelphia Deniz &uuml;ss&uuml;&#8217;n&uuml;n &ouml;n&uuml;nde biraz a&ccedil;ıkta duruyordu, g&ouml;zlem gemisi olarak da SS Andrew Furuseth isimli bir şilep se&ccedil;ilmişti.İşte iddialara g&ouml;re Philadelphia Deneyinin ortaya &ccedil;ıkmasını sağlayan insan bu geminin personelinden bir gemicidir. Bu kişi Carl M. Allen imzasıyla, 1950 yılında Dr. Morris K. Jessup&#8217;a garip mektuplar g&ouml;nderdi ama zarfın &uuml;zerindeki isim Carlos Miguel Allende&#8217;ydi,Mektupta yazılanlara g&ouml;re Allende veya Allen, olayları baştan sona seyretmiş gibiydi,Jessup adres olarak verilen posta kutusuna mektup yazarak ayrıntı istedi ve bir mektup daha geldi; bu Allen, anlattıklarını kanıtlamak i&ccedil;in hipnoz, sodyum pentatol ( bilinci uyuşturarak iradeyi kran doğruyu s&ouml;yleten bir ila&ccedil; )ve teyp kaydı istiyor,olayın etkin bir bi&ccedil;imde a&ccedil;ıklanması halinde insanların b&ouml;yle bir nakil sistemiyle yıldızlara dahi gidebileceğini yazıyordu.  Jessup ise bu kişinin tanıklık iddialarından en azından bir tanesinin doğru olabileceğini s&ouml;yl&uuml;yordu.Aslında Jessup, matematik&ccedil;i ve g&ouml;k bilimciydi.  Astro-fizik alanındaki&ccedil;alışmaları nedeniyle Felsefe Doktoru &uuml;nvanını almıştı.İnkalar ve Mayalar&#8217;la ilgili &ccedil;alışmalar yaptı. Bermuda &uuml;&ccedil;keni ve UFO konularında tezler yayınladı.İkinci mektuptan sonra Jessup, Deniz Kuvvetleri&#8217;nden bir davet aldı.Deniz Kuvvetleri Araştırma B&uuml;rosu&#8217;na gittiğinde eline bir kitap verildi ve kitap kendi yazdığı kitaptı, bir yıl &ouml;nce B&uuml;ro&#8217;ya postayla yollamıştı.&quot;THE CASE FOR THE UFO&quot; adlı kitap taslağını Deniz Kuvvetleri&#8217;nden Amiral N. Furt&#8217;a yollamıştı ama Amiral haberinin olmadığını s&ouml;yl&uuml;yordu.  Kitabın sayfaları &uuml;&ccedil; değişik yazıyla yazılmış ve notlar alınmıştı,Dr. Jessup yazılardan birisinin Alle&#8217;nin yazısının aynı olduğunu fark etti.Notlar sanki d&uuml;nya dışı birisinin g&ouml;zlemi olarak&nbsp; yazılmış gibiydi, binlerce yıl &ouml;nceki uygarlıklardan s&ouml;z ediliyor, d&uuml;nyaya gelen uzay ara&ccedil;ları tarif ediliyordu, sonunda ise G&uuml;&ccedil; alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya &ccedil;ıkarılabileceği ve 1943&#8242;te philadelphia&#8217;da yapılan deneyden s&ouml;z ediliyordu. Normalde, sa&ccedil;ma olarak tanımlanması gereken bu kitap, nedense ABD H&uuml;k&uuml;meti tarafından Pentagon&#8217;da &uuml;st d&uuml;zey belli yetkililere &ouml;zel olarak dağıtıldı.  Carlos Miguel Allende veya Carl Meredith Allen yani Dr. Jessup&#8217;a mektup yazıp,deneyi anlatan kişi kimdi? Neden mektubu yazdıktan sonra kayboldu ve &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; neden basına yollamadı? ABD H&uuml;k&uuml;meti, Jessup&#8217;un &uuml;zerinde notlar bulunan kitabıyla neden bu kadar ilgilendi?1959 Nisan&#8217;ında Jessup, arkadaşı doktor Mason Valentine&#8217;i arayarak Deney ile ilgili kesin sonu&ccedil;lara ulaştığını anlatarak ertesi g&uuml;n buluşmalarını istedi, 20 Nisan akşamı yemekte buluşacaklardı ama bu yemek ger&ccedil;ekleşemedi.  Buluşacakları gece, Miami&#8217;de Hammock Parkı&#8217;nda Dr.Morris K. Jessup, arabasında &ouml;l&uuml; bulundu, polis raporlarına g&ouml;re arabasında ekzoz gazıyla intihar etmişti ve s&ouml;z konusu notlar ortada yoktu.Arkadaşları Jessup&#8217;un asla intihar edecek biri olmadığını s&ouml;ylediler,Valentine ise Jessup&#8217;un hastaneye g&ouml;t&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde hala sağ olduğunu &ouml;ğrendiğini iddia etti fakat bunlardan bir sonu&ccedil; &ccedil;ıkmadı ve olay kapandı. Acaba &ouml;yle miydi?Jessup&#8217;un Philadelphia Deneyi ile ilgili &ccedil;alışmalarına ne olmuştu? Bu &ccedil;alışmalar kimleri,neden rahatsız etmişti? Bu gizem hala &ccedil;&ouml;z&uuml;lm&uuml;ş değil.Yoksa b&ouml;yle bir oyunla Jessup kendisine mektup yazan kişi Allen tarafından veya başka g&uuml;&ccedil;lerle intihar s&uuml;s&uuml; verilerek notlarıyla birlikte bir yeremi g&ouml;t&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;?  <em><strong>DENEY BAŞLIYOR</strong></em>  Tanığa g&ouml;re, deney 22 Haziran 1943&#8242;te sabah saat 09.00&#8242; da jenerat&ouml;rlere g&uuml;&ccedil; verilerek&nbsp; başlatıldı.Manyetik alan oluşuyordu; sonra yeşilimsi bir sis gemiyi &ouml;rtmeye başladı ve USS Eldridge kayboluyordu; Olayın tanığı ş&ouml;yle devam ediyor;&quot;Bir an sadece geminin &ccedil;ıpasını g&ouml;rebildim, sonra oda kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan &uuml;st r&uuml;tbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan i&ccedil;inde nefeslerini tutarak bu inanılması g&uuml;&ccedil; başarılarını seyrediyorlardı.Gemi ve m&uuml;rettebatı hem radarda hemde g&ouml;zlerimizin &ouml;n&uuml;nde yok olmuştu.  Her şey planlandığı gibi y&uuml;r&uuml;yordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jenerat&ouml;rlerin&nbsp;şalteri kapatıldı. &Ouml;nce hi&ccedil; bir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya &ccedil;ıktı ve USS Eldridge yeniden g&ouml;r&uuml;nmeye ve ortaya &ccedil;ıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu?  Sis azalırken, birşeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk.Hemen gemiye yanaştık, ilk &ouml;nce m&uuml;rettebatın &ccedil;oğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını g&ouml;rd&uuml;k,diğerleri ise geminin g&uuml;vertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hi&ccedil; birinin bilinci yerinde değildi.Yetkili ekipler gemiye girerek b&uuml;t&uuml;n m&uuml;rettebatı kısa s&uuml;re i&ccedil;erisinde uzaklaştırdılar ve yerlerine hazır bekletilen yeni bir m&uuml;rettebat aldı. Bir iki g&uuml;n sonra, yeni bir deneye daha karar verildi.Gemi istenilen radar g&ouml;r&uuml;nmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943&#8242;te deney yine aynı gemide tekrarlandı. Jenerat&ouml;rler &ccedil;alışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen g&ouml;r&uuml;nmezlik &ccedil;izgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor, arada ise bazı &ccedil;izgiler belli belirsiz se&ccedil;iliyordu. Sonra sadece su &uuml;zerinde tekne boyunda bir &ccedil;izgi kaldı.Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o &ccedil;izgide yok oldu. Şimdi gemi tamamen yokolmuştu. Bir ka&ccedil; dakika sonra millerce uzakta Norfolk&#8217;ta ortaya &ccedil;ıktı. G&ouml;r&uuml;nd&uuml;kten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia&#8217;da tekrar ortaya &ccedil;ıktı. Bu kez durum &ccedil;ok ciddiydi, t&uuml;m m&uuml;rettebatın başı beladaydı.  Bazıları yok oldu ve bir daha geri d&ouml;nmediler. </font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">   <img width="500" height="396" class="aligncenter" title="ff" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Philadelphia.jpg" alt="" /></font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">&nbsp;Bu olayın en korkun&ccedil; b&ouml;l&uuml;m&uuml; ise beş tane denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının i&ccedil;inde kalmalarıydı.Bu &ccedil;ok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline d&ouml;nemedi.Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hi&ccedil;bir şey yoktu.Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta y&uuml;r&uuml;rken kaybolan ve yine ortaya &ccedil;ıkan insanlar vardı. Manyetik alanın i&ccedil;inde kalan m&uuml;rettebattan kaybolanlar ancak birisinin y&uuml;z&uuml;ne ve eline dokunulmasıyla g&ouml;r&uuml;n&uuml;r hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. &quot;Donma&quot; adı verilen bu olay saatlerce, g&uuml;nlerce s&uuml;rebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donmustu ve altı ay sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve m&uuml;rettebatının b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kaybolup,&ccedil;ok uzak bir yerde ortaya &ccedil;ıkıp ve sonra yeniden geri d&ouml;nmesine neden olan neydi? diyor olayın tanığı.Philadelphia deneyi hakkında &#8221;gemi&#8221; nasıl Norfolk&#8217;a gitti? Neden yine Philadelphia&#8217;da bir yere gitmedi? Levenson&#8217;un &quot;Zaman Kilitleri&quot;mi neden olmuştu?  Biz bir zaman dizisi i&ccedil;erisinde yaşıyoruz her hareketimizde bir an ge&ccedil;iyor ve zamanı olmadan s&uuml;regelen uzayla &ccedil;evriliyiz. Uzay-Zaman i&ccedil;inde bir yerde, bir an i&ccedil;in var olduğumuzda, oluşan zaman karesi yani o anın resmi, lokal uzay / mekan koşulları gereğince yakalanır ve d&uuml;nyadan &ccedil;ıkarak g&uuml;neş sistemine yayılır ama uzaya gitmez ve G&uuml;neş sisteminin &ccedil;evresinde y&ouml;r&uuml;ngeye girer. Bu &quot;Işınlanma&quot; gibidir.Yani her hareketimizin bir resmi &ccedil;ekilip, uzaydaki alb&uuml;mde yerini almıştır.Bu sonsuz zaman resimleri veya dilimleri Yaradılıştan beri vardır.Yani d&uuml;nya zamanı i&ccedil;inde değilde,uzay zamanı i&ccedil;inde geri d&ouml;n&uuml;p t&uuml;m resimleri g&ouml;rebiliriz.Bu oluşumun diğer koşulu bug&uuml;n&uuml;n emilme &ouml;zelliğidir,i&ccedil;inde bulunduğumuz an bir balon gibi şişerek holografik bir g&ouml;r&uuml;nt&uuml; oluşturur; bu tekbir anlık resimlerin biriktiği bir alandır ve &ouml;zel bir uzay alanındadır. Yani o alanda bu an ge&ccedil;mişdeki t&uuml;m anlar vardır; işte USS Eldridge&#8217;nin Norfolk&#8217;ta ortaya &ccedil;ıkmasının nedeni ge&ccedil;mişinde orada bulunmasıdır; &ccedil;arpılan uzay-zaman alanında geminin ge&ccedil;mişte orada bulunduğu anı resmi ortaya &ccedil;ıkmış ve gemi g&ouml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r.Yani o anda hem Philadelphia&#8217;da hemde Norfolk&#8217;tadır.Eğer zaman alanını yeterince bozabilirsek,bir yerde g&ouml;r&uuml;nebilir,d&uuml;nya-zamanda değil, uzay-zamanda yer değiştirmiştir. Sebebi daha &ouml;nce oradaydı.Eğer olay sırasında ve transfer tamamlanmadan &ouml;nce birisi enerjiyi durdursaydı, madde par&ccedil;acıkları ışınlanarak emilecek kaynağına doğru yani geriye vakumlanarak bu andaki orjinal yerine d&ouml;necekti.  İki tane balon d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n;birisinin i&ccedil;inde Philadelphia&#8217;da USS Eldridge bulunsun; Diğer balon ise Norfolk&#8217;ta ama i&ccedil;i boş;Bu boş balonda madde olmayan holodrafik g&ouml;r&uuml;nt&uuml; beliriyor ve bu g&ouml;r&uuml;nt&uuml; ge&ccedil;mişte bir yerde olan uzaysal bir imaj.Ge&ccedil;mişteki her zaman resmi bir holografik bir imaj balonu olarak vardır,Bunu bir &ccedil;izgi filmin kareleri olarakta d&uuml;ş&uuml;nebilirsiniz. Bu resim dizisi her varolan her şey i&ccedil;in oluşmaktadır. Eğer biz Philadelphiya&#8217;da bulunan USS Eldridge&#8217;nin kendisinin bulunduğu dolu balonu sıkıştırırsak,Norfolk&#8217;daki boş balona giden maddi bir bağlantı koridoru yada madde t&uuml;p&uuml; oluştururuz.Yani imaj gemiye doğru&#8230;  Fakat akım verildiğinde beklenmedik gelişmeler yaşanıyor ve gemi tamamen yok oluyor. Akım kesildiğinde gemi yeniden beliriyor. Deney esnasında geminin başka b&ouml;lgelerde aniden belirip yok olduğuna dair ihbarlar ortaya &ccedil;ıkıyor. Deney sonucunda gemi personelinin &ccedil;oğunun kaybolduğu, aklını yitirdiği ya da bedenlerinin kısmen geminin dokusu ile birleşmiş olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Bu bilgiler tahmin edileceği gibi resmi olarak yalanlanıyor. Gemi 1951&#8242;de yunan donanmasına devrediliyor. 1990&#8242;lara kadar orada hizmet veriyor.   </font></p>
<p align="justify" style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Kaynak:  <a href="http://tkececi.wordpress.com/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/</a>  <a href="void(0);">http://www.netpano.com/haber/954/Philadelphia/Deneyi</a></font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="1069" title="1" title="10 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1089-philadelphia-deneyi-hakkinda-bazi-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neil’in Beyniyle Konuşmalar</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2221-kitap-tanitim-neil%e2%80%99in-beyniyle-konusmalar.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2221-kitap-tanitim-neil%e2%80%99in-beyniyle-konusmalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 05:07:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kİtap Tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[KitapTavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Neil’in Beyniyle Konuşmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2221</guid>
		<description><![CDATA[Bir ameliyathane, iki doktor ve beyin ameliyatı geçirmek üzere olan bir epilepsi hastası… Ameliyat masasında yatmakta olan Neil bu aşamaya gelene dek doktorlarıyla beyin üzerine uzun sohbetler etmiş, ilginç deneylerden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 471px"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Neil’in-Beyniyle-Konuşmalar.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Neil_in-Beyniyle-Konu_malar.jpg?referer=');"><span style="font-family: tahoma, arial, helvetica, sans-serif;"><strong><span style="font-size: small;"><img class=" " title="Neil’in-Beyniyle Konuşmalar" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Neil’in-Beyniyle-Konuşmalar.jpg" alt="" width="461" height="269" /></span></strong></span></a><p class="wp-caption-text">Neil’in-Beyniyle-Konuşmalar</p></div>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="font-family: tahoma, arial, helvetica, sans-serif;">Bir ameliyathane, iki doktor ve beyin ameliyatı geçirmek üzere olan bir epilepsi hastası… Ameliyat masasında yatmakta olan Neil bu aşamaya gelene dek doktorlarıyla beyin üzerine uzun sohbetler etmiş, ilginç deneylerden geçmiş; nitekim aralarındaki diyalog ameliyathanede de sürüyor ve biz okurlar da bu aydınlatıcı sohbetlere kulak misafiri oluyoruz. Neil’in Beyniyle Konuşmalar, bizi beynin son derece karmaşık, incelikli, hayret verici dünyasına götüren sürükleyici bir kitap.</span></strong></span></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="293" title="1" title="15 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2221-kitap-tanitim-neil%e2%80%99in-beyniyle-konusmalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok Boyutlu Evren Modelleri</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1080-cok-boyutlu-evren-modelleri.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1080-cok-boyutlu-evren-modelleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 20:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1080</guid>
		<description><![CDATA[Evren neden var oldu? Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını &#34;Her Şeyin Teorisi&#34; adını verdikleri bir evren form&#252;l&#252;yle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, i&#231;inde eşizlerimizin bulunduğu fantastik bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Evren neden var oldu? </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını &quot;Her Şeyin Teorisi&quot; adını verdikleri bir evren form&uuml;l&uuml;yle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, i&ccedil;inde eşizlerimizin bulunduğu fantastik bir &quot;hiper uzay&quot;ın kapılarını a&ccedil;ıyor. Biz diğer evrenleri g&ouml;remiyoruz; ancak, Hawking teorisinde, paralel evrenlerde olanların bizim korkularımızı, becerilerimizi ve &ouml;zlemlerimizi etkileyebileceğini ileri s&uuml;r&uuml;yor. </font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font size="3"><img width="400" height="324" border="0" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/cokbuyutluevren.jpg" alt="" /></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">&nbsp;Ahmet şirketteki en gen&ccedil; y&ouml;neticiydi. Azimli ve &ccedil;ok &ccedil;alışkandı. Gene sıradan bir hafta başı g&uuml;nlerinden biriydi ve &nbsp;her hafta yaptıkları rutin toplantılardan birini y&ouml;netiyordu. O g&uuml;n de, b&uuml;t&uuml;n diğer pazartesi sabahları gibiydi. Daha farklı ge&ccedil;eceğini g&ouml;steren en ufak bir belirti yoktu. Ancak, bir s&uuml;re sonra Ahmet toplantıyı savsaklamaya başladı. Doğru d&uuml;r&uuml;st c&uuml;mle kuramıyor, iki de bir takılıyordu. Konsantrasyonu tamamen dağılmıştı. Huzursuzluğu giderek arttı. Birden aklına annesi geldi ve bu d&uuml;ş&uuml;nceyi bir t&uuml;rl&uuml; kafasından silemedi. Ofisine ge&ccedil;tiğinde telefonu &ccedil;aldı, arayan babasıydı. Annesi bir kalp krizi ge&ccedil;irmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. Acaba Ahmet&#8217;in sabahki toplantıdaki konsantrasyonu, bu olayı sezinlediği i&ccedil;in mi dağılmıştı? Peki nasıl sezmişti bunu? B&ouml;yle bir olaya, şimdiye kadar sadece parapsikoloji uzmanları a&ccedil;ıklama getiriyorlardı. Bilim adamları, ciddiyetsizlikle su&ccedil;lanmamak i&ccedil;in b&ouml;yle konuların &uuml;st&uuml;nde durmamayı tercih ettiler.   </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">İşte tam bu noktada konuya, Stephen Hawking&#8217;in geliştirdiği evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir a&ccedil;ıklama getiriyor.  </font></p>
<p align="center" style="line-height: 200%;"><font size="3"><img width="369" height="353" border="0" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/Stephen-Hawking.jpg" alt="" /></font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hi&ccedil;bir şeyin bir b&uuml;t&uuml;nden bağımsız ger&ccedil;ekleşmediğini ileri s&uuml;r&uuml;yor. Yani, sabah toplantısındaki olayları Hawking&#8217;e g&ouml;re ş&ouml;yle a&ccedil;ıklayabiliriz: G&ouml;r&uuml;lebilir evrenimizin dışında, i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;miş ve eşizlerimizin bulunduğu, g&ouml;r&uuml;lemeyen daha &ccedil;ok sayıda evren var.&nbsp;Ahmet&#8217;in annesinin ge&ccedil;irdiği kalp krizini telefonla &ouml;ğrenmediğine g&ouml;re, dolaylı yollardan &ouml;ğrendi; yani eşizlerinden biri aracılığıyla.  Eğer Hawking haklıysa, daha pek &ccedil;ok olgu paralel evren teorisiyle a&ccedil;ıklanabilecek. Hi&ccedil;bir neden ya da bulgu olmadığı halde neden bazen korkuya kapılıyoruz?  </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Eşizlerimiz o anda bu korkuları yaşadıkları i&ccedil;in mi?  </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Neden bazı insanlarla ilk kez tanıştığımız halde, sanki onu uzun s&uuml;redir tanıyormuşuz duygusuna kapılıyoruz? Başka bir d&uuml;nyada onu uzun s&uuml;redir tanıdığımız i&ccedil;in mi? Ya ilk bakışta aşk? Aslında b&ouml;yle bir şey belki de yok ve her şey başka bir evrende yaşanan bir aşkın o an i&ccedil;in hissedilmesinden ibaret. Ger&ccedil;ekten de, bir bilimkurgu senaryosuna benziyor.  Hawking &nbsp;geliştirdiği form&uuml;l&uuml;n, makroskobik evreni ve temel par&ccedil;acıkların mikroskobik d&uuml;nyasını tanımlamakla kalmayacak, &quot;B&uuml;y&uuml;k Patlama&quot; ve onunla birlikte zaman ve uzay boyutlarının başlangıcını da hesaplanabilir hale getireceği iddiasında. Bu teorinin başlangıcı ise hayli ilgin&ccedil; olayların peşi sıra gelişimine dayanmaktadır. İlk zamanlar bilimadamları, &nbsp;İngiliz fizik&ccedil;i Isaac Newton&#8217;ın 300 yıl &ouml;nce kabul ettiği gibi, zamanın sonsuz bir ge&ccedil;mişten sonsuz bir geleceğe uzandığına inanıyorlardı.&nbsp;</font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Newton&#8217;ın bu teorisi, Albert Einstein tarafından geliştirilen &quot;Genel G&ouml;relilik Teorisi&quot;yle ge&ccedil;erliğini kaybetti. Yeni teori, zaman, uzay ve maddeyi bir birinden ayrılamaz bir b&uuml;t&uuml;n olarak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordu.  B&uuml;t&uuml;n k&uuml;tleler, ister dev g&ouml;kadalar ister k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k asteroitler, uzay-zamana şekil veriyorlar. Bu şekillenme, madde ve ışığın uzaydaki hareketini belirliyor.  </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">&Ouml;nce Roger Penrose, sonra da Hawking, 1969&#8242;da B&uuml;y&uuml;k Patlama&#8217;nın ger&ccedil;ek olduğunu ispatladıktan sonra, &ccedil;ekim kuvvetine dayalı teoriyi daha da geliştirdiler.  Yoğunluk, B&uuml;y&uuml;k Patlama sırasında kuşkusuz &ccedil;ok daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki b&uuml;t&uuml;n k&uuml;tleler bir aradaydı. Patlama ger&ccedil;ekleşince, &ccedil;evreye hayal edilmesi g&uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel par&ccedil;acıklara ve maddenin kaderini belirleyen d&ouml;rt kuvvete d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Kozmologlar asıl sorunu, işte bu d&ouml;rt kuvvet konusunda yaşıyorlar. Bir evren form&uuml;l&uuml;, b&uuml;t&uuml;n zamanlar ve evrendeki b&uuml;t&uuml;n olaylar i&ccedil;in ge&ccedil;erli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili b&uuml;t&uuml;n kuvvetleri i&ccedil;ermeliydi. Bug&uuml;ne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece &uuml;&ccedil; kuvveti kapsıyordu: elektromanyetik kuvvet (elektronları atom &ccedil;ekirdeğine bağlıyor), &quot;g&uuml;&ccedil;l&uuml; kuvvet&quot; (atom &ccedil;ekirdeğini bir arada tutuyor) ve &quot;zayıf kuvvet&quot; (radyoaktif par&ccedil;alanmayı sağlıyor)&#8230; Buna karşılık, b&uuml;t&uuml;n &ccedil;abalara rağmen, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; kuvvet olan k&uuml;tle &ccedil;ekimi, bir t&uuml;rl&uuml; &quot;Her Şeyin Teorisi&quot; ne dahil edilemedi. Nedeni ise, &ccedil;ekim g&uuml;c&uuml;n&uuml;n sadece maddelerde bulunması. B&uuml;y&uuml;k Patlama sırasında k&uuml;tle, maddesel olmayan bir nok-tada, &quot;hi&ccedil;lik&quot;i ifade eden bir kuvantumda yoğunlaşmıştı. Araştırmacıların, &quot;tekillik&quot; durumunu daha iyi anlayabilmeleri i&ccedil;in her iki teoriyi &quot;Kuvantum &Ccedil;ekim Kuvveti&quot;nde birleştirmeleri, yani &quot;&Ccedil;ekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi&quot;ni geliştirmeleri gerekiyordu.  </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Ancak, bunu bir t&uuml;rl&uuml; başaramıyorlardı.  &quot;Her Şeyin Teorisi&quot;ne giden yolda başka bir sorun da, atomun standart modelinde yaşanıyordu. Par&ccedil;acıklar, bazı matematiksel işlemlere tabi tutulduklarında, ortaya anlamsız ve sonsuz değerler &ccedil;ıkıyordu. Ayrıca standart model, ne par&ccedil;acık k&uuml;tlelerini ne de doğal kuvvetlerin şiddetini a&ccedil;ıklıyordu. Bunlar form&uuml;lde sabit değerler olarak yer alıyordu. 80&#8242;li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwarz ve Michael Green&#8217;in uğraşıları sonucu bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m yolu bulundu. Onlara g&ouml;re anlamsızlıklar, par&ccedil;acıkların, denklemlerde sonsuz k&uuml;&ccedil;&uuml;k noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Peki ama, par&ccedil;acıkların iplik&ccedil;ikler gibi esneme yetenekleri olsaydı ne olurdu? Yaklaşık 10 yıl &ouml;nce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları &ccedil;ıkmaza sokan &quot;sicim teorisi&quot;, atomaltı par&ccedil;acıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10 (&uuml;zeri -33) santimetre uzunluğunda, minicik iplik&ccedil;iklerdi. Sicimler şimdiye kadar g&ouml;zlenemedi; ancak, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne olan oranı, bir atomun b&uuml;t&uuml;n G&uuml;neş Sistemi&#8217;ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, k&uuml;tle &ccedil;ekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola &ccedil;ıkarak &quot;k&uuml;tle &ccedil;ekiminin kuvantum teorisi&quot;ni geliştirdi.  Stephen Hawking, sicimlerle ilgili &ccedil;ok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni &uuml;&ccedil; veya d&ouml;rt boyutlu kabul ettiğimiz s&uuml;rece, geliştirilen &quot;K&uuml;tle &Ccedil;ekiminin Kuvantum Teorisi&quot; bizi tek bir evren form&uuml;l&uuml;ne g&ouml;t&uuml;rm&uuml;yor. Dolayısıyla &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;, &ccedil;ok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden &ccedil;ok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara &quot;membran&quot; adını verdi ve daha da kısaltarak &quot;bran&quot; olarak kullandı. Bu bran&#8217;lar, birden fazla boyutta varlık g&ouml;steriyorlardı. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı:  Evrende 11 boyut vardı. Peki b&uuml;t&uuml;n o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor: B&uuml;y&uuml;k Patlama&#8217;nın ardından, zaman boyutu ile &uuml;&ccedil; tane uzaysal (uzunluk, genişlik, y&uuml;kseklik) boyut a&ccedil;ılarak kozmik b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğe d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına g&ouml;re, b&ouml;yle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.   </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">M Teorisi&#8217;ne g&ouml;re, evren iki boyutlu bran&#8217;larla kaplı. Bu branlar i&ccedil;in &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; boyut, bran&#8217;ların frizbi plakları gibi, i&ccedil;inde oradan oraya u&ccedil;tukları ve hi&ccedil; birbirlerine &ccedil;arpmayacakları b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte bir &quot;hiper uzay&quot;. &quot;&Uuml;&ccedil; boyutlu k&uuml;tlecikler&quot; hi&ccedil; fark edilmeden d&ouml;rt boyutlu bir uzaya, &quot;d&ouml;rt boyutlu k&uuml;tlecikler&quot; beş boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: &quot;&Uuml;st&uuml;nde yaşadığımız D&uuml;nya nasıl yorumlanmalı?&quot; Yanıtını ise ş&ouml;yle vermiş: &quot;Bizim g&ouml;zlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda s&uuml;z&uuml;len &uuml;&ccedil; boyutlu bir bran&#8217;dan &ouml;te bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın i&ccedil;inde yalnız değil. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, s&uuml;rekli yeni evrenler, yeni bran&#8217;lar doğuyor.  Fizik&ccedil;iler, bu olaylara &quot;kuvantum fluktuasyonu&quot; adı veriyorlar. Hawking, b&ouml;yle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da i&ccedil;inde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor. Bilim adamı, s&uuml;rekli bir &uuml;st boyuta ge&ccedil;en branlar&#8217;la ilgili, insanın başını d&ouml;nd&uuml;ren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek i&ccedil;in, hologram &ouml;rneğini veriyor: Hologramlarda, doğru a&ccedil;ıdan bakıldığında, iki boyutlu bir y&uuml;zeyde, &uuml;&ccedil; boyutlu bir nesnenin g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; fark ediliyor. Başka bir deyişle, daha y&uuml;ksek boyuttaki bilgiler, daha d&uuml;ş&uuml;k boyuttaki bir oluşumun i&ccedil;ine kodlanıyor. &Ouml;yleyse, &uuml;&ccedil; boyutlu d&uuml;nyamızda ger&ccedil;ekleşen her şey, aslında daha y&uuml;ksek boyutlu bir d&uuml;nya tarafından &uuml;retilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel d&uuml;nyanın sadece yansıması olabilir miyiz? Hawking&#8217;e g&ouml;re bu soruların yanıtı evet!  Yaşamımız, d&uuml;nyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla &uuml;retilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız. Hawking&#8217;in teorisiyle, kehanet ve telepati gibi metafizik konular da belki daha doğru yorumlanabilir:  </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Bir hologramda, &uuml;&ccedil; boyutlu bilgiler, iki boyutlu y&uuml;zeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdığınız ve par&ccedil;alardan birini ışık altında incelediğiniz zaman, i&ccedil;inde kodlanmış olan &uuml;&ccedil; boyutlu nesnenin yine tamamını g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, nesneye ait &uuml;&ccedil; boyutlu bilgilerin tamamı, y&uuml;zeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmış bulunuyor.  D&uuml;nyamız eğer bir hologram ise, b&uuml;t&uuml;n bilgiler, yine D&uuml;nya&#8217;nın her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalı. Bu a&ccedil;ıdan bakıldığında, bu matris b&uuml;t&uuml;n&uuml;n&uuml;n bir par&ccedil;ası olan kişinin, normalde g&ouml;r&uuml;lemeyen bilgileri bazen fark etmesi &ccedil;ok da olağan&uuml;st&uuml; sayılmaz. Belki de k&acirc;hinler, b&ouml;yle bilgileri algılayabilen ve okuyabilen insanlardır. Hawking bu d&uuml;ş&uuml;ncesinde yalnız değil. Bu varsayımı geliştirirken Hawking&#8217;e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, &quot;Uzayda, Al Gore&#8217;un ABD başkanı olduğu ya da Elvis Presley&#8217;nin h&acirc;l&acirc; yaşadığı paralel evrenler olabilir&quot; diyor.  Hawking daha da ileri giderek paralel başka bir evrene ge&ccedil;meyi hayal ediyor. Fizik&ccedil;i, bilimkurgu dizisi &quot;Star Trek&quot;e, konuk sanat&ccedil;ı olarak katıldığı b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, Isaac Newton ve Albert Einstein ile poker oynamış, Marylin Monroe da dizinde oturarak ona şans dilemişti. Bilim adamı &quot;Her t&uuml;rl&uuml; hik&acirc;ye ger&ccedil;ek olabilir; bir evrende Marylin Monroe, diğer evrende de Kleopatra ile evli olabilirim. B&ouml;yle olduğuna dair elimizde bir kanıt yok. Keşke olsaydı, o zaman poker oyununda &ccedil;ok para kazanabilirdim&quot; diyor.  Sicimler ve branlar&#8217;dan oluşan bu fantastik bakış a&ccedil;ısı ger&ccedil;ek olabilir mi? Hawking, evrenin varlığını tek bir form&uuml;lle a&ccedil;ıklayacak &quot;Her Şeyin Teorisi&quot; nin hen&uuml;z tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. y&uuml;zyılın sonuna doğru m&uuml;mk&uuml;n olacağını belirtiyor. Ancak form&uuml;l tamamlandığında da Tanrı&#8217;nın evren form&uuml;l&uuml;ne ulaşmış olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını belirtiyor.   </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Kaynak:  <a style="text-decoration: none;" href="http://www.tugaykececi.com" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.tugaykececi.com?referer=');">www.tugaykececi.com</a> </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">B.Tugay Ke&ccedil;eci </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">Astronom-Matematik&ccedil;i </font></p>
<p style="line-height: 200%;"><font size="3" face="Tahoma">İnsani Gelişim  G&ouml;n&uuml;ll&uuml;s&uuml;</font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="658" title="1" title="09 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1080-cok-boyutlu-evren-modelleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aklımdan geçenleri nasıl okuyorsun?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2216-aklimdan-gecenleri-nasil-okuyorsun.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2216-aklimdan-gecenleri-nasil-okuyorsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 20:17:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Daha]]></category>
		<category><![CDATA[Dna]]></category>
		<category><![CDATA[Ekip]]></category>
		<category><![CDATA[Giacomo Rizzolatti]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Prof Dr]]></category>
		<category><![CDATA[Serum]]></category>
		<category><![CDATA[Vittorio]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2216</guid>
		<description><![CDATA[" DNA'ların biyolojinin yapıtaşlarını oluşturması gibi bu 'ayna' hücreler de psikolojinin yapıtaşlarını oluşturuyor. Çocuk, annesi eline bir oyuncak alıp yanına oturunca gülümser; çünkü bilir ki annesi onunla oynayacaktır. Erkek, şiddetli bir tartışmadan sonra karısının araba anahtarlarını alıp çıktığını görünce irkilir; çünkü karısının bu kez gerçekten onu terkettiğini anlar. Hastabakıcı, serum takmak için yaşlı hastasının damarını ararken rahat değildir, çünkü iğnenin, hastasının canını acıttığını bilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="line-height: 200%;"><strong><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/neurosky_brain_wave_reader.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/neurosky_brain_wave_reader.jpg?referer=');"><img class="aligncenter" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/neurosky_brain_wave_reader.jpg" alt="" width="450" height="338" /></a>Aklımdan geçenleri nasıl  okuyorsun?</span></strong></p>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bazı beyin hücreleri başkalarının aklından geçenleri okumamızı sağladığı bildirilmektedir. </span></p>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Sayın Prof.Dr. ÖGET ÖKTEM TANÖR&#8217; (*) ün konuyla ilgili haber yazısını sizlerle paylaşmak istedik:</span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">&#8221; DNA&#8217;ların biyolojinin yapıtaşlarını oluşturması gibi bu &#8216;ayna&#8217; hücreler de psikolojinin yapıtaşlarını oluşturuyor. Çocuk, annesi eline bir oyuncak alıp yanına oturunca gülümser; çünkü bilir ki annesi onunla oynayacaktır. Erkek, şiddetli bir tartışmadan sonra karısının araba anahtarlarını alıp çıktığını görünce irkilir; çünkü karısının bu kez gerçekten onu terkettiğini anlar. Hastabakıcı, serum takmak için yaşlı hastasının damarını ararken rahat değildir, çünkü iğnenin, hastasının canını acıttığını bilir.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bütün bu insanlar, karşılarındakinin ne düşündüğünü nereden biliyorlar? Onların duygu ve düşüncelerini nasıl okuyorlar? Çocuk niçin annesinin evi terkedeceğini, erkek ise karısının onunla oyun oynayacağını düşünmez?</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Başkalarının aklından geçenleri &#8221;okumayı&#8221;, herkeste bulunması gereken doğal bir yetenek olarak ele alırız. Ne var ki psikologlar, felsefeciler ve sinirbilimciler insanların, karşısındakilerin davranışlarından anlam çıkartma, duygularını okuma yeteneğinin altında henüz gizini koruyan bir yön bulunduğunu düşünüyor. Son günlerde İtalyan sinirbilimcilerinden oluşan bir ekip bu doğrultuda çok önemli bir adım attılar.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Parma Üniversitesi&#8217;nden Vittorio Gallase, Giacomo Rizzolatti ve meslektaşları, düşünceleri okuma bağlamında yürüttükleri çalışmalarda yepyeni bir sınıf nöron tespit ettiler. Bu nöronların harekete geçmesi için kişinin spesifik bir işi gerçekleştirmesi gerekiyor.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Nöronlar, başka bir yönleri ile daha ilgi çekiyor. Nöronlar bir başkası da aynı işi yaptığında faaliyete geçiyor. Bilim adamları bu son özelliklerinden dolayı bunlara &#8221;ayna&#8221; adını verdi, çünkü nöronlar diğer insanların davranışlarını olduğu gibi yansıtıyor veya simüle ediyordu.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bugün pek çok sinirbilimci, aralarında insanların da olduğu gelişmiş primatlarda bu nöronların başkalarının niyetlerini anlama konusunda çok belirleyici bir rol oynadığını düşünüyor. Gallese, &#8221;Ayna nöronlar toplumsal yeteneklerimizi açıklayan mozaiğin çok önemli bir parçası olabilir&#8221;diye konuşuyor.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">California Üniversitesi&#8217;nden Vilayanur Ramachandran, işi daha da ileri götürerek, ayna nöronların, insanın evrimine de ışık tuttuğuna inanıyor. Dil ve kültür konusu başta olmak üzere insan olmanın temelinde bu nöronların yattığını ileri süren Ramachandran şöyle konuşuyor: &#8221;DNA&#8217;lar biyoloji için ne anlama geliyorsa ayna nöronlar da psikoloji için aynı anlama geliyor. Bunlar birleştirici bir çerçeve oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda bugüne dek bilinmezliğini korumuş olan pek çok zihinsel yeteneği açıklamaya yarıyor.&#8221;</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Gallase ve ekibi, 1990&#8242;lı yılların başlarında, makak maymunlarının beyinlerindeki nöronların faaliyetlerini kaydetmeye başladığında neye soyunmuş olduklarını bilmiyorlardı. Maymunların beyinlerinde, adına F5 dedikleri bölgedeki sinir hücrelerinin yaydığı sinyalleri izlemekle işe başladılar.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">F5, planlama ve hareketten sorumlu premotor korteks adı verilen geniş bölgenin bir kısmını oluşturur. Birkaç yıl önce aynı bilim adamları F5&#8242;deki nöronların, hayvanların belirli bir amaca yönelik davranışlarda bulundukları zaman tetiklendiğini keşfetmişlerdi. Bunlar genellikle, nesneleri tutup kaldırmak, ısırmak gibi el ve ağız yoluyla gerçekleştirilen davranışlardı.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">F5 hakkında daha fazla bilgi toplamak isteyen bilim adamları, maymunlara kuru üzüm, elma dilimi, kâğıt ataşı, küp ve küre şeklinde nesneleri sundular. Çok geçmeden ilginç bir olaya tanık oldular. Deneyi yapan kişinin eliyle bir nesneyi tutup, kendisine yaklaştırmasını izleyen maymunun beyninde bir grup F5 nöronunun devreye girdiği görüldü. Fakat aynı maymun bir tepsinin içinde aynı nesneyi gördüğü zaman hiçbir değişiklik olmadı. Maymunun kendisi nesneyi tutup kaldırdığı zaman aynı nöronlar harekete geçti. Böylece anlaşıldı ki bu nöronların görevi spesifik bir nesneyi tanımak değil.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><strong>Tüm Nöronlar İşbaşında</strong></span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Nöronlar, reaksiyon gösterdikleri konu üzerinde epey telaşlı bir görünüm sergiler. Deneyi yapanın eliyle kuru üzümü tepsiden alması üzerine harekete geçen nöronlar, deneyi yapanın bu üzümü parmağı ile açtığı çukura bırakması karşısında herhangi bir reaksiyon vermez. Aynı nöronlar deneyi yapanın eline bir elma dilimi almasıyla yine tetiklenir, ancak dilimi tepsiye bırakmasıyla hareket durur.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Ancak daha önemlisi, maymun işi kendisi yaptığı zaman tetiklenen nöron ile aynı işi yapan insanı izleyen maymunun beyninde tetiklenen nöronun aynı olması. Böylece beyindeki motor sisteminin yalnızca hareketleri kontrol etmediği, aynı zamanda başkalarının da hareketlerini okuduğu anlaşılmış oldu.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">1998 yılında Gallase, Tucson Arizona&#8217;da &#8221;Bilinç Bilimi&#8221; isimli bir konferansta ayna nöronlar konusunda bir konuşma yaptı. Arizona Üniversitesi&#8217;nden felsefeci Alvin Goldman, bu konuşmayı ilgiyle izledi. Daha sonra Gallase&#8217;a yaklaşan Goldman, akıldan geçenleri okuyan hücreler konusunda görüş alışverişinde bulundu. Goldman Gallase&#8217;ın akıl-okuma konusunun felsefi boyutu hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını gördü.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Akıl-okuma veya akıl teorisi, tüm sağlıklı insanların sahip olduğu bir yetenektir. İnsanların en yetenekli olduğu konu özellikle, başkalarının spesifik zihinsel durumunu yansıtma doğrultusundadır. Bunlar, başkasını ağlarken görmek ve onun üzüntülü olduğunu anlamak gibi basit duygusal durumların yanısıra, daha karmaşık zihinsel durumlar olabilir. Bir anne bebeğini kaybettiği zaman diğer annelerin boğazı düğümlenir. Bir arkadaşınızın eşi tarafından aldatıldığını duyduğunuz zaman üzüntüsünü ve öfkesini paylaşırsınız.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Şempanzeler gibi diğer primatların da diğerlerinin zihninden geçenleri okuyup okumadığı konusunda sert tartışmalar henüz sürüyor. İnsanlar söz konusu olduğunda, herkes, zihin okuma yeteneğinin hüküm sürmekte olduğunu bilir, ancak bunun nasıl olduğu konusunda çok az şey bilinir.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bir teoriye (bazıları teori teorisi olarak adlandırır) göre insanlar, başkalarının yaptıklarını nasıl yaptığı konusunda sağduyuya dayanan varsayımlar geliştirir. Fizikçilerin izlenebilir olayları açıklamakta yasa ve kurallardan yararlanması gibi, insanlar da başkalarının davranışlarını açıklamakta deneyimlerinden yararlanır.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Goldman gibi felsefecilerin savunduğu bir başka teori simülasyonu ön plana çıkartır. Simülasyon teorisi denen bu teoriye göre insanlar başkalarının aklından geçenleri anlamak için başkalarının düşüncelerine, duygularına ve davranışlarına öykünür. Özetle kendilerini başkalarının yerine koyar. Ayna nöronlarının keşfi ile bu teori arasında çok büyük uyum vardır.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bu nöronların zihin okuma yeteneği ile yakından ilgili olup olmadığı konusunda kuşkular giderek güçlenirken, insanlarda ayna nöronlarının olup olmadığı sorusu daha fazla bilim adamının aklını kurcalamaya başladı. Ancak bu konuyu aydınlığa kavuşturmak çok kolay değil, çünkü insanlar beyinlerine elektrotlar bağlanmasına pek sıcak bakmıyor. Bu bilim adına bile olsa.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">İtalya&#8217;da, Ferrara Üniversitesi&#8217;nden Luciano Fadiga, insanlarda da maymun beyinlerinde olduğu gibi böyle bir sistem olduğuna ilişkin bazı ipuçları elde eden ilk bilim adamı. Bunun için deneklerin elindeki spesifik kasların nasıl hareket ettiğini inceledi. Deneyin sonunda beyinde bir ayna sisteminin bulunduğunu ortaya çıkarttı ancak bunun yeri hakkında herhangi bir bilgi elde edemedi.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bunu bazı beyin görüntüleme çalışmaları izledi. Önce Los Angeles Güney California Üniversitesi&#8217;nden Scott Grafton, Rizzolatti ile birlikte beynin temporal sulkus ve broca bölgesinde hareketlilik olduğunu ortaya çıkarttı. Los Angeles Tıp Fakültesi&#8217;nden Marco Iacoboni de broca bölgesinin etkin olduğunu teyit etti.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><strong>Sözcükleri Bulmak</strong></span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Broca bölgesinin keşfi beraberinde yeni soruları da getirdi. Önce maymunlardaki F5 bölgesi, insanlardaki broca bölgesine denk düşüyor. Ancak F5 yalnızca el hareketlerine odaklıyken, broca bölgesi eskiden beri konuşma ile ilgili bir bölge olarak biliniyordu. Bu durumda ayna sistemi ile lisan arasında ne gibi bir bağlantı olduğu konusu gündeme geldi. Başka bir deyişle zihin okuma ve lisan arasındaki ilişki araştırılmaya başlandı.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Rizzolatti ve Arbib, ayna nöronlarının &#8221;eylem&#8221;ile &#8221;haberleşme&#8221;arasındaki açıklığı kapattığını ileri sürüyor. Aktör ve izleyici arasındaki ilişki zaman içinde gelişerek mesaj alışverişine dörüşür. Tüm haberleşme şekillerinde mesajı alan ile veren arasında ortak bir anlaşma ortamı bulunmalıdır. Rizzolatti ve Arbib, ayna nöronlarının bu görevi yerine getirdiğini ileri sürüyor.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bilim adamları, maymunlardaki eylem tanıma ve eylem üretme merkezlerini birleştiren bölgenin, insanlardaki konuşma üretimi ile ilgili bölgeye denk gelmesinin bir rastlantı olmadığını söylüyor. Rizzolatti ve Arbib&#8217;e göre insanlarda konuşma yeteneğinin gelişmesi, broca bölgesinin maymunlardaki versiyonu olan F5 bölgesinin ayna mekanizması ile donatılması ile mümkün oldu.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bu görüşe göre haberleşme ve bunun sonucunda konuşmanın gelişimi, başkalarının eylemlerini tanıma ve algılama yeteneğinin gelişmesine bağlı. Arbib, önce işaretlere dayalı kaba bir haberleşme şeklinin oluştuğuna, daha sonra bunun gelişerek konuşmaya dönüştüğüne inanıyor.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Ramachandran, ayna nöronlarının sanıldığından daha büyük işlevleri olduğuna dikkat çekiyor. Bilim adamına göre bu ilgi çekici sinir hücreleri lisan ve el hareketleri arasındaki yitik halkayı tamamlamakla kalmıyor, aynı zamanda insanlarda öğrenme, algılama, genel anlamda kültürün oluşumuna ışık tutuyor.</span></p>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">İnsan beyni, tam boyutlarına 150.000 yıl önce erişmekle birlikte, alet kullanma, sanat ve matematik gibi konularda becerilerini 40.000 yıl önce elde etti. Ramachandran&#8217;a göre, bunların ortaya çıkmasındaki en büyük etmen, ayna sistemleri. Bu sistemler her şeyi açıklamakta yetersiz kalmakla birlikte, açıklamakta zorlandığımız pek çok konunun temelini oluşturuyor.</span></p>
</div>
<div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Prof.Dr. ÖGET ÖKTEM TANÖR</span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Haliç Üniversitesi</span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Fen Edebiyat Fakültesi</span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Psikoloji</span></p>
</div>
</div>
<div id="_mcePaste">
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><strong>Kaynak:</strong></span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">http://www.noropsikoloji.org/haber_detay.asp?haberID=44</span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Bilim ve Biz,</span></p>
</div>
<div>
<p style="line-height: 200%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">New Scientist</span></p>
</div>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="286" title="1" title="17 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2216-aklimdan-gecenleri-nasil-okuyorsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Resimlerle Düşünmek</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2210-kitap-tavsiyesi-resimlerle-dusunmek.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2210-kitap-tavsiyesi-resimlerle-dusunmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:49:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[KitapTavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Resimlerle Düşünmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2210</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Temple Grandin, Birleşik Devletler&#8217;deki t&#252;m &#231;iftlik hayvanları tesislerinin &#252;&#231;te birinin tasarımını yapmış yetenekli bir hayvan bilimci. Ayrıca otizm konusunda da sık sık konuşmalar yapıyor, &#231;&#252;nk&#252; Temple Grandin otistik, d&#252;nyayı,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="3" face="Tahoma">&nbsp;</font></p>
<div style="background-color: rgb(255, 255, 255); font: 13px/19px Georgia,'Times New Roman','Bitstream Charter',Times,serif; padding: 0.6em; margin: 0px;">
<p><font size="3" face="Tahoma"><img width="270" height="390" style="border-width: 0px; display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" mce_src="http://static.ideefixe.com/images/212/212230_2.jpg" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/04/resimlerledusunmek.jpg" title="temp" class="aligncenter" alt="" /></font></p>
<p><font size="3" face="Tahoma">Temple Grandin, Birleşik Devletler&#8217;deki t&uuml;m &ccedil;iftlik hayvanları tesislerinin &uuml;&ccedil;te birinin tasarımını yapmış yetenekli bir hayvan bilimci. Ayrıca otizm konusunda da sık sık konuşmalar yapıyor, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Temple Grandin otistik, d&uuml;nyayı, biz diğerlerinin anlayamayacağı bir şekilde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor, hissediyor ve yaşıyor. Bu kitap; olağan&uuml;st&uuml; bir insanın otizm bilmecesini aydınlatan bir belgeseli&#8230;<br />
<span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span" mce_style="font-style: italic;" mce_name="em">Sadece otizmin değil, genel insan ve hayvan, d&uuml;ş&uuml;nce ve duyma bi&ccedil;imlerine ilişkin benzersiz bir bakış a&ccedil;ısı. Bilgelikle adlandırılabilecek i&ccedil;g&ouml;r&uuml;ler&#8230;<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></span></font> <font size="3" face="Tahoma"><br />
- Deborah Tanen</font></p>
<p><font size="3" face="Tahoma">&Ccedil;<span style="font-style: italic;" class="Apple-style-span" mce_style="font-style: italic;" mce_name="em">ok şaşırtıcı ve olağan&uuml;st&uuml; bir kitap. Yazar, kendi yaşamı ve s&ouml;zc&uuml;klerle d&uuml;ş&uuml;nenlerin yaşamları arasındaki farkları şaşırtıcı bir dille anlatıyor.<span class="Apple-converted-space">&nbsp;</span></span><br />
- Philadelphia Inquirer</font></p>
<p><font size="3" face="Tahoma">Colorada Devlet &Uuml;niversitesi Hayvan Bilimleri B&ouml;l&uuml;m&uuml;&#8217;nden do&ccedil;ent olan Temple Grandin; otistik bir bireyin d&uuml;nyasının kapılarını bizlere aralarken, otizmde bir&ccedil;ok konunun da tekrar tartışılmasına yol a&ccedil;ıyor. Otizm konusunda b&uuml;y&uuml;k bir boşluğu dolduracağına inandığımız bu kitabı sizlerle buluşturmaktan b&uuml;y&uuml;k mutluluk duyuyoruz.<br />
(Tanıtım Yazısı&#8217;ndan)</font></p>
<p><font size="3" face="Tahoma">&Ccedil;eviri: Mehmet Celil İftar<br />
192 Sayfa<br />
İstanbul, Kasım 2005</font></p>
</div>
<p><font size="3" face="Tahoma">&nbsp;</font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="946" title="1" title="20 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2210-kitap-tavsiyesi-resimlerle-dusunmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Temple Grandin: Dünyanın her türlü akla ihtiyacı var!</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2207-temple-grandin-dunyanin-her-turlu-akla-ihtiyaci-var.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2207-temple-grandin-dunyanin-her-turlu-akla-ihtiyaci-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:45:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2207</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Temple Grandin, &#231;ocukken otizm teşhisi koyulmuş biri olarak, bizlere aklının nasıl &#231;alıştığından bahsediyor&#8211; Yakın zamanda vizyona girecek filminde de bahsedildiği &#252;zere: &#34;fotoğraflarla d&#252;ş&#252;nme&#34; yetisini paylaşırken, n&#246;rotipik beyinlerin atlayabileceği problemleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div style="background-color: rgb(255, 255, 255); font: 13px/19px Georgia,'Times New Roman','Bitstream Charter',Times,serif; padding: 0.6em; margin: 0px;">
<p>Temple Grandin, &ccedil;ocukken otizm teşhisi koyulmuş biri olarak, bizlere aklının nasıl &ccedil;alıştığından bahsediyor&#8211;</p>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt1278469/" mce_href="http://www.imdb.com/title/tt1278469/" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.imdb.com/title/tt1278469/?referer=');">Yakın zamanda vizyona girecek filminde de bahsedildiği &uuml;zere</a>: &quot;fotoğraflarla d&uuml;ş&uuml;nme&quot; yetisini paylaşırken, n&ouml;rotipik beyinlerin atlayabileceği problemleri nasıl &ccedil;&ouml;zd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlatıyor. D&uuml;nyanın otistik spekturumdaki akıllara; g&ouml;rsel d&uuml;ş&uuml;nenlere, s&ouml;zl&uuml; d&uuml;ş&uuml;nenlere ve her &ccedil;eşit bilgisayar kurdu &ccedil;ocuklara ihtiyacı olduğunu s&ouml;ylerek davasını ortaya koyuyor.</p>
<p>(Video T&uuml;rk&ccedil;e altyazılı olup, altyazıyı &ccedil;alıştırmak i&ccedil;in; &quot;subtites&quot; yazılı b&ouml;l&uuml;mden T&uuml;rk&ccedil;e&#8217;yi se&ccedil;meniz yeterlidir.)</p>
<p><span mce_style="color: #ff0000;" style="color: rgb(255, 0, 0);"><span mce_name="strong" mce_style="font-weight: bold;" class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"><u><br />
</u></span></span></p>
<p><a href="http://www.ted.com/talks/lang/tur/beau_lotto_optical_illusions_show_how_we_see.html" mce_href="http://www.ted.com/talks/lang/tur/beau_lotto_optical_illusions_show_how_we_see.html" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.ted.com/talks/lang/tur/beau_lotto_optical_illusions_show_how_we_see.html?referer=');">http://www.ted.com/talks/lang/tur/beau_lotto_optical_illusions_show_how_we_see.html</a></p>
<p>[ted id=773]</p>
<p>Kaynak:<a href="http://tkececi.wordpress.com/2010/03/13/temple-grandin-dunyanin-her-turlu-akla-ihtiyaci-var/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/2010/03/13/temple-grandin-dunyanin-her-turlu-akla-ihtiyaci-var/?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/2010/03/13/temple-grandin-dunyanin-her-turlu-akla-ihtiyaci-var/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="342" title="1" title="18 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2207-temple-grandin-dunyanin-her-turlu-akla-ihtiyaci-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görmeyen gözlerin inanılmaz eserleri!</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2153-gormeyen-gozlerin-inanilmaz-eserleri.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2153-gormeyen-gozlerin-inanilmaz-eserleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 02:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilişsel Bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Discovery Channel]]></category>
		<category><![CDATA[Eşref Armağan]]></category>
		<category><![CDATA[Gibi]]></category>
		<category><![CDATA[Harvard]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[New Scientist]]></category>
		<category><![CDATA[Tugay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2153</guid>
		<description><![CDATA[Eşref Armağan, doğuştan kör. Hiç okula gitmedi, körler alfabesini bile 30′undan sonra öğrendi. 6 yaşında, boş  bulduğu kâğıtlara, dokunduğu nesneleri çizmeye başladı. İlk  tablosunu 14′ünde yaptı. Görenleri hayrete düşüren sayısız...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 style="line-height: 150%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;"><img title="esref" src="http://img341.imageshack.us/img341/1363/esref1cd9.jpg" alt="" width="281" height="283" /></span></h3>
<h3 style="line-height: 150%;"><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-weight: normal;"> <span style="font-size: small;">Eşref Armağan, doğuştan kör. Hiç okula gitmedi, körler alfabesini bile 30′undan sonra öğrendi. 6 yaşında, boş  bulduğu kâğıtlara, dokunduğu nesneleri çizmeye başladı. İlk  tablosunu 14′ünde yaptı. Görenleri hayrete düşüren sayısız çalışması var. Yine de tabloları satmayan, yokluk içinde yaşamaya çalışan  Armağan, İngiliz bilim dergisi New Scientist’in dikkatini çekti. Armağan’a “Görmeden görmek” başlığıyla üç sayfa ayıran dergi, resim kabiliyeti ve beyninin nasıl çalıştığının yanıtını aradı. Harvard Üniversitesi Nöroloji Bölümü profesörlerince beyin yapısı  incelenen Armağan’ın, beynini gören insanlar gibi kullandığı  belirtildi. İşte gözlerinize inanamayacağınız Discovery Channel tarafından çekilmis belgeselden bir</span></span><span style="font-weight: normal;"><span style="font-size: small;"> kesit…</span></span></span></h3>
<p style="line-height: 150%;">
<object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2391475239161998280&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2391475239161998280&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object>
</p>
<p style="line-height: 150%;"><span style="font-family: Tahoma;"> <a style="text-decoration: none;" href="http://www.esrefarmagan.com/index-tr.html" target="_blank" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.esrefarmagan.com/index-tr.html?referer=');"> İlgi duyanlara işte Eşref ARMAĞAN ın internet sayfası </a></span></p>
<pre style="line-height: 150%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">Dr.B.Tugay Keçeci</span></pre>
<pre style="line-height: 150%;"><span style="font-family: Tahoma; font-size: small;">İnsani Gelişim Gönüllüsü</span></pre>
<pre style="line-height: 150%;"><span style="font-family: Tahoma;"><a style="text-decoration: none;" href="http://www.tugaykececi.com" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.tugaykececi.com?referer=');"><span style="font-size: small;">www.tugaykececi.com</span></a></span><span style="font-size: small;"> </span></pre>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="387" title="2" title="17 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2153-gormeyen-gozlerin-inanilmaz-eserleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fillerin Dili’ni Anlamada Büyük Gelişme!</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2082-fillerin-dili%e2%80%99ni-anlamada-buyuk-gelisme.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2082-fillerin-dili%e2%80%99ni-anlamada-buyuk-gelisme.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 22:36:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[tkececi]]></category>
		<category><![CDATA[tugay kececi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=2082</guid>
		<description><![CDATA[Yapılan araştırmalar, fillerin de aslında insan kulağının duyamayacağı hırıltılı seslerle birbirlerini uyararak iletişim kurdukları anlaşıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan araştırmalar, fillerin de aslında insan kulağının duyamayacağı hırıltılı seslerle birbirlerini uyararak iletişim kurdukları anlaşıldı.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="fil" src="http://www.bilisimcini.net/hosted/haberler/fil-ormanda.jpg" alt="" width="298" height="209" /></p>
<p>Fillerin, insan kulağının duyamayacağı “gizli dilleri” olduğu bildirildi.</p>
<p>Telegraph’ın haberine göre, San Diego hayvanat bahçesinin araştırmacıları, fillerin bilinen bağırma seslerinin dışında, ayrıca hırıltılı sesler çıkardıklarını belirlediler.</p>
<p>Ancak, bu seslerin üçte ikisinin, insan kulağının duyabileceğinin çok altındaki frekanslarda olduğu belirtildi.</p>
<p>Fillerin bu hırıltılı sesleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için araştırma ekibi, 8 dişi file düşük frekanslara duyarlı bir mikrofon ile GPS izleme sistemi iliştirdi.</p>
<p>Araştırmacılar daha sonra, çıkardıkları bu seslerle hayvanların davranışları arasındaki ilişkiyi deşifre etti.</p>
<p>Projenin başkanı Matt Anderson, dişi filler arasındaki hiyerarşiyi ve birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını anlayınca çok heyecanlandıklarını söyledi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="fil2" src="http://i.telegraph.co.uk/telegraph/multimedia/archive/01581/african-elephants_1581058c.jpg" alt="" width="322" height="202" /></p>
<p>Ekip bunun yanı sıra, gebe fillerin doğum vakti geldiğinde sürüyü haberdar etmek için bu düşük frekanslı seslerle iletişim kurduklarını saptadı.</p>
<p>Dr. Anderson, “İki yılı aşkın gebelik sürecinin son 12 gününde, gebe filler bu hırıltı sesinin bizim duyamayacağımız düşük frekanslı biçimini kullanıyor. Bu sesi, sürüye doğumun yakın olduğunu haber vermek için kullandığını tahmin ediyoruz” dedi.</p>
<p>Araştırmacılar, fillerin bu sesi yırtıcı hayvanlar konusunda birbirlerini uyarmak için de çıkardıklarını düşünüyor.</p>
<p>Dr. Anderson ve ekibi, bu gizli fil dilini daha iyi anlamak için ellerindeki verileri çözmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Konu hakkındaki videoyu izlemek için aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8527009.stm" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8527009.stm?referer=');"><img class="aligncenter" title="filvideo" src="http://tkececi.files.wordpress.com/2010/02/filvideo.png?w=300&amp;h=194" alt="" width="300" height="194" /></a></p>
<p><strong>Dr. B.Tugay Keçeci</strong></p>
<p>Astronom-Matematikçi</p>
<p>İnsani Gelişim Gönüllüsü</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong><a href="http://tkececi.wordpress.com/2010/02/26/fillerin-dilini-anlamada-buyuk-gelisme/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/2010/02/26/fillerin-dilini-anlamada-buyuk-gelisme/?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/2010/02/26/fillerin-dilini-anlamada-buyuk-gelisme/</a></strong></p>
<p><strong><a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8527009.stm" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8527009.stm?referer=');">http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8527009.stm</a></strong></p>
<p><a href="http://www.telegraph.co.uk/news/newstopics/howaboutthat/7295738/Elephants-have-a-secret-language.html" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.telegraph.co.uk/news/newstopics/howaboutthat/7295738/Elephants-have-a-secret-language.html?referer=');">http://www.telegraph.co.uk/news/newstopics/howaboutthat/7295738/Elephants-have-a-secret-language.html</a></p>
<p><a href="http://www.daylife.com/article/04Ho3FgfBl3gh?q=San+Diego+Zoo" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.daylife.com/article/04Ho3FgfBl3gh?q=San+Diego+Zoo&amp;referer=');">http://www.daylife.com/article/04Ho3FgfBl3gh?q=San+Diego+Zoo</a></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="1170" title="2" title="13 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2082-fillerin-dili%e2%80%99ni-anlamada-buyuk-gelisme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Video: Beynin Yakından İncelenmesi</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/2059-video-beynin-yakindan-incelenmesi.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/2059-video-beynin-yakindan-incelenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 18:22:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[TED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/index.php/2059</guid>
		<description><![CDATA[Jill Bolte Taylor&#8217;un eline pek az beyin araştırmacısına nasip olacak bir araştırma fırsatı ge&#231;ti: B&#252;y&#252;k bir inme ge&#231;irdi ve beyninin hareket, konuşma, farkındalık gibi beyin işlevlerinin birer birer iptal oluşunu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Jill Bolte Taylor&rsquo;un eline pek az beyin araştırmacısına nasip olacak bir araştırma fırsatı ge&ccedil;ti: B&uuml;y&uuml;k bir inme ge&ccedil;irdi ve beyninin hareket, konuşma, farkındalık gibi beyin işlevlerinin birer birer iptal oluşunu izledi. Şaşırtıcı bir &ouml;yk&uuml;.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.ted.com/talks/lang/tur/jill_bolte_taylor_s_powerful_stroke_of_insight.html" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.ted.com/talks/lang/tur/jill_bolte_taylor_s_powerful_stroke_of_insight.html?referer=');"><img width="440" height="320" class="aligncenter" src="http://tkececi.files.wordpress.com/2010/02/ted.png" alt="" /></a></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="573" title="1" title="10 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/2059-video-beynin-yakindan-incelenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bitkisel hayattaki hasta, düşünce gücüyle konuştu!</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1968-bitkisel-hayattaki-hasta-dusunce-gucuyle-konustu.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1968-bitkisel-hayattaki-hasta-dusunce-gucuyle-konustu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 04:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel bilimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1968</guid>
		<description><![CDATA[Britanyalı ve Bel&#231;ikalı bilim adamlarının yaptıkları bir araştırmada, bitkisel hayattaki bir hasta, d&#252;ş&#252;nce g&#252;c&#252;yle doktorlarla konuşabildi. AA- Bilim adamları, fonksiyonel manyetik rezonans g&#246;r&#252;nt&#252;leme (fMRI) adı verilen beyin tarayıcısını kullanarak, 2003&#8217;te...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><em><strong>Britanyalı ve Bel&ccedil;ikalı bilim  adamlarının yaptıkları bir  araştırmada,  bitkisel hayattaki bir hasta,  d&uuml;ş&uuml;nce g&uuml;c&uuml;yle doktorlarla  konuşabildi.</strong></em></p>
<p style="text-align: center"><em><strong><em><strong><img width="320" height="240" class="aligncenter" src="http://static.howstuffworks.com/gif/brain-1.jpg" alt="" /></strong></em></strong></em></p>
<hr />
<p>AA-  Bilim adamları, fonksiyonel manyetik rezonans g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leme  (fMRI) adı  verilen beyin tarayıcısını kullanarak, 2003&rsquo;te trafik  kazasında ağır  beyin travması ge&ccedil;iren hastanın, beyin faaliyetlerini  bilin&ccedil;li olarak  değiştirmek suretiyle, doktorların sorularına karşılık  &ldquo;evet&rdquo; ve &ldquo;hayır&rdquo;  cevaplarını &ldquo;d&uuml;ş&uuml;nebildiğini&rdquo; saptadı.</p>
<p>Hastada bilin&ccedil; işaretleri g&ouml;zlemleyen doktorlar, bunun ger&ccedil;ek olup   olmadığını anlamak i&ccedil;in, hastaya &ldquo;babanızın adı Thomas mı&rdquo; gibi sorular   sorarak &ldquo;evet&rdquo; ya da &ldquo;hayır&rdquo; cevapları vermesini istedi. Bu sırada   doktorlar hastanın beynini fMRI cihazıyla taradı. Doktorlar, hastanın   beyin faaliyetlerini değiştirerek sorulara cevap verdiğini g&ouml;rd&uuml;.</p>
<p>Araştırmayı kaleme alanlardan Adrian Owen, hastanın d&uuml;ş&uuml;nce yoluyla   t&uuml;m sorulara doğru cevap verdiğini g&ouml;steren sonu&ccedil;ları g&ouml;r&uuml;nce &ccedil;ok   şaşırdıklarını s&ouml;yledi.</p>
<p>New England Journal of Medicine&rsquo;de yayımlanan araştırmada, bitkisel   hayatta olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len 23 hasta arasında yapıldı. Yapılan bayin   taramasında bu hastalardan d&ouml;rd&uuml;nde bilin&ccedil;lilik işaretleri g&ouml;r&uuml;ld&uuml;.</p>
<p>fMRI y&ouml;ntemi, sağlıklı insanlarda beynin sorulara cevabını y&uuml;zde 100   kesinlikle saptayabiliyor. Ancak bu cihaz hareket edemeyen veya   konuşamayan hastalarda daha &ouml;nce denenmemişti.</p>
<p>Uzmanlar bu sonucun, koma benzeri durumdaki t&uuml;m hastaların yeniden   değerlendirilmesi gerektiğini g&ouml;sterdiğini belirtti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> http://tkececi.wordpress.com/2010/02/05/bitkisel-hayattaki-hasta-dusunce-gucuyle-konustu/</p>
<p><strong>B.Tugay Ke&ccedil;eci</strong></p>
<p><strong>İnsani Gelişim G&ouml;n&uuml;ll&uuml;s&uuml;</strong></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="950" title="1" title="03 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1968-bitkisel-hayattaki-hasta-dusunce-gucuyle-konustu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük Hayatta Matematik Uygulamaları-2</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1940-gunluk-hayatta-matematik-uygulamalari-2.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1940-gunluk-hayatta-matematik-uygulamalari-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 03:05:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gelişim Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Gelişim Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Dilde]]></category>
		<category><![CDATA[Fast Food]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Georgy]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Hayatta Matematik Uygulamaları-2]]></category>
		<category><![CDATA[Ince]]></category>
		<category><![CDATA[Marka]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Ona]]></category>
		<category><![CDATA[Voronoi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1940</guid>
		<description><![CDATA[Voronoi Diyagramı ve Fast-Food Zinciri Matematiği Matematiğin hayatın içinde bir bilim olduğunu, hatta hayatın ta kendisi olduğunu kaç kere daha söyleyeceğiz, bilmiyorum. (Aynı şekilde sıkılmadan söylemeye devam edeceğim bir başka...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>Voronoi Diyagramı ve Fast-Food Zinciri Matematiği</strong></span></h1>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong> </strong><img class="aligncenter" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/2010/01/voronoi1.jpg" alt="" width="400" height="223" /></span></div>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">Matematiğin hayatın içinde bir bilim olduğunu, hatta hayatın ta kendisi olduğunu kaç kere daha söyleyeceğiz, bilmiyorum. (Aynı şekilde sıkılmadan söylemeye devam edeceğim bir başka gerçek daha var ki, o da gerçek matematiğin asla müfredatlarla sınırlı kalmadığıdır.) İşte yine bir başka müfredat dışı gerçek matematik çalışması ve ona dair para kazandıran gerçek hayat uygulaması: Voronoi Diyagramları </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>1- </strong><strong>Voronoi Diyagramları’nın Matematikçe Tanımı</strong> Voronoi Diyagramları esas olarak karar uzayını oluşturan verilerin “mozaiklere” bölünmesi olarak sunulan ve adını aldığı <strong>Georgy Voronoi</strong> tarafından 1903 yılında önerilmiş bir veri parçalama yöntemidir. Euclid uzayında bulunan ayrık <strong>S</strong> noktalar kümesi için, herhangi bir <strong>s</strong> noktasına en yakın noktalar kümesinden söz edilebilir. Genel olarak, oluşan her bir kümedeki noktaların tamamı <strong>S</strong> kümesindeki bir <strong>s</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>2- </strong><strong>Yukarıdaki Tanımın Günlük Dilde Karşılığı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>3- </strong><strong>Ne işe Yarar?</strong> Pek çok benzer matematik çalışmasında olduğu gibi  Voronoi Diyagramları’nın da oldukça geniş bir pratik uygulama sahası vardır. Sıklıkla astronomi, biyoloji, arkeoloji  ve coğrafyada kullanımına rastlanılmaktadır. Örneğin astronomide gezegen çalışmalarında yüzeyin topolojik incelemelerinde geçmişte ve gelecekte nasıl görünebileceklerine dair yaklaşımlar geliştirilirken, coğrafya ve arkeolojide özellikle incelenen bölge dahilinde suyun akışının bölgenin topografyası üzerinde nasıl bir etki yarattığını gösterir.  <strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>4- </strong><strong>Voronoi Diyagramları’nın Ekonomik Değeri</strong> Yeri geldiğinde her fırsatta söylerim: Bir marka asla rastgele marka olamaz. Her markanın arkasında görülmeyen ve fark edilmeyen çok özel ve ince bir ekip çalışması yatmaktadır. İşin asıl ustalığı ise tüm bu arka plan çalışmaların ön planda hiç görünmeyip, bulunduğu noktaya sanki çok basit bir şekilde gelivermiş etkisi uyandırmaktır. Tıpkı Mc Donald, Burger King tarzı Fast Food Zincirlerinde olduğu gibi.  Pek çok büyük markanın aksine, matematiksel modelleme bilgisinden yoksun bir işletmeci için, yeni bir şube açmanın en temel (ve tek kullanabildiği) kriteri; olabilindiğince kalabalık bir cadde üstü yada ona en yakın muhitte bir şube açmakla sınırlı olabilmektedir. Oysa yukarıda saydığım/sayamadığım pek çok büyük markalar, bu rastgelelikten ziyade, voronoi diyagramı gibi  gerçek matematiği kullandıkları içindir ki, başarılarındaki şans faktörünü olabildiğince azaltıp, daha reel karlar kazanabilmektedirler.  Peki bunu nasıl yaparlar: Öncelikle şehirdeki her restoranın bulunduğu yer matematiksel olarak zincirdeki restoranların yeriyle tespit edilir.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"> <img class="alignnone" src="http://i.ixnp.com/images/v6.19.0.1/t.gif" alt="" width="1" height="1" /><img class="aligncenter" src="http://tkececi.files.wordpress.com/2010/01/voronio2.jpg?w=300&amp;h=188" alt="" width="300" height="188" /></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">noktasına en yakın bulunan noktalar kümesi şeklinde tanımlanabilir. İşte bu noktalar kümelerinin aralarındaki sınırı belirleyen yapı Voronoi diyagramı ile elde edilir. Voronoi diyagramı Euclid uzayı dışında Mahalanobis mesafesi (Öklid Uzaklığı’nın genelleştirilmiş bir formu)  gibi farklı bir ölçüm kullanılarak da hesaplanabilir. Ancak bu durumda tek bir Voronoi diyagramının hesaplanabileceğinin garantisi bulunmamaktadır. Voronoi diyagramından bir çok konuda yararlanmak mümkündür.  Örneğin, çeşitli nesnelerin bulunduğu bir ortamda en büyük boş daire özelliğini kullanarak, en uzakta nereye konumlandırma yapılabileceğinin hesaplanmasında Voronoi diyagramlarından yararlanılmıştır.    Voronoi Diyagramları belirlenmiş bir bölge içinde, noktalardan ya da nesnelerden oluşan bir kümenin birbirlerine göre yakınlık bilgilerini gösterir. “Euclid (Öklit) uzayı –geometrisi” olarak bilinen ve gerçek hayatta yaşanılan eğimli dünya yüzeyi yerine, kağıt üzerindeki gibi düz bir yüzeyi temel olan ölçümler yapılır. Bu nedenle ilgili diyagram çalışmalarında çoğunlukla Euclid (Öklit) uzayında-geometrisinde  geçerli olan düzlem, nokta, nesne gibi tabirlere sıklıkla rastlanılır. Bu diyagramda söz konusu düzlemsel bölge, düzlemdeki her noktanın kullanılan kümedeki (çevrelenmiş bölgedeki) nokta ya da objelerden (nesnelerin, alanların) en yakin olana atanması yoluyla bölüştürülür. düzlemde tek bir nokta ya da objeye ait olmayan noktalar (birbirinden ayrı kalan çevreli bölgeler) Voronoi diyagramını oluşturur. </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">Yani en basit anlatımıyla, Voronoi diyagramı restoranların içinde bulunduğu hücrelerin ayrılmasıdır. </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><img class="aligncenter" src="http://tkececi.files.wordpress.com/2010/01/voronio11.jpg?w=300&amp;h=196" alt="" width="300" height="196" /></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">Bu hücre içinde yaşayan her insan için, bu hücreyi tanımlayan restoran hamburger almak için gidilebilinecek en yakın yerdir.</span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"> <img class="aligncenter" src="http://tkececi.files.wordpress.com/2010/01/voronio21.jpg?w=300&amp;h=202" alt="" width="300" height="202" /></span></p>
<div><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><img class="aligncenter" src="http://tkececi.files.wordpress.com/2010/01/voronio3.jpg?w=300&amp;h=203" alt="" width="300" height="203" /></span></div>
<p><br class="spacer_" /></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>Sonuç</strong>: Rastgelelikten uzak, akıllı yatırımlar için bile, biraz olsun matematik bilmek gerekiyor-muş! <img src='http://www.insanigelisim.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </span></p>
<h2><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>B.Tugay Keçeci</strong></span></h2>
<div>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"> Astronom-Matematikçi </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;">İnsani Gelişim Gönüllüsü </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.tugaykececi.com/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.tugaykececi.com/?referer=');">www.tugaykececi.com</a> </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="mailto:btkececi@gmail.com">btkececi@gmail.com</a> </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Kaynaklar:</span></strong> Numb3rs Series-Season 2- Episode 11: Scorched </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.mm.anadolu.edu.tr/~gerek/Research/siu_hatice_1036.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.mm.anadolu.edu.tr/_gerek/Research/siu_hatice_1036.pdf?referer=');">http://www.mm.anadolu.edu.tr/~gerek/Research/siu_hatice_1036.pdf</a> </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.emo.org.tr/ekler/6d4bc434e00db94_ek.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.emo.org.tr/ekler/6d4bc434e00db94_ek.pdf?referer=');">http://www.emo.org.tr/ekler/6d4bc434e00db94_ek.pdf</a> </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.anlambilim.net/mahalanobis-genellestirilmis-uzakligi-nedir-126459.htm" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.anlambilim.net/mahalanobis-genellestirilmis-uzakligi-nedir-126459.htm?referer=');">http://www.anlambilim.net/mahalanobis-genellestirilmis-uzakligi-nedir-126459.htm</a></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.mat.itu.edu.tr/yazokulu/mustafa_yanalak_b.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.mat.itu.edu.tr/yazokulu/mustafa_yanalak_b.pdf?referer=');">http://www.mat.itu.edu.tr/yazokulu/mustafa_yanalak_b.pdf</a> </span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://www.mmf.selcuk.edu.tr/~hzselvi/yayin/ege_cbs_.pdf" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.mmf.selcuk.edu.tr/_hzselvi/yayin/ege_cbs_.pdf?referer=');">http://www.mmf.selcuk.edu.tr/~hzselvi/yayin/ege_cbs_.pdf</a></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=voronoi%20diyagram%C4%B1" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=voronoi_20diyagram_C4_B1&amp;referer=');">http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=voronoi%20diyagramı</a></span></p>
</div>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="1231" title="1" title="19 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1940-gunluk-hayatta-matematik-uygulamalari-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gülse Birsel’den Emo’lara Farklı Bir Yaklaşım:)</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1932-gulse-birsel%e2%80%99den-emo%e2%80%99lara-farkli-bir-yaklasim.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1932-gulse-birsel%e2%80%99den-emo%e2%80%99lara-farkli-bir-yaklasim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 22:26:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1932</guid>
		<description><![CDATA[    Ekşi Sözlüğe göre emo: Genetiği ile oynanmış bir ergen türüdür. Buna göre toplumdaki bazı kişilerin; "arkadaş bunların annesi babası yok mu? bu çocuk evden böyle çıkmıyor mu? annesi babası hiç rahatsız olmuyor mu? mahalledeki teyzeler bişe demiyor mu? babası doğru düzgün giyin oğlum/kızım demiyor mu? veya bu kişiler aynaya sadece fotoğraf çektirmek için mi bakıyor? hiç normal sen ben gibi insan arkadaşları yok mu bunların? onlar hiç uyarmıyor mu? bunlar kendilerini hiç sormuyor mu yolda yürürken "depresif hayat mı geçer?" diye kendi kendine soru sordukları  ergenlik döneminin kısaltılmış bir adıdır emo.

     Bu emo konusuna Gülse Birsel'de eğlenceli bir şekilde el atmış. Ama oldukça ilginç ve doğru tespitlerde de bulunmayı ihmal etmemiş.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekşi Sözlüğe göre emo: Genetiği ile oynanmış bir ergen türüdür. Buna göre toplumdaki bazı kişilerin; &#8221;arkadaş bunların annesi babası yok mu? bu çocuk evden böyle çıkmıyor mu? annesi babası hiç rahatsız olmuyor mu? mahalledeki teyzeler bişe demiyor mu? babası doğru düzgün giyin oğlum/kızım demiyor mu? veya bu kişiler aynaya sadece fotoğraf çektirmek için mi bakıyor? hiç normal sen ben gibi insan arkadaşları yok mu bunların? onlar hiç uyarmıyor mu? bunlar kendilerini hiç sormuyor mu yolda yürürken &#8220;depresif hayat mı geçer?&#8221; diye kendi kendine soru sordukları  ergenlik döneminin kısaltılmış bir adıdır emo.</p>
<p>Bu emo konusuna Gülse Birsel&#8217;de eğlenceli bir şekilde el atmış. Ama oldukça ilginç ve doğru tespitlerde de bulunmayı ihmal etmemiş.</p>
<p><strong>EMO: Ergeni Mıncırsak Olmaz mı?!</strong></p>
<p><img class="alignleft" src="http://i.sabah.com.tr/2009/12/20/IcerikResim/777723512500.jpg" alt="" width="270" height="204" /></p>
<p style="text-align: center">Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip &#8220;Yatınca geçer,&#8221;di, başın ağrıyorsa &#8220;Çocukların başı ağrımaz,&#8221; denirdi, uykun kaçıyorsa &#8220;Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün,&#8221; şeklinde konu halledilirdi! Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya &#8220;Tembel,&#8221;din ya &#8220;Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor,&#8221;dun! Hüzünlü bir çocuksan &#8220;Yazar olacak herhalde,&#8221; derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun. Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar. Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk &#8216;astım başlangıcı&#8217;, okuma yazmayı zor söküyorsa &#8216;disleksik&#8217;, hüzünlüyse &#8216;depresif&#8217;, aşırı hareketliyse &#8216;hiperaktif&#8217; diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler! O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular? Emo! Emo ne? Hani beşaltı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse&#8217;li, siyah ojeli ergenler var ya&#8230; Taksim&#8217;de kaldırımlarda filan oturuyorlar. Aha onlar Emo! Emo kelimesinin emotional&#8217;dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!</p>
<p><strong>HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM </strong><br />
Ay kıyamaam! Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım. Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem &#8220;Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa,&#8221; şeklinde pedagojik bir açılım yaptı. &#8220;Sıkılıyorum&#8230; Hayat çok anlamsız,&#8221; cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu &#8216;mıncırma&#8217; hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmişti. Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir! Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle, yüzünü yüzüme yaklaştırarak &#8220;Alırım ayağımın altına,&#8221; diye başladı ve &#8220;Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsan da git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah,&#8221; şeklinde bitirdi!</p>
<p><img class="alignright" src="http://img40.picoodle.com/img/img40/8/6/28/f_EmoCouplebym_4301a65.jpg" alt="" width="246" height="216" /><strong>NE DERDİM KALDI NE DE TASAM </strong><br />
Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir. Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu. Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo&#8217;luğum o gün bitti, bu yaşa kadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdinin sokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp, bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo&#8217;larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo. Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifleri bir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin! Ülkenin gençlerine bak. Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo&#8217;lar! Gelecekten çok umutluyum!</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Yazarlar/birsel/2009/12/20/emo_ergeni_mincirsak_olmaz_mi" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Yazarlar/birsel/2009/12/20/emo_ergeni_mincirsak_olmaz_mi?referer=');">http://www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Yazarlar/birsel/2009/12/20/emo_ergeni_mincirsak_olmaz_mi</a></p>
<p>B.Tugay Keçeci</p>
<p>http://www.tugaykececi.com</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="866" title="2" title="14 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1932-gulse-birsel%e2%80%99den-emo%e2%80%99lara-farkli-bir-yaklasim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuzak Pazarlama’nın Anatomisi</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1918-tuzak-pazarlama%e2%80%99nin-anatomisi.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1918-tuzak-pazarlama%e2%80%99nin-anatomisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 05:57:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsani Gelişim Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/index.php/tuzak-pazarlama%e2%80%99nin-anatomisi</guid>
		<description><![CDATA[Decoy, Türkçe karşılık olarak; “tuzak, tuzak yemi, tuzağa düşürmek, yanıltmak” anlamlarında kullanılmakta olup, terim olaraksa; “bir kimsenin veya grubun aradığı bir şeyi gizlemek, dikkatini dağıtmak için kullanılan bir nesne, araç veya bir olay” şeklinde  tanımlanabilmektedir  “Decoy effect” kavramıysa, pazarlamadan siyasette, savaştan kriminal analizlere kadar pek çok geniş alanda kabul görmüş ve sıklıkla kullanılan, matematiksel geçerliliği olan bilişsel tabanlı  bir yaklaşımdır. Bilhassa pazarlamada “tuzak etkisi” veya “asimetrik baskınlık etkisi” olarak karşılık bulmakta olup, sunulan seçenekler arasında orantısız baskınlığa yol açan üçüncü bir seçeneğin bulunduğu durumlarda müşterinin uğradığı/uğratıldığı (!)  belirli bir davranış değişikliği haline karşılık gelmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Decoy Effect  Matematiği ve Bilişsel Bilim</strong></p>
<p><img class="alignleft" src="http://img.blogcu.com/uploads/FilizAzyer_Tuzakta_Kalbim.jpg" alt="" width="220" height="164" /><span style="font-family: Tahoma">Decoy, Türkçe karşılık olarak; “tuzak, tuzak yemi, tuzağa düşürmek, yanıltmak” anlamlarında kullanılmakta olup, terim olaraksa; “bir kimsenin veya grubun aradığı bir şeyi gizlemek, dikkatini dağıtmak için kullanılan bir nesne, araç veya bir olay” şeklinde  tanımlanabilmektedir  “Decoy effect” kavramıysa, pazarlamadan siyasette, savaştan kriminal analizlere kadar pek çok geniş alanda kabul görmüş ve sıklıkla kullanılan, matematiksel geçerliliği olan bilişsel tabanlı  bir yaklaşımdır. Bilhassa pazarlamada “tuzak etkisi” veya “asimetrik baskınlık etkisi” olarak karşılık bulmakta olup, sunulan seçenekler arasında orantısız baskınlığa yol açan üçüncü bir seçeneğin bulunduğu durumlarda müşterinin uğradığı/uğratıldığı (!)  belirli bir davranış değişikliği haline karşılık gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><strong>Decoy Effect’in Bilişsel Altyapısı.</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Hayatta hemen her şey, ona dair aldığımız kararlar doğrultusunda şekillendiğinden, hayatımızın nerdeyse tamamını aldığımız kararların belirlediğini söylesek pek de yanılmış sayılmayız. Bu nedenle hayatın her aşamasında doğru kararlar alabilmek, çok büyük öneme sahip olmaktadır. Karar almanın temelini ise, karara dair sunulan seçenekler oluşturmaktadır. Bu nedenledir ki, doğru karar almış olmak, aslında sunulan seçenekler içinde kişinin kendisi için en doğru olanı seçebilmiş olması demektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Karar verme sürecinde en etkin ve yaygın olarak kullanılan metot, kıyaslamadır. Çevremizde olan şeyleri,  birbirine göre olan konum ve durumlarına göre bir kıyas yapar ve ona göre zihinsel konumlar oluştururuz. Bu noktada, sadece mukayese yapmakla kalmaz, kolayca mukayese edilenleri de birbiriyle kıyaslar, zor kıyaslamalardan kaçınmaya çalışırız. Zihnin pek çok işlem için tercih ettiği gibi, kıyas ve karşılaştırma yaparken de olası en kolay ve basit olanı tercih etmek isteriz.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Diyelim ki bu sene tatilimizi yurtdışında yapmak istiyorsunuz. Buna dair de size hepsi aynı fiyatta olan şu 3 seçenek sunulmuş olsaydı hangisini seçmek isterdiniz?</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">i. Paris’te tatil  (kahvaltı dahil tam pansiyon konaklama),</span></p>
<ol>
<li><span style="font-family: Tahoma"><strong>ii. </strong>Roma’da tatil (kahvaltı dahil tam pansiyon konaklama)  <strong> </strong></span></li>
<li><span style="font-family: Tahoma"><strong>iii. </strong>Roma (Yarım pansiyon konaklama). <strong> </strong></span></li>
</ol>
<p><span style="font-family: Tahoma">Fayda-değer döngüsü ön plana alındığında, “Kahvaltı dâhil Tam pansiyon Roma Tatili” alternatifinin seçilme ihtimali daha yüksektir. Zirâ, burada Roma Tatili için kolay bir kıyas yapabilecek şekilde daha düşük bir alternatif daha sunulmaktadır. Böylece Paris’e nazaran Roma’nın tam pansiyon seçeneği çok daha değerliymiş zannı oluşturulmak istenmiştir. Çünkü Roma tatilleri arası karşılaştırma yapmak, Roma ile Paris tatilini kıyaslamaktan daha kolaydır. Beyin kararı basitleştirmek eğiliminde olduğu için böyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır. İşte burada, yarım pansiyon Roma alternatifi, seçimin tuzağı (decoy) olarak sunulmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Tuzak etkisi şöyle işliyor <span style="text-decoration: underline">[1]</span>: Şayet bir seçenek başka bir seçeneğe nazaran bütün yönleriyle daha düşük düzeydeyse, bu seçeneğe, “orantısız olarak domine edilmiş seçenek” denir. Fakat diğer bir alternatife nazaran bazı bakımlardan üstün, bazı bakımlardan düşük olabilir. Başka bir deyişle, tercih edilebilirliği belirleyen belli özellikler itibariyle bir seçenek, başka bir seçenek tarafından tamamen domine edilmişken, diğer seçeneğe karşı kısmen üstün olabilir. Orantısız hâkim olunan bir seçenek mevcut iken, tüketicilerin büyük bir yüzdesi, asimetrik üstünlük taşıyan başka bir alternatifin bulunmadığı durumlara kıyasla bu seçeneği daha büyük oranda seçebiliyorlar. Böylece, asimetrik olarak üstün bulunan seçenek, hâkim seçeneğin seçim şansını arttırmak için bir tuzak olarak kullanılabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">İnsanların rasyonel olmayan davranışlarının dahî öngörülebileceğini iddia edilen bir kitapta<strong><sup>[2]</sup></strong>, geleneksel rasyonel tercih teorisini çarpıtabilen durumlar ve düşünce biçimleri tartışılıyor. Bunlar arasında decoy (tuzak) etkisi de sayılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><strong>Decoy Effect’in Matematiksel Altyapısı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Bu konuyu,  Wikipedia’da (5) verilen bir örnekle biraz daha açıklamış olalım. Diyelim ki  elektronik ürünleri satışı yapan mağazanızda yeni model MP4’lerin  pazarlamasını yapmak istiyorsunuz. Potansiyel müşterilerinizse genellikle yüksek depolama kapasitesi ve düşük fiyat özelliklerini olumlu özellikler olarak algılıyan genç bir kitle. Ancak bazı müşterileriniz MP4’lerine daha çok şarkı ve klip depolamayı isterken bazı müşterilerse az para harcamayı istiyor. Müşterilerinize A ve B gibi iki MP4 çalar seçeneği sunuyorsunuz:</span></p>
<table border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>A</strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>B</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>fiyat </strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">400YTL</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">300YTL</span></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>kapasite </strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">30 GB</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">15 GB</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Tahoma">Yukarıdaki pazarlama senaryosuna göre, kolaylıkla anlaşılacağı üzere bazı müşterileriniz yüksek depolama kapasitesinden ötürü A’yı tercih ederken bazı müşteriler de ucuzluğundan ötürü B’yi tercih edecektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Peki şimdi bu noktada  işleri biraz daha karmaşık hale getirsek ve müşterilerimizin karşısına üçüncü bir C seçeneği daha çıkarsak ne olur? Öyke ki,C hem A hem de B’den daha pahalı olsun. C’nin depolama kapasitesi ise B’den fazla ama A’dan az olsun, yani yeni tablomuz şu şekilde görünsün:</span></p>
<table border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>A</strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>B</strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>C</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>fiyat </strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">400YTL</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">300YTL</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">450YTL</span></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>kapasite </strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">30 GB</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">15 GB</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">25 GB</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Tahoma">İşte, tam da bu noktada ilginç şeyler olmaya başlayacaktır. Müşterilerinizin teorik olarak tercih etmeyeceklerini düşündüğümüz C gibi bir seçeneğin, (Böyle düşünürüz çünkü neden daha az kapasiteli bir MP4 çalar için daha çok ödesinler) tercihler arasına eklenmesiyle, A seçeneğinin alım cazibesi bir anda artış göstermeye başlayacaktır. C seçeneğinin ortaya sürülmesi A ile B arasındaki kıyaslama açısından müşteriyi yönlendirir ve A’nın ağır basmasına, başka bir deyişle A’nın dominant seçenek olmasına yol açar. A, hem kapasite hem de fiyat açısından C’den daha iyidir, B ise C’ye kıyasla sadece kısmen daha iyidir, bu yüzden daha çok sayıda müşteri A’yı tercih eder. C’nin bu etkisinden ötürü C’ye bir tür <strong>yem</strong> yahut tuzak gözü ile bakabiliriz. İşte bu yüzdendir ki aslında C’nin ortaya sürülmesinin tek amacı A’nın tercih edilme olasılığını artırmaktır.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Şimdi tam tersi bir senoryo daha düşünelim ve diyelim ki; bu sefer de vitrine C yerine D diye bir MP4 çalar koyalım. D hem A hem de B’den daha az kapasiteye sahip olsun ve fiyatı da B’den daha yüksek ama A’dan daha düşük olsun:</span></p>
<table border="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>A</strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>B</strong></span></td>
<td width="70"><span style="font-family: Tahoma"><strong>D</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>fiyat </strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">400YTL</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">300YTL</span></td>
<td width="70"><span style="font-family: Tahoma">350YTL</span></td>
</tr>
<tr>
<td><span style="font-family: Tahoma"><strong>kapasite </strong></span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">30 GB</span></td>
<td><span style="font-family: Tahoma">15 GB</span></td>
<td width="70"><span style="font-family: Tahoma">10 GB</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="font-family: Tahoma">Bu durumda da benzer bir yem etkisi ile karşılaşırız: müşteriler D’yi tercih etmezler çünkü hiçbir bakımdan B kadar iyi değildir. Bu senaryoda D seçeneği, B’nin tercih edilme olasılığını artırır, tıpkı bir önceki senaryoda C’nin A’yı daha çok sattırması gibi.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Özetlemek gerekirse;yukarıdaki örneklerde verilen C ve D ürünleri, karar alınmasını hızlandıran <strong>yem etkisi</strong> (<span style="text-decoration: underline">decoy effect</span>) olarak kullanılmışlardır. Sosyal bilimlerde, özel olarak ‘karar teorisinde’ <span style="text-decoration: underline">alakasız seçeneklerin birbirlerinden bağımsızlığı</span> aksiyomu olarak sunulan bu durumun matematiksel karşılığını şöyle özetleyebiliriz:</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Eğer {A, B} seçim kümesi içinden A tercih ediliyorsa işin içine üçüncü bir X seçeneğini sokmak yani kümeyi {A, B, X} olarak genişletmek B’yi tercih edilir hale getirmemeliyse de, zihinsel olarak tersi bir işleme nende olmaktadır. Başka bir deyişle A mı daha iyi B mi daha iyi sorusunun cevabı X gibi bir seçeneğin sunulup sunulmamasına bağlı olarak değişmemelidir. Ama yaşananınsa çoğunlukla farklı olduğu görülmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><strong>Günlük Hayatta Tuzak Tekniği’nin Diğer Kullanımları</strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Bu tekniği satışçılar ve esnaf da çok kullanır. Satıcı, tezgâhtar, müşterinin ne aradığını öğrendikten sonra, önce ona satabileceğini düşünmediği bir mal önerir. Bu, ya haddinden fazla pahalı bir maldır veya pek tercih edilmeyecek düşük bir mal olur. Pahalı mal önerisine karşı müşterinin “çok pahalı” dediği anda, önce neden pahalı olduğunu, (markalı, ithal) söyleyip, “bir de bunun yerlisi/markasızı var” deyip bir ikinci alternatif çıkarır. Satıcı aslında bunun da tercih edilmeyeceğini bilir. Ardından üçüncü bir alternatif daha çıkarır. Satıcı, müşterinin bunu tercih edeceğine neredeyse yüzdeyüz emindir. Bu alternatif, fiyat itibariyle en pahalıdan biraz daha ucuzdur. Ancak özellikleri itibariyle benzeriyle kıyaslandığında ekseriya, hakkettiğinden nispeten daha yüksek fiyata sunulmuştur. Bu teknikte, üçüncü alternatifin ucuz alternatifle karşılaştırılabilecek düzeyde bir fiyatla sunulması da mümkündür. Bu durumda üçüncü alternatif aslında, ikinciden fazla farklı değilse de, fiyatı nispeten daha yüksektir.</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Bu teknik benzer tarzda düşük fiyatlı seçenekten başlayarak da uygulanabilir. Özetle, müşteri, satıcının sunduğu alternatif sıralamasından etkilenerek, kendi rasyonel tercihiyle değil, satıcının tercihine göre satın almış olur. Satıcı müşterinin tercihlerini “manipule etmiş”, yönlendirmiştir.</span></p>
<p>B.Tugay Keçeci</p>
<p>www.tugaykececi.com</p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Kaynak: http://tkececi.wordpress.com/2010/01/15/tuzak-pazarlama%E2%80%99nin-anatomisi/</span></p>
<hr size="1" /><span style="font-family: Tahoma"><strong><span style="text-decoration: underline">Kaynakça:</span></strong></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><a href="http://www.sozluk.net/index.php?word=decoy" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.sozluk.net/index.php?word=decoy&amp;referer=');">http://www.sozluk.net/index.php?word=decoy</a></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><a href="http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/04/01/AR2007040100973.html" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/04/01/AR2007040100973.html?referer=');">http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/04/01/AR2007040100973.html</a></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma"><a href="http://badanalysis.blogspot.com/2007/04/decoy-effect-department-of-human.html" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/badanalysis.blogspot.com/2007/04/decoy-effect-department-of-human.html?referer=');">http://badanalysis.blogspot.com/2007/04/decoy-effect-department-of-human.html</a></span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">http://en.wikipedia.org/wiki/Decoy_effect</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">SEÇENEK SAYISININ ARTMASI SEÇME DAVRANIŞINI ETKİLER Mİ?-Ertuğrul GÖDELEK- İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:7 Sayı:13 Bahar 2008 s.31-48 / http://www.iticu.edu.tr/kutuphane/dergi/s13/31-48.pdf</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Dan Ariely, Predictably Irrational: The Hidden Forces That Shape Our Decisions, HarperCollins, 2008, s. 8</span></p>
<p><span style="font-family: Tahoma">Shankar Vedantam, “<em>The Decoy Effect, or How to Win an Election</em>”, <strong>The Washington Post</strong>, 02.04.2007</span></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="606" title="3" title="20 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1918-tuzak-pazarlama%e2%80%99nin-anatomisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine-Dr. Sultan Tarlacı</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1420-e-kitap-%e2%80%9cbilinc-antikcagdan-bilincin-yeniden-kesfine-dr-sultan-tarlaci%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1420-e-kitap-%e2%80%9cbilinc-antikcagdan-bilincin-yeniden-kesfine-dr-sultan-tarlaci%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 21:10:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinç: Antikçağdan Bilincin Yeniden Keşfine]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[E kitap]]></category>
		<category><![CDATA[KitapTavsiyeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1420</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#8220;Sayın Dr. Sultan Tarlacı&#8217;nı kitabına dair paylaşım mesajı ş&#246;yledir: Merhabalar, &#8220;Bilin&#231;: Antik&#231;ağdan Bilincin Yeniden Keşfine&#8221; adlı kitabımı tam metin olarak, okuma kolaylığı ve konu b&#252;t&#252;nl&#252;ğ&#252; sağlaması a&#231;ısından Acrobat PDF...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="right">
<p align="justify"><font face="Verdana"><img src="/Users/Tugay/AppData/Local/Temp/moz-screenshot.png" alt="" /><img width="397" height="489" alt="" src="http://www.insanigelisim.com.tr/wp-content/uploads/2009/12/kirmizi1.jpg" /></font></p>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Verdana">&ldquo;Sayın Dr. Sultan Tarlacı&rsquo;nı kitabına dair paylaşım mesajı ş&ouml;yledir:</font></p>
</div>
<p align="right" style="text-align: justify;"><font face="Verdana">Merhabalar,<br />
&ldquo;Bilin&ccedil;: Antik&ccedil;ağdan Bilincin Yeniden Keşfine&rdquo; adlı kitabımı tam metin olarak, okuma kolaylığı ve konu b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; sağlaması a&ccedil;ısından Acrobat PDF olarak internete aktardım.</font></p>
<div align="justify">&nbsp;</div>
<p align="justify"><font face="Verdana">Herkesin bilgiye ulaşma hakkı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, &uuml;cretsiz olarak bilgisayarınızda Acrobat Reader ile rahat&ccedil;a, kopukluk olmadan, konu konu okuyabilirsiniz.&rdquo;</font></p>
<div align="justify">&nbsp;</div>
<p align="right" style="text-align: justify;"><font face="Verdana">Kitaba dair paylaşım linklerine ulşamak i&ccedil;in aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:</font></p>
<p style="text-align: justify;"><font face="Verdana"><span><strong> <a target="_blank" href="http://www.kuantumbeyin.com/index.php?option=com_docman&amp;task=cat_view&amp;gid=118&amp;Itemid=117" style="text-decoration: none;" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.kuantumbeyin.com/index.php?option=com_docman_amp_task=cat_view_amp_gid=118_amp_Itemid=117&amp;referer=');">e-kitap: Antik &Ccedil;ağdan BilincinYeniden Keşfine Yolculuk</a></strong></span></font></p>
<p style="text-align: justify;"><font face="Verdana"> <a target="_blank" href="http://tkececi.wordpress.com/" style="text-decoration: none;" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/?referer=');">http://tkececi.wordpress.com/ </a></font></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="1168" title="2" title="17 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1420-e-kitap-%e2%80%9cbilinc-antikcagdan-bilincin-yeniden-kesfine-dr-sultan-tarlaci%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birazcık da mizah :) “DAYAMIŞLAR MATEMATUĞU, AYUPTUR!!!”</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1418-birazcik-da-mizah-%e2%80%9cdayamislar-matematugu-ayuptur%e2%80%9d.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1418-birazcik-da-mizah-%e2%80%9cdayamislar-matematugu-ayuptur%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 21:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1418</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Gercek bir mektuptur Temel fikrasi degil !&#8221; diye bir uyarı ile g&#246;nderilmiştir. &#160; Trabzonlu Temel Ağa&#8217;nın sevgili torunu Eda&#8217;ya verilen &#246;dev ile başı derttedir&#8230; Eskişehir&#8217;e g&#246;&#231; eden arkadaşı İdris&#8217;e başına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Tahoma" size="2"><span style="font-family: Verdana; font-size: x-small;"><strong>&ldquo;Gercek bir mektuptur Temel fikrasi degil !&rdquo; diye bir uyarı ile g&ouml;nderilmiştir. </strong></span></font></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Trabzonlu Temel Ağa&rsquo;nın sevgili torunu Eda&rsquo;ya verilen &ouml;dev ile başı derttedir&hellip;</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Eskişehir&rsquo;e g&ouml;&ccedil; eden arkadaşı İdris&rsquo;e başına gelenleri yazar:</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">&lsquo;Idruscuğum, Hani benim kucuk torun var ya, gecen aşam, geturdi odevini onume koydi. Bi yandan da ağlay. Zaten dertlerini hep bağa acayi.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Dedu ki;</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">-&rsquo;Habunlari anliyamadum. O y&uuml;zden da yapamadum. Yarin &ouml;rtmen beni d&ouml;vcek.&rsquo;</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Dedum ki;</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">&lsquo;Ağlama uşağum, bunun i&ccedil;un &ouml;tmen adam d&ouml;mez. Şimdik oni cozeruk.&rsquo; dedum ama ne mumkun İdrus kardaşum. Adam ş&ouml;yle diyi :</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmişlar.Tiren otobostan u&ccedil;te bir daha hizli gidiymiş. Otobos iki yerde onbeşer dakka istirahat vermiş.Tiren de bi yerde durmiş, 20 dakka su almiş. Otobos saatte 60 kilometro gidiymiş. Ama tiren 5 saat sonra gidecegi yere varmiş. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmiş bize soriler.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Oğraştum yapamadum. Bi yandan da bizim usak ziril ziril ağliy.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Derken bubasi geldi. Dayadim kitabı ona, al da dedim. &Ccedil;&ouml;z bakem daha şu sorii. Aldi eline, bir o yana b&uuml;kt&uuml;, bir bu yana ama ıhhı. O da &ccedil;ozemedi.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Diyrum oga ki, &lsquo; damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şofori var ise oğa soralim, belki o bilebilur.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Yahutta sabah olsun ben uşaği şoforler cemiyetine g&ouml;tureyum. Onlar arasinda belki tirenle yariş etmş bi şofor vardur da bize nasihat verur.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">&lsquo;Ha, biz bi yandan da usaga tireni tarif ediyruk. Tiren gormemiş ki&hellip; Ne anasi g&ouml;rmiş, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum&rsquo;dan Sivas&rsquo;a gittiydum.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Neysa kardasum, o gece cok kizdum. Diyeceksun ki niye?</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Uşak daha incir ağacindan duti ayiramay; mezgiti g&ouml;steriyrum, hamsi diyi. Yumurtanun bile fabrikada yapilduğuni sanay.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Biz gelduk araba yariştiriyruk. Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, gec varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun?</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Eger varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler sağa otobosun inecegi zamani.. Bu kadarluk mesele icun sabiyi subyani niye telef edersun?</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">Uşakcuklarada şarki yok, turki yok, oyun yok;</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="2">dayamiş matamatiği.</font></p>
<p><font face="Tahoma" size="3">Ayuptur&hellip; &lsquo;</font></p>
<p><img class="wp-smiley" alt=":)" src="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" /> ))</p>
<p>Kaynak:<a href="http://tkececi.wordpress.com/2009/12/22/birazcik-da-mizah-dayamislar-matematugu-ayuptur/" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/tkececi.wordpress.com/2009/12/22/birazcik-da-mizah-dayamislar-matematugu-ayuptur/?referer=');">tkececi.wordpress.com/2009/12/22/birazcik-da-mizah-dayamislar-matematugu-ayuptur/</a></p>
<p>&nbsp;www.tugaykececi.com</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="187" title="1" title="01 January 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1418-birazcik-da-mizah-%e2%80%9cdayamislar-matematugu-ayuptur%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kâbe ve Arafat Sırları -1</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1074-kabe-ve-arafat-sirlari-1.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1074-kabe-ve-arafat-sirlari-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 07:50:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe ve Arafat Sırları -1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1074</guid>
		<description><![CDATA[K&#226;be ve Arafat Sırları -1 &#160; Bilindiği &#252;zere Kabe, en eski d&#246;nemlerden beri milyarlarca M&#252;sl&#252;man i&#231;in secde y&#246;n&#252;, toplanma yeri ve islamın kutsal merkezi olarak bildirilmiştir. G&#252;c&#252; yeten Her M&#252;sl&#252;man...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center" style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font size="3"><strong> <font face="Verdana">K&acirc;be ve Arafat Sırları -1</font></strong></font></p>
<p align="center" style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;">&nbsp;</p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3">Bilindiği &uuml;zere Kabe, en eski d&ouml;nemlerden beri milyarlarca M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in secde y&ouml;n&uuml;, toplanma yeri ve islamın kutsal merkezi olarak bildirilmiştir. G&uuml;c&uuml; yeten Her M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in de, Kabe, m&uuml;zdelife ve arafat dağını kapsayan ve adına Hac denen bir yolculuğa &ccedil;ıkarak Kutsal şehre gelmesi farz kılınmıştır.  T&uuml;m bu dini değerlerinin yanında Kabe,&nbsp; Jeolojik ve jeopolitik konum olarak da olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k bir &ouml;neme sahip tir. K&acirc;be, Eski D&uuml;nya&#8217;nın (Avrupa, Asya ve Afrika) merkezinde bir konumda yer almakta olup, s&ouml;z konusu bu &uuml;&ccedil; kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunmaktadır. Ama siz en iyisi elinize bir D&uuml;nya haritası alıp, Kuzey Amerika&#8217;dan Avustralya&#8217;ya, Kuzeydoğu Asya&#8217;dan G&uuml;ney Amerika&#8217;ya doğru birer &ccedil;izgi &ccedil;ekiniz ve bu &ccedil;izgilerin kesiştiği yere bakınız. K&acirc;be&#8217;nin D&uuml;nya karalarının merkezinde kalan bir konumda yer aldığını g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z&hellip;   </font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font size="3">&nbsp;</font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3">Bakınız:&nbsp; </font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font size="3">&nbsp;</font></p>
<p align="center" style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3"> <img width="540" height="498" border="0" src="http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/mapfullpage.jpg" alt="" /> </font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font size="3">&nbsp;</font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3">Kabe&#8217;nin d&uuml;nya y&uuml;zeyindeki konumuna dair &ouml;zel durumu bununla da sınırlı değil elbet. Kabe aynı zamanda d&uuml;nyanın yapısal enerji konumu a&ccedil;ısından da olduk&ccedil;a &ouml;zel ve gizemli bir konuma sahip.  Bir soru sorarak  Konuyu daha iyi a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışalım: D&uuml;nya haritası (yada k&uuml;resi ) &uuml;zerindeki  enlem ve boylamların g&ouml;sterdiği kutup noktaları ile pusulanın g&ouml;sterdiği manyetik kutup noktaları neden birbirinden farklı yerlerdedir?Bu farkın nedeni ve &ouml;nemi ne olabilir?  D&uuml;nya&#8217;nın ekliptik olarak 27o 27&#8242;lık eğime sahip olduğunu biliriz.  </font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3">D&uuml;nya&#8217;nın başı b&ouml;yle eğdirilmeseydi tek bir mevsimi, mesela hep yazı yahut kışı yaşayacaktık. G&uuml;nler, bu eğim sayesinde g&ouml;re uzar ya da kısalırlar. İşte bu eğim, aynı zamanda manyetik kutupların yerini de değiştirmiş olur. Ger&ccedil;ekte; enlem ve boylamları &ccedil;izerken D&uuml;nya&#8217;nın bu eğimini, yani mıknatısların s&uuml;rekli y&ouml;neldiği manyetik kutupları dikkate alırsak, yeni kutup noktaları gibi&nbsp; yeni bir Ekvator&nbsp; daha ortaya &ccedil;ıkacaktır.</font></p>
<p align="center" style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3"><object width="400" height="225"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=3414223&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=3414223&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"></embed></object> </font></p>
<p style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3">İşte manyetik alan &ccedil;izgileri baz alınarak oluşan bu yeni bu<em> &ldquo;0&Prime;</em> (sıfır) no&#8217;lu en b&uuml;y&uuml;k enlem olan Manyetik Ekvator, bu yeni haliyle, Mekke kentinden ge&ccedil;ecektir. Bu da K&acirc;be&#8217;nin, D&uuml;nya&#8217;nın ortasında bulunduğu ger&ccedil;eğinin başka bir teyidi sayılabilir&hellip;  D&uuml;nya&#8217;nın manyetik kuzey ve g&uuml;ney kutuplarına g&ouml;re &ccedil;izilen yeni ekvator &ccedil;izgisinin, yani K&acirc;be&#8217;den ge&ccedil;en Ekvator &ccedil;izgisi &uuml;zerinde, birisi K&acirc;be&#8217;ye g&ouml;re doğu, diğeri ise batıda iki adet manyetik kutuplar bulunmaktadır. Batı kutbunu esrarengiz olayları ile<em>&ldquo;Bermuda&rdquo;</em> &uuml;&ccedil;geni teşkil ederken, doğusunu ise Japonya&#8217;da bir k&ouml;rfez b&ouml;lgesi teşkil eder. Bu k&ouml;rfez de Bermuda gibi kaybolmaları ile meşhur olmuştur. K&acirc;be&#8217;nin bu iki noktanın tam ortasında yer alması da K&acirc;be&#8217;nin yerinin &ouml;zel olarak se&ccedil;ildiğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rmektedir&hellip;  Bakınız:  </font></p>
<p align="center" style="line-height: 150%; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;"><font face="Verdana" size="3"> <img width="519" height="767" border="0" src="http://www.okyanusum.com/videos/imgs/cekimmerkezi1.jpg" alt="" /></font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="502" title="1" title="20 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1074-kabe-ve-arafat-sirlari-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendimi hipnoz edebilir miyim, lütfen? (*)</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/1058-kendimi-hipnoz-edebilir-miyim-lutfen.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/1058-kendimi-hipnoz-edebilir-miyim-lutfen.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 08:28:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[Kendimi]]></category>
		<category><![CDATA[miyim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=1058</guid>
		<description><![CDATA[-      “Nasıl yani?” dedi Erdal, şaşkın bir yüz ifadesiyle : “Şimdi siz bir hipnozcu musunuz?” -       “Öyle de denebilir.” dedi Nedim, gayet sakin ve kendinden emin bir ses tonuyla: Daha...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-      “Nasıl yani?” dedi Erdal, şaşkın bir yüz ifadesiyle : “Şimdi siz bir <strong>hipnozcu</strong> musunuz?”</p>
<p>-       “Öyle de denebilir.” dedi Nedim, gayet sakin ve kendinden emin bir ses tonuyla: Daha çok hipnoterapist. Ama evet, bir parça hipnozla uğraştığım doğrudur. Bu nedenle hipnozcu da denilebilir.” Kısa bir aradan sonra konuşmaya devam etti:</p>
<p>-       “Aslına bakarsanız <strong>siz de</strong> bir parça ben gibisiniz. Sadece henüz bu gerçeğin farkında değilsiniz, o kadar.”</p>
<p>-      “Anlamadım ?” dedi Erdal, soran gözlerle Nedim’e bakmaya devam ederek:</p>
<p>-      “Ben de mi bir hipnozcuyum?” Hafif alaycı alçak ses tonuyla devam etti:</p>
<p>-      “Oysa ben kendimi finans uzmanı sanıyordum.”</p>
<p>-      “Evet” dedi Nedim, sesteki alaycı tonu farketmemişçesine :”Siz bir finans uzmanı ve herkes kadar usta bir hipnozcusunuz. Bu oldukça normal bir durum.”</p>
<p>-     Kafam karıştı. Bu <strong>dediğin</strong> şimdi normal mi?</p>
<p>-      Kesinlikle. Herkesin tıpkı <strong>sen</strong> gibi aynı olması kadar normal bir durum.</p>
<p>-      “Tabi ya şimdi anlıyorum.” dedi Erdal, bir şeyleri keşfetmiş insan edasıyla:</p>
<p>-      “Bir yerde okumuştum. Bu karmaşık cümlelerle aklımı karıştırıp, beni hipnoz etmek için hazırlamaya çalışıyorsunuz.” Bilgiç bir edayla Nedim’ e dönerek:</p>
<p>-      “Ne de olsa ben de az çok bir şeyler biliyorum hipnoz hakkında.”</p>
<p>-      “Bu harika.” dedi Nedim, sevinçli görünen bir ses edasıyla:</p>
<p>-      “Demek ki yolculuğumuz çok daha renkli geçecek.”</p>
<p>Yolculuk sözü Erdal’ın bir anda gözlerinin yola çevrilmesine neden oldu. Trafik her zamanki gibi sabit şekilde akmaya devam ediyordu. Endişe edecek bir şey görünmüyordu. O anda aklına yanında oturan Nedim geldi. Kimdi, nereden geliyor nereye gidiyor hiç bilmiyordu. Dahası sormayı da hiç düşünmemişti. Aklından tam bunlar geçerken Nedim’in sesiyle irkilerek tekrar ona yöneldi:</p>
<p>- Demek ki daha önce hipnoz hakkında bir şey biliyorsunuz. O halde, <em>aslında hepimizin aynı şekilde yaşamaya devam ettiğini </em>de öğrenmiş olmalısınız?</p>
<p>- “Bu ne demek şimdi?” diye sordu Erdal. Bir yandan da içinden; “Hala hipnoz yapmaya çalışıyor, hiç vazgeçmeyecek mi bu adam?” diye düşünmeye devam etti.</p>
<p>- Demek istediğim; <em>aslında hepimiz bu dünya hayatını yaşarken aynı zamanda usta bir telkinci yada sizin tabirinizle hipnozcu olarak yaşamaya devam ediyoruz</em> olgusudur. Araştırmalarınızda bu basit gerçeği de keşfetmiş olmalısınız.</p>
<p>-“Hayır dedi” Erdal. “Aslına bakarsanız ben hipnoz hakkında hiç de sizinki gibi düşünmüyorum. Bence hipnoz sadece hoşça vakit geçirmek için icat edilmiş bir sahne sanatı, oyun yada tedavi edici özel bir psikolojik argüman sadece.”</p>
<p>-Anlıyorum, yani sizce hipnoz çok daha <strong>özel</strong> bir şey, öyle mi?</p>
<p>- Bir bakıma öyle de denebilir.</p>
<p>-Yani herkesin aynı zamanda usta bir hipnozcu olabileceği gerçeğine de katılmıyorsunuz öyleyse.</p>
<p>- Hipnozun biraz daha özellikli ve hüner gerektiren bir şey olduğunu düşünüyorum diyelim. Peki, siz ne zaman hipnozcu olmak istediniz? Yani demek istediğim sizi hipnozcu olmaya iten şey neydi?</p>
<p>-Aslında öyle doğduğumu fark ettiğimde diyelim. <em>Zaten bir hipnozcu olarak doğduğumu fark ettiğim gün</em>, bu doğal yeteneğimi geliştirmenin fena olmayacağını düşündüm.</p>
<p>- Deminden beri aynı şeyi söyleyip duruyor<em>sun</em>. Oysa ben insanlarda doğuştan böyle bir şey olabileceğine inanmıyorum. Aslına bakarsan gerçekte öyle bir şey var mı ondan da pek emin değilim ya, neyse…</p>
<p>-Anlıyorum, sanıyorum kafanda fazla büyütmüş gibi<em>sin</em> bu hipnoz denen şeyi. Aslına bakarsan hiç de öyle büyütülecek bir şey değildir hipnoz.</p>
<p>-Ya nedir peki o halde?</p>
<p>- En basit tanımıyla; <strong>kabul edilen her türlü önermenin ortak adıdır hipnoz</strong>.</p>
<p>- Bu kadar mı?</p>
<p>- Öyle çok engin bir şey değilmiş de mi?</p>
<p>- Ne bileyim, ben daha şatafatlı bir tanım bekliyordum aslına bakarsan…</p>
<p>- Peki o halde şu tanıma ne dersin: <em>Hipnoz, yılın her günü, günün her saati, her dakikası ve de saniyesinde, kendimize ve başkalarına uygulayabileceğimiz ve bunu yaparken de aslında ne yaptığımızın farkında bile olmayacağımız kadar basit, sıradan bir alışkanlık halidir.</em> Hipnoz bize, şu andan sonra ne yapacağımızdan çok, bu ana kadar nasıl ve niçin geldiğimizi anlatan bir süreçtir. Yani özetle, <em>hipnoz kabul ettiğimiz önermelerden başka bir şey değildir aslında</em>.</p>
<p>- Yani hipnoz hayatın içinden gelen, sıradan bir olay mı diyorsunuz?</p>
<p>- Bakın, <em>içinde yaşamakta olduğumuz bu dünya, bir bakıma öneriler ve telkinler okyanusundan başka bir şey değildir aslında</em>. Herkes, her şey, her an ve hiç durmadan, etraflarına sürekli öneri ve telkinler göndermeye devam ediyorlar. Şöyle bir düşün, sabah güne gözlerini açtığın ilk andan uykuya daldığın o en son ana kadar, hatta uyku boyunca bile, kaç tane telkin alıyorsun acaba? Uyan, işe git, yemek ye, bu sıcak, bu soğuk, bu iyi, bu kötü… Mantıklı, mantıksız, gerçek ya da sahte, doğru ya da yanlış-yalan milyonlarca, milyarca öneri ve telkin hedef alıyor bizleri. Bunların bir kısmını kabul ediyor, bir kısmını ise kabul etmiyoruz. <em>Kabul ettiklerimizle düşüncelerimize yani hayatımıza sürekli yeni bir yön verirken, diğer önerileri ise ileri de kullanmak üzere zihnimizin bir köşesinde depolamaya devam ediyoruz</em>.</p>
<p>- Açıkçası hiç böyle düşünmemiştim. Eğer bu doğruysa.., bu korkunç bir durum !</p>
<p>- Evet belki, ama o kadar da büyütülecek bir şey değil. En azından kendi içinden söylediklerin kadar kötü değil hiçbirileri…</p>
<p>- O ne demek şimdi? Anlamadım.</p>
<p>-Küçükken ne zaman korku filmi seyretsem geceleri, ölü insanların odama geleceğinden korkardım. Bir gün annem bana, asıl korkmam gereken şeyin ölü insanlar değil, yaşayan insanlar olması gerektiğini söyledi. Ölü insanlar zaten ölmüşlerdi, bana yapabilecek şeyleri yoktu. Oysa yaşayan insanlar, hala aramızda yaşamaya devam ediyorlardı. Evet, az önce anlattığım senaryo belki biraz karamsar gelmiş olabilir ama seni temin ederim ki, hiçbir dış önerme ya da telkin bizim kendi içimizden gelen kabul olmuş telkinler kadar tehlikeli olamazlar. İnsana en büyük zarar yine kendi içinden gelen kadardır. Yani aslında en etkili hipnoz kendi içimizde, bizim kurduğumuz telkin havuzu kadardır.</p>
<p>- İlginç şeylerden bahsediyorsunuz ama korkarım söylediklerinizin tümünü anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim. Biraz daha açık anlatabilirseniz çok daha güzel olacak gibi.</p>
<p>- Kesinlikle haklısınız. İsterseniz şöyle yapalım:  Şimdi sizden bana, <strong>kendiniz için</strong> yapılmasının <strong>imkânsız</strong> olduğunun düşündüğünüz bir şey söylemenizi isteyeceğim. Sonra da bu <strong>imkânsız</strong> şey üzerine şimdiye dek konuştuklarımızın bir değerlendirilmesini yapalım.</p>
<p>-       Eğlenceli bir oyuna benziyor. Pekâlâ. Aklıma ilk gelen şey… Yabancı dil. Yıllardır uğraşıyorum. Bir</p>
<p>türlü yeteri kadar iyi olamadım. Sonunda anladım ki benim yabancı dil öğrenmeye karşı bir <em>yeteneğim yok</em>. Tıpkı gitar çalamadığım gibi. Ona da çok merak salmıştım bir süre. Hatta bir ara güzel bir gitar bile almış, kendi kendime çalmaya bile çalışmıştım. Ama o da olmadı, beceremedim. Sanırım benim müziğe karşı da bir <em>yeteneğim yok.</em></p>
<p>-       Harika. Daha şimdiden iki tane demir kafes gibi kocaman cümleler kurmaya başlamışsınız bile.</p>
<p>Öncelikle şu “benim yeteneğim yok” konusundan başlayalım isterseniz. Sizce yetenek nedir ve kimlerde olur?</p>
<p>- Yetenek bir şeyi kolayca yapabilme özelliğidir ve bence özel bir şeydir. Herkeste olamaz.  Allah vergisi gibi bir şey. Yetenekli olmak için seçilmiş olmak lazım yani.</p>
<p>- Yani dünya yüzeyinde <strong>tüm</strong> gitar çalanlar ve ikinci bir dili konuşabilenler <strong>sadece </strong>seçilmiş insanlardır öyle mi?</p>
<p>- Tabi ki öyle değil. Yani sadece seçilmiş insanlar değil elbet. Ama yine de bir yetenek gerektiğini siz de en az benim kadar biliyorsunuzdur.</p>
<p>- Benim bildiğim şey, gitar çalma ya da yabancı dil gibi şeylerin <em>tamamen insan eliyle üretilmiş şeyler</em> olduğu. Yani tüm bu gibi şeyler, biz insanların ortaya koyduğu kanunlar. Yani bir gitarı yapan da insanoğlu, onun nasıl çalınacağını söyleyen de… Ne dersiniz?</p>
<p>- Aslında bir bakıma öyle…</p>
<p>- O halde bu dediklerimi ortaya koyan da sen gibi ben gibi insanlar…</p>
<p>- Sen ben gibi derken…</p>
<p>- Yani özel bir özelliği olmayan kişiler.</p>
<p>- Orda durum işte! … Bu sefer fark ettim. Ben hala onların özel bir özelliği olduğundan eminim. Yoksa gitarı eline her alan herkes, hemencecik  Jimmy Hendriks, ya da Erkan Uğur gibi gitar çalabilirdi.</p>
<p>- Yani sence onlarda özel bir yetenek vardı ve gitarı eline alır almaz hemen çalamaya başladılar öyle mi?</p>
<p>- Yani… Hemen olmasa da eminim ki benden çok daha kolay olmuştur bu noktaya gelmeleri…</p>
<p>- O halde sence dünyanın en iyisi olmak için sadece yetenekli olmak yeterli gibi…</p>
<p>- Hayır tabiî ki yeterli değil. Çalışmadan hiçbir şey olmaz.</p>
<p>- O halde bu bir çelişki değil mi? Yani yetenek önemli ama yine de tek başına yeterli görünmüyor. Ondan daha değerli bir şey varmış: Çalışmak. Yoksa çalışabilmek için de mi ‘seçilmiş’ biri olmak lazım ?</p>
<p>- Ne demek istediğinizi anlıyorum sanırım. Evet, çok iyi gitar çalmak özünde yetenek işi. Ama yine de gitar çalabilmek için illa da yetenekli olmak gerekmiyor. Pekala, sıradan biri de gerekli çalışmayı gösterdiği sürece kendince iyi bir şekilde gitar çalabiliyor. O halde beni bu konuda yılgınlığa iten şey ne oldu da gitar çalmaktan vazgeçtim?</p>
<p>- İmkânsız olarak görmen. Ona imansız demen.</p>
<p>- Yani <strong>sadece</strong> basit bir imkânsız kelimesi kullandım diye bunlar başıma geldi.</p>
<p>- <strong>Sadece</strong> değil tabi. Ama büyük bir etken oldu diyebiliriz. Daha önce de demiştik. Her an telkinlerle karşı karşıyayız. Bu telkinlerin bir kısmı dışarıdan geldiği gibi bir kısmı da içeriden, kendi sesimizden gelmektedir. Yeteri kadar güçlü ve tekrar edilmiş olan telkinler de beyin tarafından değerlendirilmekte ve “<strong>gerçek”</strong>miş gibi algılanıp bir “<strong>emir</strong>” olarak kabul edilmektedir. Yani siz bir şeye karşı çekingen bir tavırla “<strong>yapmam imkansız</strong>” dediğinizde bu beyin tarafından “<strong>yapma –yapama !</strong> ” şeklinde algılanmaktadır. Bu yüzdendir ki beynimiz ve davranışlarımız da o şeyi <strong>yapabilmemek</strong> için ne gerekiyorsa yapmaya başlayacaktır.</p>
<p>- Aman Allah’ım bu çok daha korkunç bir şeymiş.</p>
<p>- İşte bu korkunç şeye biz kısaca <strong>hipnoz</strong> diyoruz. Sanıyorum şimdi çok daha iyi anlaşılmıştır, hipnozun ne olduğu ve nende bu kadar hayatımızın içinde sıradan bir durum olduğu düşüncem.</p>
<p>- Evet artık çok daha net oldu. Teşekkür ederim. Çok aydınlatıcı bir sohbetti.</p>
<p>-Sağolun. Benim için de öyle oldu. Bu arada <strong>siz</strong> ne yöne gidiyordunuz?</p>
<p>- İstanbul’a. Niçin sordunuz?</p>
<p>- Çünkü yaklaşık yarım saattir <strong>benim gittiğim yön olan</strong> İzmir’e doğru gitmektesiniz. İşte gidecek olduğum dinlenme tesisi de şu ilerde sağda. Orda durabiliriz.</p>
<p>…</p>
<p>- Nasıl yani? Ben niçin İzmir yönüne döndüm ki şimdi?</p>
<p>Erdal şaşkın halde geri dönerken, Nedim tesise doğru yürümeye devam etti&#8230;</p>
<p>www.tugaykececi.com</p>
<p>bilgi@tugaykececi.com</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>(*): Bu yazı, Richard Bach’ın “Hypnotizing Maria” adlı eserinden esinlenerek oluşturulmuştur.</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="210" title="1" title="24 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/1058-kendimi-hipnoz-edebilir-miyim-lutfen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sık Kullanılan Bazı Astronomi Terimleri</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/988-sik-kullanilan-bazi-astronomi-terimleri.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/988-sik-kullanilan-bazi-astronomi-terimleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 20:26:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Kullan]]></category>
		<category><![CDATA[Terimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=988</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda sizlere, sık kullanılan bazı astronomi ve uzay terimlerinin anlamlarını sunmak istedik. &#214;zellikle astronomi ve uzay hakkında okumalar yapan kişilerin sıklıkla karşılaşacağı bazı terimler ve anlamları şunlardır: Işık yılı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda sizlere, sık kullanılan bazı astronomi ve uzay terimlerinin anlamlarını sunmak istedik. &Ouml;zellikle astronomi ve uzay hakkında okumalar yapan kişilerin sıklıkla karşılaşacağı bazı terimler ve anlamları şunlardır:</p>
<p>Işık yılı : Astronomi biliminde kullanılan, ışığın boşlukta bir yılda kat ettiği uzaklığa eşdeğer, yaklaşık 10 trilyon kilometreye eşit uzaklık birimi.</p>
<p>Asteroit : Boyutları 1 000 kilometreyi aşmayan k&uuml;&ccedil;&uuml;k gezegen.</p>
<p>Yıldız : &Ccedil;ekirdeğinde termon&uuml;kleer tepkimeler ger&ccedil;ekleşen, &ccedil;ok sıcak gazlardan oluşan ve ışık yayan, yaklaşık olarak k&uuml;resel g&ouml;k cismi.</p>
<p>G&ouml;kada : Tutarlılığı &ccedil;ekim g&uuml;c&uuml;yle sağlanan, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k, yıldızlar ve yıldızlar arası maddeler k&uuml;mesi.</p>
<p>Bulutsu (nebula) : Yıldızlar arası ortamın gaz ve toz bulutu.</p>
<p>Paralaks : Ele alınan belirli bir g&ouml;kcisminin D&uuml;nya&rsquo;ya olan uzaklığına eşit bir uzaklığın, bu g&ouml;kcisminden hangi a&ccedil;ı altında g&ouml;r&uuml;leceğini belirten a&ccedil;ısal birim.</p>
<p>Yıldız :Kızgın gazlardan oluşan etrafına ısı ve ışık yayan parlak g&ouml;k cisimlerine yıldız denir. G&uuml;neşimizin bir yıldız olduğunu s&ouml;ylemeye gerek yok herhalde..</p>
<p>G&ouml;ky&uuml;z&uuml; : G&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n g&ouml;rebildiği sınıra kadar olan, mavi kubbe, g&ouml;k, g&ouml;k kubbe, sema.</p>
<p>Ufuk : G&ouml;k kubbenin yerle birleştiğini g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z ve bir &ccedil;eşit sınır vazifesini g&ouml;ren bu &ccedil;embere ufuk denir.</p>
<p>Uzay ( Feza ) : İnsanın g&ouml;zlem ara&ccedil;ları ile ulaşabildiği noktalar arasındaki varlık alanıdır. Başka bir ifade ile, b&uuml;t&uuml;n g&ouml;kcisimlerinin i&ccedil;inde bulunduğu b&uuml;y&uuml;k boşluk, feza.</p>
<p>Evren : İnsanın gerek ara&ccedil;larla gerekse de d&uuml;ş&uuml;ncesi ile ulaşabildiği varlık alanın t&uuml;m&uuml;d&uuml;r. Başka bir ifade ile, b&uuml;t&uuml;n yıldızlan, yıldız k&uuml;melerini, g&ouml;kadalarını, bulutumsuları i&ccedil;ine alan maddeyle dolu uzayın b&uuml;t&uuml;n&uuml;, k&acirc;inat, &acirc;lem. Uzayla evren arasındaki farkı ş&ouml;yle de &ouml;zetleyebiliriz. uzay ; bir apartmandaki daireler, merdivenler, koridorlar, odalarken, evren ise apartmanın b&uuml;t&uuml;n&uuml; yani kendisidir.</p>
<p>G&ouml;zlem Evi : G&ouml;zlemlerin yapıldığı, g&ouml;zlem i&ccedil;in gerekli ara&ccedil; ve gere&ccedil;lerin bulunduğu ve kullanıldığı, k&uuml;t&uuml;phanesi ve y&ouml;netimi bulunan kuruluşa g&ouml;zlem evi denir.</p>
<p>Astronom : Astronomi ile uğraşan bilim adamına astronom denir.</p>
<p>Astronomi Birimi : Yerk&uuml;re ile g&uuml;neş merkezi arasındaki ortalama uzaklık birim olarak se&ccedil;ilirse, bu uzaklığa astronomi birimi (AB) denir</p>
<p>Astronomi Birimi (AB) = Yer-G&uuml;neş uzaklığı = 1.5&times;10^11 m</p>
<p>Işık yılı (Iy) = 63240 AB= 9.5&times;10^15 m</p>
<p>Parsek (pc) = 206265 AB = 3.1&times;10^16 m =3.26 Iy</p>
<p>Angstr&ouml;m : Işığın dalga boyu &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;nde kullanılan bir &ouml;l&ccedil;&uuml; birimidir.</p>
<p>1 &Aring; = 10^-10 m</p>
<p>Astronomi Birimi : Astronomide kullanılan ve D&uuml;nya y&ouml;r&uuml;ngesinin ortalama yarı&ccedil;apına, yani 149 597 870 kilometreye eşit uzaklık birimi (simgesi:ab).</p>
<p>Samanyolu : Tam bir g&ouml;kk&uuml;re turu yapan ve kendine &ouml;zg&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;, b&uuml;y&uuml;k bir yıldız ve yıldızlar arası madde birikimiyle a&ccedil;ıklanan, &ccedil;evresel bi&ccedil;imi d&uuml;zensiz, beyazımsı kuşak.</p>
<p>Parsek : Astronomide kullanılan ve paralaksı 1 olan bir g&ouml;kcisminin uzaklığına denk d&uuml;şen uzaklık birimi (simgesi:pc). (Parsek, 3,26 ışık yılına eşdeğerdir.)</p>
<p>Gezegen : Bir yıldızın, &ouml;zellikle G&uuml;neş&rsquo;in &ccedil;evresinde d&ouml;nen, kendiliğinden ışık sa&ccedil;mayan g&ouml;k cismi.</p>
<p>Uydu : K&uuml;tlesi daha b&uuml;y&uuml;k bir g&ouml;kcisminin, &ouml;zellikle bir gezegenin &ccedil;evresinde d&ouml;nen g&ouml;kcismi.</p>
<p>G&uuml;neş Sistemi : G&uuml;neş&rsquo;in baskın bir &ccedil;ekim uyguladığı G&ouml;kada b&ouml;lgesi; bu b&ouml;lgede yer alan &ccedil;eşitli g&ouml;kcisimlerinin t&uuml;m&uuml;.</p>
<p>Kadir : Parlaklık &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; birimi kadir olarak adlandırılır.Kadir değeri negatif ,0 ve pozitif değerler alabilir.Parlaklık, pozitiften negatife doğru kaydık&ccedil;a artmaktadır.İki t&uuml;r parlaklık vardır.</p>
<p>G&ouml;r&uuml;nen Parlaklık ( m ) : G&ouml;z d&uuml;rb&uuml;n teleskop gibi ışık alıcısına ulaşan ışığın parlaklık değerine g&ouml;r&uuml;nen parlaklık(m) denir.Bunun i&ccedil;in kutup yıldızının g&ouml;r&uuml;nen parlaklığı +2,12 kadir kabul edilerek yıldızın parlaklığı kutup yıldızıyla karşılaştırılarak g&ouml;r&uuml;nen parlaklık tesbit edilir.</p>
<p>G&uuml;neşin g&ouml;r&uuml;nen parlaklığı : m = -26,84 kadir</p>
<p>Aldebaran g&ouml;r&uuml;nen parlaklığı : m = -1,06 kadir</p>
<p>Antares g&ouml;r&uuml;nen parlaklığı : m = +1,22 kadir</p>
<p>Sirius g&ouml;r&uuml;nen parlaklığı : m = -1,58 kadir</p>
<p>&middot; Mutlak Parlaklık ( M ) : Yıldızların uzaklığına g&ouml;re değişmeyen parlaklık birimidir.Bir yıldızın 10 parsek uzaklıkta d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman sahip olduğu parlaklık değerine o yıldızın mutlak parlaklığı denir.</p>
<p>G&uuml;neş&rsquo;in mutlak parlaklığı : M = +4,85 kadir</p>
<p>Aldebaran yıldızının mutlak parlaklığı : M = -0,1 kadir</p>
<p>Sirius A yıldızının mutlak parlaklığı : M = +1,3 kadir</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir dahaki yazıda g&ouml;r&uuml;şmek &uuml;zere&#8230;</p>
<p>tugay@tugaykececi.com</p>
<p>&nbsp;</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="134" title="1" title="08 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/988-sik-kullanilan-bazi-astronomi-terimleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçekten de Sonsuz Mu?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/991-gercekten-de-sonsuz-mu-2.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/991-gercekten-de-sonsuz-mu-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 01:01:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ekten]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=991</guid>
		<description><![CDATA[İ&#231;inde durmazcasına d&#246;nmeye devam ettiğimiz evren hakkında d&#252;ş&#252;nmeye başlandığında, akla ilk gelen sorulardan biri de hi&#231; kuşkusuz onun bir sonu olup olmadığıdır. İnsanoğlu ne zaman başını g&#246;ky&#252;z&#252;ne kaldırıp, g&#246;rebildiği yıldızlardan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İ&ccedil;inde durmazcasına d&ouml;nmeye devam ettiğimiz evren hakkında d&uuml;ş&uuml;nmeye başlandığında, akla ilk gelen sorulardan biri de hi&ccedil; kuşkusuz onun bir sonu olup olmadığıdır. İnsanoğlu ne zaman başını g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne kaldırıp, g&ouml;rebildiği yıldızlardan da &ouml;tesine bakmaya &ccedil;alışsa, hep o aynı bildik karanlıkla karşılaşmıştır. Acaba evren sanıldığı kadar sonsuz ve derin midir?</p>
<p>Ş&uuml;phesiz ki gerek hislerimiz, gerekse bilgilerimiz varlık alemine ait bir şeyin sonsuz olmasını mantıklı bulmamaktadır. Bir başlangı&ccedil;la var edilen her şeyin elbette bir de t&uuml;kenme ve yok olma noktası olmalıdır. Madem mantık sonsuzluğu kabullenmiyorsa, o halde evrene dair bu sonsuz ve sınırsızlık hissinin kaynağı nedir?</p>
<p>İşte bu noktada insanın aciz y&ouml;n&uuml; devreye girmektedir. Var olan her şeyi kendi bildik &ouml;l&ccedil;&uuml;leriyle ve sınırlı beş duyusu ile idrak edebildiği kadar zanneden insanoğlu, zaman ge&ccedil;tik&ccedil;e o ana dek bilebildiklerinin de &ouml;tesinde yeni şeylerin ortaya &ccedil;ıktığını g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e şaşırmaktadır. Oysa sahip olduğumuz t&uuml;m bilgilerimizin ve duyularımızın da kendi i&ccedil;inde algı ve kabul sınırları vardır. Bu sınırların &ouml;tesinde var olan şeyleri algılamak ve keşfetmek i&ccedil;inse takviye ara&ccedil;lara ihtiya&ccedil; duyarız.</p>
<p>Algı sınırlarımız konusunda şimdiye tespit edilmiş bazı sonu&ccedil;lar mevcuttur. Fakat yine de belirtmekte fayda vardır: Algı sınırını tespit etmek bile kendi i&ccedil;inde bir algı sınırı oluşturduğundan dolayı, bu sonu&ccedil;lara dair &lsquo;şimdilik&rsquo; demek daha doğru olacaktır.</p>
<p>Bilimsel kaynaklara g&ouml;re tespit edilebilmiş temel sınırlarımız ve onların bilinen en b&uuml;y&uuml;k değer olan evrene g&ouml;re kıyaslanmaları ş&ouml;yledir:</p>
<p>1-Zaman sınırı: Son verilere g&ouml;re evrenimizin yaklaşık 14-15 milyar yaşında olduğu s&ouml;ylenmektedir. Buna karşın ortalama bir insan i&ccedil;in  &ouml;m&uuml;r s&uuml;resi yaklaşık 60-80 yıl kadardır. Yani evren bazlı ge&ccedil;en toplam zamanın sadece %0.00000007&#8242;sinden (y&uuml;z milyarda 7&rsquo;si)  haberdar olabiliyoruz.</p>
<p>2- Mekan sınırı: Evrenimiz yapılan hesaplara g&ouml;re ve g&ouml;rebildiğimiz kadarıyla kabaca 25 milyar ışık yılı genişliğinde bir alanı kaplamaktadır.  Oysa bizler d&uuml;nya &uuml;zerinde yaklaşık 13 bin metre &ccedil;apında bir k&uuml;re &uuml;zerinde yaşıyoruz. Evren&#8217;i bir k&uuml;re kabul edecek olsak, g&ouml;rebildiğimiz t&uuml;m evrene g&ouml;re sahip olduğumuz  mekan sınırımız y&uuml;zde işaretinden sonra elli altı 0 ve bir tane de 1 kadar olmaktadır.</p>
<p>3-Duyu sınırlarımız: G&ouml;z&uuml;m&uuml;zle g&ouml;rebilmek i&ccedil;in g&ouml;rmek istediğimiz kaynaktan bize ışık gelmesi gerekmektedir. G&ouml;rme duyumuz, gelen bu ışığa dair elektromanyetik spektrumun, milyarda birini bile algılamamaktadır.  (Nitekim elektromanyetik spektruma dair alt ve &uuml;st sınırlar da kesin olarak bilinememektedir.) G&ouml;zlerimiz g&ouml;r&uuml;nen ışığın 5000 ile 7000 Angstrom arasındaki ışıkları fark edebilmektedir. (1 Angstrom, santimetrenin y&uuml;z milyonda biridir). Kulağımızsa sadece 20-20000 hertz arasını duyuyor ki bu da hava molek&uuml;llerinin boyutları ile sınırlı ses dalgaları i&ccedil;in ge&ccedil;erlidir. (Tıpkı ışık gibi sesin de alt ve &uuml;st sınırları tam olarak bilinememektedir.) Koku ve dokunma duyusu i&ccedil;inse hen&uuml;z tam olarak ge&ccedil;erli bir algı sınırı &ouml;l&ccedil;&uuml;m y&ouml;ntemi bulunmamıştır. (&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu duyuların sadece sınırları değil, nerdeyse hi&ccedil; bir şeyi tam olarak bilinememektedir.)</p>
<p>B&uuml;t&uuml;n bu sonu&ccedil;lar bize g&ouml;stermektedir ki, evrenin sonsuzluğundan &ccedil;ok insanın acizliğinden bahsetmek daha doğru olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir dahaki yazıda g&ouml;r&uuml;şmek &uuml;zere&#8230;</p>
<p>tugay@tugaykececi.com</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="169" title="0" title="17 October 2011"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/991-gercekten-de-sonsuz-mu-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çok ilginç Şeyler Oluyor-1</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/989-cok-ilginc-seyler-oluyor-1.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/989-cok-ilginc-seyler-oluyor-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 21:51:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[eyler]]></category>
		<category><![CDATA[ilgin]]></category>
		<category><![CDATA[Oluyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=989</guid>
		<description><![CDATA[Şaşırtan gelişmelere hazırlıklı olun Tarihler 2008&#8242;in Eylül ayını gösterdiğinde, dünyanın başka bir yerinde, bazı seçkin kişilerce, biz sıradan insancıkların sıradan ve gündelik kaygılarından çok uzakta, çok daha özel bir konu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şaşırtan gelişmelere hazırlıklı olun</p>
<p>Tarihler 2008&#8242;in Eylül ayını gösterdiğinde, dünyanın başka bir yerinde, bazı seçkin kişilerce, biz sıradan insancıkların sıradan ve gündelik kaygılarından çok uzakta, çok  daha özel bir konu tartışılıyordu: Ne oldu da bozuldu bu alet şimdi?</p>
<p> Oysa ne büyük umutlarla yıllar boyu gece gündüz çalışmışlardı üzerinde. Kolay değil yaklaşık 50 yıldır bekliyorlardı bu günü görmek için. Sözde bu alet sayesinde, tüm dünya için çığır açacak yeni buluşların başlangıç günü olacaktı Eylül’ün 28’i. Ama ne olduysa alet çalışmadı işte.</p>
<p>Olay sabahı tüm bilim adamları ve gözlemciler büyük bir merak içindeydiler. “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” olarak bilinen devası metal yılan, dünyanın gözleri önünde deneyine başladı. Ancak deney, mıknatıslarda gerçekleştiği söylenen bir arıza nedeniyle durduruldu. 8 milyar dolar harcanan ve 15 yıl süren araştırmalar, bir mıknatıs arızası yüzünden ertelendi. Daha sonra ise ne olduğu öğrenilemedi.</p>
<p>Bahsettiğimiz konu, merkezi, İsviçre ve Fransa sınırında yer alan ve herkes tarafından CERN olarak bilinen,  Cenevre yakınlarındaki  dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma laboratuarıdır. Yaklaşık 80 ülkeden 500 üniversiteyi temsil eden 6500 civarında ziyaretçi bilim insani (dünyadaki parçacık fizikçilerinin yarısı) CERN’ gelerek kendi araştırmalarını gerçekleştirmektedir. Nobel ödüllerini de içeren önemli kesiflerin yapıldığı bir merkezdir.</p>
<p>CERN II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın fizik alanında ABD&#8217;ye yetişebilmesi için 12 Avrupa ülkesinin ( Belçika, Almanya, Fransa, Danimarka, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya, Norveç, Yugoslavya, ve Yunanistan) işbirliği ile 1954 yılında kurulmuştur. En son 1999&#8242;da Bulgaristan’ın da  katilimi ile üye sayısı 20&#8242;ye gözlemci ülke sayısı da 8&#8242;e çıkmıştır. (Türkiye 1961&#8242;den bu yana gözlemci statüsünü sürdürmektedir.)</p>
<p>CERN’ de yürütülen araştırmaların esas amacı maddenin yapısını ve maddeyi bir arada tutan kuvvetleri anlamaktır. İnsanlığın asırlardır yürüttüğü maddenin yapısını anlamak amaçlı büyük çabanın arenası bugün parçacık hızlandırıcılarıdır. Parçacık hızlandırıcılarında en yüksek enerjilere ve çarpışma sayılarına erişmek, çarpışmalardan çıkan çok sayıdaki parçacığı algılayabilmek, mevcut teknolojinin sınırlarını zorlamaktadır. CERN, bu tip temel bilim araştırmalarının yanında, yarinin teknolojilerini geliştirmekte çok önemli bir rol oynamaktadır.  </p>
<p>İşte o dev yılanın, o büyük gösterisini sunmasına engel olan arızasından yaklaşık 1 yıl sonra, CERN’de görevli saygın iki bilim adamı Ogünlerde olanlar hakkında çok ilginç bir makale kaleme aldılar. Önce saygın fizik sitesi arxiv.org’da sonra da NewYork Times  Gazetesi’nde yer alan yazıya göre, o gün yaşanan arızanın arkasında gelecekten gelen bazı kişilerin parmağı olduğu söylenmektedir.(!)</p>
<p>Bizde buradan yola çıkarak işin aslını ve ne gibi olası durumlara neden olunabileceğini sizlerle paylaşmak istedik. Fakat öncesinde çeşitli gerekçelerle karmaşık, anlaşılmaz ve çetrefilli hale getirilmiş  bu bilimsel sürecin daha iyi anlaşılmasının gerektiğini düşünerek, çok detaya girmeden bilinmesi gerektiği kadarıyla bazı ön bilgiler vermek istedik. Bu itibarla, bahsi geçen gelecekten gelme olayının detayına girmeden önce CERN’in kısa bir geçmişi ve ne gibi işler olduğunu anlatmak daha doğru olacaktır.</p>
<p>    Bir sonraki yazımızda, uzun süre CERN’de görev  yapmış bir Türk Bilimadamı’yla  CERN&#8217;e ve yapılan çalışmalara dair yapılmış  özel bir röportajı yayınlayacağız. Sonrasında ise araştırmalarda bugün gelinen noktayı, görünen ve görünmeyen gerçekleri, zaman yolculuğu ve Yecüc Mecüc ilişkisi gibi konulara değinmeye çalışacağız.</p>
<p>Bu süre içinde fikirleriyle yazılara katkıda bulunmak isteyen okuyucularımız için iletişim adresi vermek istiyorum: btkececi@gmail.com</p>
<p>Bir sonraki yazıda görüşmek üzere… </p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="72" title="1" title="27 March 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/989-cok-ilginc-seyler-oluyor-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüm Gizemleriyle Evrenimiz</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/987-tum-gizemleriyle-evrenimiz.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/987-tum-gizemleriyle-evrenimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 20:46:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Anti madde]]></category>
		<category><![CDATA[Big Bang]]></category>
		<category><![CDATA[Big-Crunch]]></category>
		<category><![CDATA[Carl Sagan]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[Evrenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Gizemleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[Heisenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Karadelik]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık enerji]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık madde]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıt madde]]></category>
		<category><![CDATA[Tunguska]]></category>
		<category><![CDATA[Ufo]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/index.php/tum-gizemleriyle-evrenimiz</guid>
		<description><![CDATA[Evren&#8230; Her gün üzerinde nefes alıp verdiğimiz minicik dünya ile uzayın ve zamanın sonsuz denecek büyüklüğü arasındaki inanılmaz gizemi kavrayabilmek, insanoğlunun en eski uğraşlarından biri. Her ne kadar evrenin muazzam...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evren&#8230; Her gün üzerinde nefes alıp verdiğimiz minicik dünya ile uzayın ve zamanın sonsuz denecek  büyüklüğü arasındaki inanılmaz gizemi kavrayabilmek, insanoğlunun en eski uğraşlarından biri. Her ne kadar evrenin muazzam doluluğunun sırrını tam olarak keşfedemeyeceğimizi bilsek de, bu bizi evrenin gizeminin cevabını aramaktan alıkoymuyor. Belki hiçbir zaman evrenin özündeki sırrı tam olarak anlayamayacağız. Yine de ona dair bilinmeyenleri araştırmaya ve keşfetmeye devam edeceğiz. Evrenin sırlarını keşfetmek adına çıkacağımız bu yolculukta başlangıç olarak, bu yazı serisi boyunca neleri işleyip paylaşacağımızı bir görelim istedim.</p>
<p>1- Evrenin başlangıcına dair bilinmeyenler:  Evren nerede, ne zaman ve nasıl başladı? Güncel teoriler, geçmişte başlayan ve bugüne kadar devam eden, maddenin ve enerjinin tümünden tek bir noktada kopan bir büyük patlamadan “Big Bang” den bahsediyolar. Peki bu patlamayı ne başlattı? Maddenin tümü ve enerji nereden geliyor?</p>
<p>2- Evrenin sonuna dair bilinmeyenler: Başlangıcı olan her şeyin bir şekilde sonu da olmalı… Ya evrenin sonu nasıl olacak? Ya da bir sonu olacak mı?  Bu konuda çeşitli olasılıklar söz konusu. Bunlardan biri Big-Bang ile başlayan evrenin yine bir başka büyük güç olan Big-Crunch ile sona ereceği yönünde…Bir başka görüş dünyanın ve dolayısıyla da evrenin sonsuzluğa doğru genişleyeceği, hiç bitmeyeceği görüşü. Bir diğeriyse, sürekli açılıp kapanmaya dair bir görüş: Yerçekimi maddeyi hızla yakalayacak ve evren zamanla yavaşlayacak ve tek bir noktaya geri düşecek belki bu da yeni bir patlamayı tetikleyecek&#8230; Yeri geldikçe tüm bu görüşleri incelemeye ve değerlendirmeye çalışacağız birlikte.</p>
<p>3- Zamanın gizemi:  Zamanın ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Zamanla ilgili bir terim kullanmadan onun ne olduğunu anlatmayı deneyin, dilinize zaman sözcüğünden başka bir şey gelemeyeceğini göreceksiniz. Zaman, geçmişte olan ya da gelecekte olacak her olayı birbirinden ayırmamıza sağlayan şey mi? Uzay gibi bir boyut mu, yoksa madde gibi niteliksel bir şey mi, sadece bir illizyon mu?&#8230;</p>
<p>4- Karanlık olan şeyler: Karadelikler, karanlık maddeler ve karanlık enerji konusu… Yüksek teknolojik aletlerle evrende yapılan güncel deneyler gösteriyor ki uzayda görebildiğimizin üstünde milyonlarca görünemeyen/kara madde miktarı var. Bu yüzden henüz tüm evrenin sadece %4 ünü görebiliyoruz. Geri kalanı görülmez yani karanlık. Bunun ne olduğu hakkında kesin bir şey bilinmemekle beraber anlık bir esinlenmeyle bunu karanlık enerji olarak nitelendiriyoruz.</p>
<p>5- Farklı madde tipleri: Madde, Anti madde, Karşıt madde bilinmeyenleri… Madde ve karşı maddye dair yaygın görüş, aynı zamanda ve aynı olaylar tarafından yaratılmakta olduğu yönnde.  Ağır tanecikli atom yaratıldığında aynı kütlenin karşı atomu da yaratılıyor deniyor. Ancak dünya üzerinde bir laborotuarda biz bir karşı atom yarattığımızda, onu kainatta çevremizde bir yerde göremiyoruz. Kimse, henüz  yaratılan bu karşı atomların nerde olduğunu ya da nerde olması gerektiğini bilmiyor.</p>
<p>6- Başka hayatlar Dünya dışında yaşam var mı? En merak edilen konulardan başında gelmekedir. Acaba evrende dünya dışında da düşünebilen canlılar var mı? Bu konuda bilimadamlarının farklı görüşleri mevcut. Carl Sagan’a göre eğer insanoğlu varsa, evrende düşünebilen diğer canlıların ne sıklıkta varolduğunun bir önemi yok. Sagan, dünyanın dışında evrenin herhangi bir yerinde de başka düşünebilen komşularımızın varolabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte Enrico Fermi’ye göre eğer yaşam bu kadar ortaksa, bu zamana kadar evrende yaşayan diğer düşünebilen canlıların hiç bir izinin saptanmamış olması görsel olarak imkansız. Dolayısıyla ortada gerçek bir gizem var.</p>
<p>7-Büyük Birleşme Teorisi: Nispeten biraz daha teknik bir konu olmakla birlikte fiziğin ve dolayısıyla bilimin en öncelikli merak ve çalışma alanlarının en önde gelen konusudur. Son 10 küsür yıldır fizikçiler, Newton’nun klasik fizik teorisi ile Einstein’nin izafiyet teorisi arasındaki farkın mantıksal bir açıklamasını bulmaya çalışıyorlar. Bir de bunlara kesinlikle Heisenberg’in kuantum fiziğini eklemek gerekli. Her üçü de oyunu kendi kurallarına göre oynuyor ve birbirini pek ciddiye almıyor. Bu yüzden bilim adamları tüm bu teorilerle uzlaşabilecek ‘Büyük Birleşme Teorisi’ni geliştirdiler. Belki de böyle bir birleşme yok ya da insan aklının alamayacağı kadar çok karmaşık bir şey. Ama bilim adamları bu konuyu daha uzun süre tartışacak gibi duruyor.</p>
<p>8-Başka garip olaylar… Bilim dünyasında bilinen ve keşfedilenleri, bilinmeyenlerin yanında sahilde bir kum tanesinden bile az kalmaktadır. Her yeni bulgu, ardından binlerce bilinmeyen ve soruyu da beraberinde getirmektedir. Dünya yüzeyinde her daim pekçok bilinmeyen ve açıklanamayan olaylar olmaktadır…Mesela Tunguska Patlaması : 30 Haziran 1908’de Rusya’nın ormanlık bir bölgesi olan Tunguska’da bir patlama meydana geldi. Yerel halk binlerce mil ötede parlak mavi bir ışık gördü ve ışık inanılmaz bir şiddetle patladı. Patlamadan sonra yapılan incelemede, civardaki ağaçların havada bir çeşit patlama olmuşçasına merkez noktadan doğru ışınsal bir biçimde devrildikleri görülmüş. Bugün hala bilim adamları o tarihte tam olarak ne olduğunun cevabını veremiyorlar. Patlama sonrası hiç bir parçanın bulunmamış olması da ayrı bir soru işareti. Mesela Philedelphia Deneyi, yada uzaylı-ufo görüntüleri…</p>
<p>Aslında gündemimiz oldukça dolu… Görünen o ki bizi çoook uzun bir yolculuk bekliyor. Ya nasip deyip  çıkalım bakalım yola. Mevlam ne gösterecek ne öğretecek hep birlikte görelim.</p>
<p>Tekrar görüşmek dileğiyle… Işığınız hiç eksilmesin inşallah…</p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="166" title="1" title="12 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/987-tum-gizemleriyle-evrenimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/876-kitap-tanitimi-dusunmeden-dusunebilmenin-gucu.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/876-kitap-tanitimi-dusunmeden-dusunebilmenin-gucu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 22:06:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[KitapTavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[nebilmenin]]></category>
		<category><![CDATA[nmeden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=876</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Malcolm Gladwell, t&#252;m d&#252;nyada aylar boyunca &#231;ok satanlar arasında yeralmış ve milyonlarca satmış Kıvılcım &#194;nı kitabının yazarıdır. Daha &#246;nce Washington Post i&#231;in iş ve bilim muhabirliği yapan Gladwell, şu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><font face="Verdana" size="3"><img src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/dusunmeden.jpg" alt="" /></font></div>
<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><font face="Verdana" size="3">Malcolm Gladwell, t&uuml;m d&uuml;nyada aylar boyunca &ccedil;ok satanlar arasında yeralmış ve milyonlarca satmış Kıvılcım &Acirc;nı kitabının yazarıdır. Daha &ouml;nce Washington Post i&ccedil;in iş ve bilim muhabirliği yapan Gladwell, şu anda New Yorker&#8217;da makale yazmaktadır. İngiltere&#8217;de doğmuş, Kanada&#8217;da b&uuml;y&uuml;m&uuml;şt&uuml;r. Halen New York&#8217;ta yaşamaktadır. D&uuml;ş&uuml;nmeden D&uuml;ş&uuml;nebilmenin G&uuml;c&uuml;, New York Times listelerindeki yerini &ccedil;ıktığı g&uuml;nden bu yana korumuş; CNN kitabın g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; ilgi &uuml;zerine, kitap ve işlediği konular hakkında &uuml;lkemizde de yayınlanan bir program yapmıştır. &Ccedil;ığır a&ccedil;an Kıvılcım &Acirc;nı adlı kitabında etrafımızdaki d&uuml;nyayı nasıl anladığımızı tartışan Malcolm Gladwell, D&uuml;ş&uuml;nmeden D&uuml;ş&uuml;nebilmenin G&uuml;c&uuml; adlı yeni kitabında da bu anlamlandırmada bir devrim yaratıyor. G&ouml;z A&ccedil;ıp Kapayıncaya Dek, d&uuml;ş&uuml;nmeden nasıl d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&uuml;, anlık yapılmış gibi g&ouml;r&uuml;nen se&ccedil;imlerin aslında o denli basit olmadığını anlatan bir kitap&#8230; Neden bazıları parlak liderlerdir de, diğerleri değildir? Neden bazıları i&ccedil;g&uuml;d&uuml;lerini dinleyerek başarıya ulaşırken, bazıları t&ouml;kezleyerek hata &uuml;st&uuml;ne hata yapar? Beyinlerimizin işleyişi nasıldır ger&ccedil;ekten? Sınıfta, ofiste, mutfakta ve yatak odasında nasıl &ccedil;alışır beynimiz? Ve neden iyi kararlar, aslında diğerlerine anlatmamızın imk&acirc;nsız olduğu kararlardır. Bu kitapta, bir &ccedil;ifti birka&ccedil; dakikalığına izledikten sonra bir evliliğin y&uuml;r&uuml;y&uuml;p, y&uuml;r&uuml;yemeyeceği hakkında &ouml;ng&ouml;r&uuml;de bulunabilen bir psikologu; daha top rakete değmeden, oyuncunun &ccedil;ift hata yapıp yapmayacağını s&ouml;yleyen bir tenis hocasını; sahte bir eseri bir bakışta anlayan bir antika uzmanını tanıyacaksınız. Ayrıca g&ouml;z a&ccedil;ıp kapayıncaya dek verilmiş başarısız kararları da okuyacaksınız. Kitap, size, en iyi se&ccedil;imleri yapabilenlerin, en fazla bilgiyi g&ouml;zden ge&ccedil;iren veya konuya en fazla kafa yoranlar değil, kendilerini, &quot;ince-dilimleme&quot; dediğimiz y&ouml;ntemde, yani &ccedil;ok sayıda değişken arasından en &ouml;nemlilerini s&uuml;zge&ccedil;ten ge&ccedil;irebilmede m&uuml;kemmelleştirmiş insanların olduğunu &ouml;ğretecek. &Ccedil;ok satan Kıvılcım &Acirc;nı&#8217;nın yazarı Malcolm Gladwell, birbirlerinden uzak disiplinler arasında ortak noktalar bulma konusundaki ustalığını bir kez daha sergiliyor. Değindiği t&uuml;m &ouml;rnek vakalar okuyucuyu hem tatmin ediyor, hem de geniş bir yelpazeye yayılmış farklı alanları birleştirerek ger&ccedil;eğe doğru yolculukta g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kılavuzluk sunuyor. İş&#8217;te, Aşk&#8217;ta, ve b&uuml;t&uuml;n yaşamda sa&ccedil;masapan &quot;SIR&quot;lar değil, &#8230; İnsan Bilimlerinin son araştırmalarıyla kanıtlanmış bilimsel ger&ccedil;ekler. &Acirc;nlık yargınıza g&uuml;venin ve bu kitabı alın, memnun kalacaksınız. &#8211; New York Times Harikulade&#8230; Sonu&ccedil;ları aşk hayatımız i&ccedil;in olduğu kadar, c&uuml;zdanlarımız i&ccedil;in de &ccedil;ığır a&ccedil;ıcı. &#8211; Observer &quot;D&uuml;ş&uuml;nmeden D&uuml;ş&uuml;nebilmenin G&uuml;c&uuml;&quot; hayatınızı değiştirebilecek kadar &ouml;nemli bir kitap. &#8211; Esquire  (Tanıtım b&uuml;lteninden)</font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="983" title="3" title="02 January 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/876-kitap-tanitimi-dusunmeden-dusunebilmenin-gucu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Outliers (Çizginin Dışındakiler) / Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/875-kitap-tavsitesi-outliers-cizginin-disindakiler-bazi-insanlar-neden-daha-basarili-olur.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/875-kitap-tavsitesi-outliers-cizginin-disindakiler-bazi-insanlar-neden-daha-basarili-olur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 22:58:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bil gates]]></category>
		<category><![CDATA[izginin]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[KitapTavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Malcolm Gladwell]]></category>
		<category><![CDATA[ndakiler]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Kuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[nsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Outliers]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tavsitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=875</guid>
		<description><![CDATA[Başarılı insanlar hakkında anlatılan bir hik&#226;ye vardır; onların zeki ve hırslı oldukları s&#246;ylenir. Outliers&#8217;te Malcolm Gladwell başarının ger&#231;ek hik&#226;yesinin bundan &#231;ok farklı olduğunu ve bazı insanların neden başarılı olduğunu anlamak...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center" style="line-height: 150%;"><font face="Verdana" size="3"> <img width="456" height="656" alt="" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/baziinsanlar.jpg" /></font></p>
<p align="justify" style="line-height: 150%;"><font face="Verdana" size="3">Başarılı insanlar hakkında anlatılan bir hik&acirc;ye vardır; onların zeki ve hırslı oldukları s&ouml;ylenir. Outliers&#8217;te Malcolm Gladwell başarının ger&ccedil;ek hik&acirc;yesinin bundan &ccedil;ok farklı olduğunu ve bazı insanların neden başarılı olduğunu anlamak i&ccedil;in, bunların &ccedil;evrelerine daha dikkatli bakmamız gerektiğini iddia ediyor. Mesela aileleri, doğum yerleri ve hatta doğum tarihleri&#8230; Başarının hik&acirc;yesi başta g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;nden daha karmaşık ve &ccedil;ok daha ilgi &ccedil;ekici&#8230; Outliers, Beatles ve Bill Gates&#8217;in ortak yanlarının ne olduğunu, Asyalıların matematikteki olağan&uuml;st&uuml; başarısının sırrını, star sporcuların bilinmeyen avantajlarını ve t&uuml;m New Yorklu avukatların &ouml;zge&ccedil;mişlerinin neden aynı olduğunu ve d&uuml;nyanın en zeki adamının neden adını bile duymadığınızı a&ccedil;ıklıyor. Bunların hepsi de nesiller, aile, k&uuml;lt&uuml;r ve sınıf a&ccedil;ılarından a&ccedil;ıklanıyor. Gladwell&#8217;in iddiasına g&ouml;re, bir Silikon Vadisi milyarderi olmak istiyorsanız, hangi yıl; başarılı bir pilot olmak istiyorsanız nerede doğduğunuz &ccedil;ok &ouml;nemli. &Ccedil;izginin dışındakilerin &mdash;yani normal beklentilerin &ouml;tesinde başarıyı yakalayan kişilerin&mdash; hayatları tuhaf ve alışılmadık bir mantık izliyor. Gladwell bu mantığı basitleştirirken insanın kendi potansiyelinden en y&uuml;ksek seviyede nasıl yararlanacağı konusunda heyecan verici bir plan sunuyor. Malcolm Gladwell, Tipping Point kitabında d&uuml;nyayı anlama şeklimizi değiştirmişti Blink&#8217;te d&uuml;ş&uuml;nme hakkındaki d&uuml;ş&uuml;ncelerimizi değiştirdi. Outliers&#8217;taysa başarı konusundaki anlayışımızı değiştiriyor.  (Tanıtım b&uuml;lteninden)</font></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="707" title="1" title="18 April 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/875-kitap-tavsitesi-outliers-cizginin-disindakiler-bazi-insanlar-neden-daha-basarili-olur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçekten de Sonsuz Mu?</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/872-gercekten-de-sonsuz-mu.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/872-gercekten-de-sonsuz-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Nov 2009 21:03:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[duyum]]></category>
		<category><![CDATA[ekten]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sonsuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[ İçinde durmazcasına dönmeye devam ettiğimiz evren hakkında düşünmeye başlandığında, akla ilk gelen sorulardan biri de hiç kuşkusuz onun bir sonu olup olmadığıdır. İnsanoğlu ne zaman başını gökyüzüne kaldırıp, görebildiği yıldızlardan da ötesine bakmaya çalışsa, hep o aynı bildik karanlıkla karşılaşmıştır. Acaba evren sanıldığı kadar sonsuz ve derin midir?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay.jpg?referer=');"><font face="Verdana"> <img width="144" height="108" border="0" alt="" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay.jpg" /></font></a><font face="Verdana">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </font><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay04.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay04.jpg?referer=');"><font face="Verdana"><img width="145" height="106" border="0" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay04.jpg" alt="" /></font></a><font face="Verdana"> &nbsp;&nbsp; <a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay02.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay02.jpg?referer=');"><img width="152" height="107" border="0" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay02.jpg" alt="" /></a></font></p>
<p><font face="Verdana"> &nbsp;&nbsp; İ&ccedil;inde durmazcasına d&ouml;nmeye devam ettiğimiz evren  hakkında d&uuml;ş&uuml;nmeye başlandığında, akla ilk gelen sorulardan biri de hi&ccedil; kuşkusuz  onun bir sonu olup olmadığıdır. İnsanoğlu ne zaman başını g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne kaldırıp,  g&ouml;rebildiği yıldızlardan da &ouml;tesine bakmaya &ccedil;alışsa, hep o aynı bildik  karanlıkla karşılaşmıştır. </font></p>
<p align="center"><font face="Verdana"><strong>Acaba evren sanıldığı kadar sonsuz ve derin midir</strong>?</font></p>
<p align="center"><a href="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay04.jpg" onclick="pageTracker._trackPageview('/outgoing/www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay04.jpg?referer=');"><font face="Verdana"> <br />
</font></a></p>
<p><font face="Verdana">Ş&uuml;phesiz ki gerek hislerimiz, gerekse bilgilerimiz  varlık alemine ait bir şeyin sonsuz olmasını mantıklı bulmamaktadır. Bir  başlangı&ccedil;la var edilen her şeyin elbette bir de t&uuml;kenme ve yok olma noktası  olmalıdır. Madem mantık sonsuzluğu kabullenmiyorsa, o halde evrene dair bu  sonsuz ve sınırsızlık hissinin kaynağı nedir? </font></p>
<p><font face="Verdana">İşte bu noktada insanın aciz y&ouml;n&uuml; devreye girmektedir.  Var olan her şeyi kendi bildik &ouml;l&ccedil;&uuml;leriyle ve sınırlı beş duyusu ile idrak  edebildiği kadar zanneden insanoğlu, zaman ge&ccedil;tik&ccedil;e o ana dek bilebildiklerinin  de &ouml;tesinde yeni şeylerin ortaya &ccedil;ıktığını g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e şaşırmaktadır. Oysa sahip  olduğumuz t&uuml;m bilgilerimizin ve duyularımızın da kendi i&ccedil;inde algı ve kabul  sınırları vardır. </font></p>
<p><font face="Verdana">Bu sınırların &ouml;tesinde var olan şeyleri algılamak ve  keşfetmek i&ccedil;inse takviye ara&ccedil;lara ihtiya&ccedil; duyarız. Algı sınırlarımız konusunda  şimdiye tespit edilmiş bazı sonu&ccedil;lar mevcuttur. Fakat yine de belirtmekte fayda  vardır: Algı sınırını tespit etmek bile kendi i&ccedil;inde bir algı sınırı  oluşturduğundan dolayı, bu sonu&ccedil;lara dair &lsquo;şimdilik&rsquo; demek daha doğru olacaktır. </font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p><font face="Verdana">Bilimsel kaynaklara g&ouml;re tespit edilebilmiş temel  sınırlarımız ve onların bilinen en b&uuml;y&uuml;k değer olan evrene g&ouml;re kıyaslanmaları  ş&ouml;yledir: </font></p>
<p><font face="Verdana">1-<strong>Zaman sınırı</strong>: Son verilere g&ouml;re evrenimizin yaklaşık 14-15 milyar  yaşında olduğu s&ouml;ylenmektedir. Buna karşın ortalama bir insan i&ccedil;in &ouml;m&uuml;r s&uuml;resi  yaklaşık 60-80 yıl kadardır. Yani evren bazlı ge&ccedil;en toplam zamanın sadece  %0.00000007&#8242;sinden (y&uuml;z milyarda 7&rsquo;si) haberdar olabiliyoruz. </font></p>
<p><font face="Verdana">2- <strong>Mekan sınır</strong>ı:  Evrenimiz yapılan hesaplara g&ouml;re ve g&ouml;rebildiğimiz kadarıyla kabaca 25 milyar  ışık yılı genişliğinde bir alanı kaplamaktadır. </font></p>
<p><font face="Verdana">Oysa bizler d&uuml;nya &uuml;zerinde yaklaşık 13 bin metre &ccedil;apında  bir k&uuml;re &uuml;zerinde yaşıyoruz. Evren&#8217;i bir k&uuml;re kabul edecek olsak, g&ouml;rebildiğimiz  t&uuml;m evrene g&ouml;re sahip olduğumuz mekan sınırımız y&uuml;zde işaretinden sonra elli  altı 0 ve bir tane de 1 kadar olmaktadır. </font></p>
<p><font face="Verdana">3-<strong>Duyu sınırlarımız</strong>: G&ouml;z&uuml;m&uuml;zle  g&ouml;rebilmek i&ccedil;in g&ouml;rmek istediğimiz kaynaktan bize ışık gelmesi gerekmektedir. </font></p>
<p><font face="Verdana">G&ouml;rme duyumuz, gelen bu ışığa dair elektromanyetik  spektrumun, milyarda birini bile algılamamaktadır. (Nitekim elektromanyetik  spektruma dair alt ve &uuml;st sınırlar da kesin olarak bilinememektedir.) </font></p>
<p align="center"><font face="Verdana"> <br />
</font></p>
<p><font face="Verdana">G&ouml;zlerimiz g&ouml;r&uuml;nen ışığın 5000 ile 7000 Angstrom  arasındaki ışıkları fark edebilmektedir. (1 Angstrom, santimetrenin y&uuml;z milyonda  biridir). Kulağımızsa sadece 20-20000 hertz arasını duyuyor ki bu da hava  molek&uuml;llerinin boyutları ile sınırlı ses dalgaları i&ccedil;in ge&ccedil;erlidir. (Tıpkı ışık  gibi sesin de alt ve &uuml;st sınırları tam olarak bilinememektedir.) </font></p>
<p><font face="Verdana"><strong>Koku ve dokunma duyusu</strong> i&ccedil;inse hen&uuml;z tam olarak ge&ccedil;erli  bir algı sınırı &ouml;l&ccedil;&uuml;m y&ouml;ntemi bulunmamıştır. (&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu duyuların sadece  sınırları değil, nerdeyse hi&ccedil; bir şeyi tam olarak bilinememektedir.) </font></p>
<p><font face="Verdana">B&uuml;t&uuml;n bu sonu&ccedil;lar bize g&ouml;stermektedir ki, evrenin  sonsuzluğundan &ccedil;ok <strong>insanın acizliğinden bahsetmek daha doğru olacaktır.</strong></font></p>
<p align="center"><font face="Verdana"> <img width="512" height="370" border="0" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/uzay01.jpg" alt="" /></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font face="Verdana">Buyurunuz  ne kastettiğimizi daha yakından inceleyiniz</font></strong></p>
<p align="center"><object width="400" height="300"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7153689&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7153689&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"></embed></object></p>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="461" title="1" title="11 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/872-gercekten-de-sonsuz-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satranç Tahtasından Bilim Tarihi’ne-1</title>
		<link>http://www.insanigelisim.com.tr/755-satranc-tahtasindan-bilim-tarihi%e2%80%99ne-1.html</link>
		<comments>http://www.insanigelisim.com.tr/755-satranc-tahtasindan-bilim-tarihi%e2%80%99ne-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 01:59:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tugay Kececi</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-ilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinen Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[belirsizilik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[Heisenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Laplace]]></category>
		<category><![CDATA[Newton]]></category>
		<category><![CDATA[Satran]]></category>
		<category><![CDATA[Tahtas]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanigelisim.com/wp/?p=755</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu tarihi boyunca,  gerçek ve mutlak bilgiyi elde etmek uğruna sayısız kereler araştırma ve öğrenme süreçlerine girmiştir. Fakat bu tarihi süreç boyunca yaşanan birçok yanlış sapmalar bilimsel ilerleme yer yer sekteye uğratmış, birçok yıllar geriye dönülmesine neden olmuştur...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><font size="4" face="Verdana">&nbsp;</font></div>
<div style="text-align: center; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><font size="4" face="Verdana">Satran&ccedil; Tahtasından Bilim Tarihi&rsquo;ne-1</font></div>
<div style="text-align: center; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><font size="4" face="Verdana">&nbsp;</font></div>
<p style="text-align: center; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt" align="center"><font size="4" face="Verdana"><img style="width: 447px; height: 344px" alt="" align="middle" width="608" height="360" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/satrancyasam.jpg" /></font></p>
<div style="text-align: justify; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-family: 'Tahoma','sans-serif'"><font size="4" face="Verdana">İnsanoğlu tarihi boyunca, ger&ccedil;ek ve mutlak bilgiyi elde etmek uğruna sayısız kereler araştırma ve &ouml;ğrenme s&uuml;re&ccedil;lerine girmiştir. Fakat bu tarihi s&uuml;re&ccedil; boyunca yaşanan bir&ccedil;ok yanlış sapmalar bilimsel ilerleme yer yer sekteye uğratmış, bir&ccedil;ok yıllar geriye d&ouml;n&uuml;lmesine neden olmuştur.</font></span></div>
<div style="text-align: justify; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-family: 'Tahoma','sans-serif'"><font size="4" face="Verdana">Bu yaşanan bilim tarihini daha iyi anlamak adına, dilerseniz beraber, &#8211; tıpkı Feynman&rsquo;ın yaptığı gibi- hayali bir yolculuğa &ccedil;ıkalım. Bir an i&ccedil;in kendimizi daha &ouml;nce hi&ccedil; g&ouml;rmediğimiz bir evin, hi&ccedil; g&ouml;rmediğinizi bir odasında olduğunuzu hayal edin. Şimdi, bu odanın bir k&ouml;şesinde, daha &ouml;nce hi&ccedil; tanımadığınız iki kişi, hakkında hi&ccedil;bir bir bilginizin olmadığı garip bir oyun oynuyor olsunlar. Bu sırada yine kendisi hakkında &ccedil;ok az şey bildiğiniz değerli ev sahibi de, sizin bu oynanan oyunu bir k&ouml;şesinden izleyebilmeniz i&ccedil;in izin vermiş olsun.</p>
<p>Bu bahsi ge&ccedil;en oyunun nasıl oynandığı ve ne gibi kuralları olduğunu, oyunun hangi aşamasından itibaren izlemeye başladığınız gibi benzer pek &ccedil;ok bilgiden yoksun olarak oyunu izlemeye başlıyorsunuz. Oyunun geneline bakacak olursak, iki kişi kare şeklinde b&uuml;y&uuml;k bir alan &uuml;zerinde,iki farklı renkteki k&uuml;&ccedil;&uuml;k kareler &uuml;zerine yerleştirilmiş birbirinden farklı taşları hareket ettirmektedirler. Eğer merakınızı g&uuml;&ccedil;l&uuml; tutar ve izlemeye devam ederseniz, bir s&uuml;re sonra yapılan bu hamlelerin rastgele olmayıp hen&uuml;z tam olarak anlayamadığınız bazı kurala g&ouml;re yapılmakta olduğunuz keşfedeceksiniz. Nitekim oyunun ilerleyen aşamalarında, sonradan adına &ldquo;Fil&rdquo; diyeceğiniz taşın, oyun boyunca hep aynı renkli karelerde hareket ettirildiğini fark etmiştiniz. Bir adım sonrasında ise bu hareketinin &ccedil;arpraz şekilde ve belli bir alan sınırı olmaksızın yapabildiğini keşfetmiş olacaksınız.</font></span></div>
<p style="text-align: justify; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt" align="left"><font size="4" face="Verdana"><img class="" align="left" width="280" height="213" alt="" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/satranc-bilim.jpg" /></font></p>
<div style="text-align: justify; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-family: 'Tahoma','sans-serif'"><font size="4" face="Verdana">İşte bu keşif yolculuğu i&ccedil;inde karşınıza &ccedil;ıkacak ilk tuzak, bu yeni bilgiye dair yapılacak yanlış genelleme olacaktır. Bu bilgiden hareketle diğer t&uuml;m taşarın da &ccedil;arpraz hareket edeceğine dair oluşacak bir yanlış &ccedil;ıkarım, olası pek &ccedil;ok hatayı da beraberinde getirecektir. Neyse ki bu tuzak, &ccedil;ok kısa s&uuml;rede fark edilebilen basit bir sorundur. Diğer taşların da &ldquo;Fil&rdquo; ile birlikte incelenmesi sonucunda bu yanılgıdan &ccedil;ok &ccedil;abuk şekilde vazge&ccedil;miş olacaksınız.</p>
<p>Oyunun izlenmesi devam ederken, birka&ccedil; aşamada, bazı taşların bazı taşlardan daha &uuml;st&uuml;n hareket g&uuml;c&uuml; olduğunu fark edersiniz ki, aslında bunun da ge&ccedil;ici bir yanılgı olduğunu kısa s&uuml;rede &ouml;ğreneceksinizdir. Sonradan adına &rdquo;Piyon&rdquo; diyeceğiniz ve oyunun en zayıf taşı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z bir taşın, yine sonradan oyunun en g&uuml;&ccedil;l&uuml; taşlarından biri olarak anılacak olan ve adına &ldquo;Vezir&rdquo; denilen bir başka taşı yeri geldiğinde yiyebileceğini hayretle keşfedeceksiniz. Bu keşif de sizi bir genelleme tuzağından daha kıl payı kurtulmanızı sağlamış olacaktır.</p>
<p>Oyunun t&uuml;m&uuml;n&uuml; ve devam eden diğer yeni oyunları da izlemeye dair bir merakınızın olduğunu kabul edelim. Nihayet oyunun b&uuml;t&uuml;n&uuml;ne dair &ccedil;ok sağlam verilere ulaşabildiğinizi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz. Oyun boyunca kullanılan t&uuml;m taşların, yerini, adlarını ve nasıl hareket ettiklerini keşfettiniz. Ardından taşların hareket temellerini ve birbirine olan &uuml;st&uuml;nl&uuml;klere dair de &ccedil;ok sağlam teoriler &uuml;retebilmektesiniz. Yani sanki her şeyin nasıl işlediği ve bundan sonra da nasıl işleyeceğini bilmenize &ccedil;ok az şey kaldı diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken birden hi&ccedil; beklenmedik bir şey olur. Sonradan adına &ldquo;Rok&rdquo; denilecek yeni ve beklenmedik hamle karşısında t&uuml;m &ldquo;pozitivist&rdquo; bir anda &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml;ye uğramış ve kendinizi &ldquo;negativist&rdquo; bir ruh hal i&ccedil;inde hissediyor olabilirsiniz. İşte bir kez daha karşınızda o eski bilinmezlik d&uuml;şmanı &ccedil;ıkmıştır.</p>
<p></font></span></p>
<p style="text-align: justify; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt" align="right"><font size="4" face="Verdana"><img class="" align="right" width="345" height="248" alt="" src="http://www.insanigelisim.com/wp/wp-content/uploads/satrancsiyasi.jpg" /></font></p>
<div style="text-align: justify; line-height: 150%; margin: 0cm 0cm 0pt"><span style="font-family: 'Tahoma','sans-serif'"><font size="4" face="Verdana">Bu durum tıpkı y&uuml;zyılın başında yaşamış Laplace adlı bilim insanının, Newton&rsquo;a ve onun fiziğine olan fazlaca hayranlığı sonucu geliştirdiği materyalist g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n akıbetine benzer bir duruma denk d&uuml;şmektedir. Bu bilim insanı, evrende mevcut t&uuml;m maddenin, kanunlarıyla birlikte, momentumları ve etkileşimdeki diğer g&uuml;&ccedil;lerinin bilinmesi halinde ge&ccedil;miş ve gelecek hakkında, olmuş ve olacak t&uuml;m olayları bilmenin m&uuml;mk&uuml;n olacağını s&ouml;ylemektedir. Nitekim bu pozitif (!) d&uuml;ş&uuml;ncenin &ccedil;ıkışından &ccedil;ok fazla zaman ge&ccedil;meden, Heisenberg adlı bir başka Bilim Adamı tarafından yeni ve ilgin&ccedil; başka bir g&ouml;r&uuml;ş ortaya atıldı. Bu arada adı ge&ccedil;en pozitivist d&uuml;ş&uuml;nce sapması y&uuml;z&uuml;nden bilim tarihinde uzun yıllar devam eden bir duruş ve gerileyiş yaşanmış ve hatta bazı bilim insanlarınca artık bilimsel olarak bulunacak yeni bir şeyin kalmadığı bile s&ouml;ylenir olmuştu. Heisenberg&rsquo;le birlikte 1920&rsquo;li yılların sonunda bu pozitivist paradigmanın tam anlamıyla canına okuyan &ldquo;belirsizlik&rdquo; g&ouml;r&uuml;ş&uuml; oyun tahtasında yerini almaya başlamıştır. Artık daha &ouml;nce hi&ccedil; bilinmeyen yeni bir kuralın daha olduğu g&uuml;n y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkmış oldu. Bu Bilim Adamı&rsquo;na g&ouml;re aslında her şeyin, geleceğinin ve hatta şimdisinin bile tam ve b&uuml;t&uuml;n olarak, kesin bir şekilde bilinmesi m&uuml;mk&uuml;n g&ouml;r&uuml;nmemektedir. Yaşanılan her an kendi i&ccedil;inde belli bir oranda belirsizlik i&ccedil;ermektedir. Yani ger&ccedil;ek sanılan hi&ccedil; bir şey aslında tam da g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; gibi olamayabilmektedir&hellip; </font></span></div>
<div style="text-align: justify; line-height: 150%; margin-bottom: 0pt" class="MsoNormal"><span style="line-height: 150%; font-family: 'Tahoma','sans-serif'; font-size: 12pt"><font size="4" face="Verdana">&nbsp;</font></span></div>
</div>

<p class="sayac_bilgi"><li><a href="591" title="1" title="11 May 2012"</a></li></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanigelisim.com.tr/755-satranc-tahtasindan-bilim-tarihi%e2%80%99ne-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Served from: www.insanigelisim.com.tr @ 2012-05-20 12:28:41 -->
